Anasayfa
29 | 07 | 2014
Çok Okunanlar
Son Haberler
Arşiv
Ziyaretçilerimiz
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün129
mod_vvisit_counterDün1569
mod_vvisit_counterBu Hafta1698
mod_vvisit_counterBu Ay49016
DEĞERLİ İNSAN, TANBURÎ BESTEKÂR VEFİK ATAÇ’I ÖZLEMLE ANARKEN… PDF Yazdır ePosta
Ünal TÜRKÖZ tarafından yazıldı   
Çarşamba, 18 Nisan 2012 14:00

Bu makale3170 kez okunmuştur

   DEĞERLİ  İNSAN, TANBURÎ  BESTEKÂR  VEFİK  ATAÇ’I  ÖZLEMLE ANARKEN…

  Ünal Türköz 

          1995 yılıydı.. Mevsim sonbahar, sanırım, eylülün de ilk haftalarıydı..TRT İzmir Radyosunun değerli ut sanatçısı  (Şimdi TRT den emekli) sevgili Necmettin Gülfidana yazıp gönderdiğim ve zarfın üzerine de, sadece, “İzmir Radyosu ut sanatçısı” diye yazdığım o mektubumu  postaya vereli,  ya bir hafta olmuş, ya da olmamıştı.. Yanıtını alıp alamayacağımdan, doğrusu, pek de emin değilim.. Fakat, merakla bekliyorum.. Çalıştığım kurumdaki ofisimde, bir personelimle bulunuyor ve iş konuşuyoruz.. Bir öğle sonrasıydı.. Telefonum çaldı.. Santraldan arıyorlardı.. Görevlinin, o cümlesini hiç unutamam..”Ünal bey, sizi İzmir arıyor.. Bağlıyorum efendim diyor, ben de,  “Bağlayın” diyorum.. Karşımdaki sesi, daha “Alo” der demez, hemen tanıyorum.. “Ünal beyle mi görüşüyorum efendim” diyor, Necmettin Gülfidan. “Benim” diyorum kendisine, heyecanlanarak..  O, hemen ekliyor.. “ Ünal Bey. Mektubunuzu aldım.. Şu anda yanımda, Vefik Ataç bey de var.. Onu birlikte okuduk.. Sizi, radyoya bekliyoruz efendim.” diyor, son derece nazik bir ifadeyle ve devam ediyor ardından.. “İzmir’e, ne zaman gelebilirsiniz?..” İzin alır almaz, hemen İzmir’e gelebileceğimi ifade ediyorum kendisine.. Ama, hem bu sırada olsun, hem de sonraki günlerde, İzmir’e gidinceye değin duyduğum, o sevinç ve heyecan, öylesine büyüktü ki onları, burada anlatmak istesem, herhalde satırlara sığmaz, diyebilirim..

          Sevgili Necmettin Gülfidana yazdığım mektubun konusu şuydu.. Benim, Vefik Ataçla tanışmamda, bana yardımcı olması.. Necmettin Gülfidanla, daha önce tanışıyormuyduk ?.. Hayır, onunla da tanışmıyorduk.. Fakat, herhalde, onu, TV ekranlarından sürekli izlediğim, “ud”unu da severek dinlediğim için, onu kendime daha yakın hissetmiş olmalıydım ki, mektubu, doğrudan ona yazmayı, uygun gördüm nedense.. Sıkıntım ise, şuydu.. Yıllardır tanbur çalıyordum.. İstanbul’da, üniversitenin son yılında, Radyoda uzun yıllar tanbur çalmış olan, hocam Talât Beyden, Türk Musikîsi Nazariyat Dersleri almış, fakat, “tanbur” dersleri alamamıştım.. Dediğim gibi, üniversitede son yılımdı.. Ayrıca, tanbur dersleri alacak,  zamanım da yoktu.. Tanbur  ise, zor bir sazdı.. Zaman zaman içimde, bir mutsuzluk  duygusu duyuyordum.. Onu hem çalarken, hem de çaldıktan sonra oluyordu bu.. Bazen de tersi oluyordu..Yani sonuçta,  tanbur icrasında karışık duygular içindeydim..Buna, bir türlü tatminsizlik desek, her halde daha doğru olur.. İyi çalmaya, olağan üstü çaba gösteriyordum..Fakat, “Ben, tanburu ne kadar çalabiliyorum ?” sorusu, yıllardır kendi kendime  sürekli sorup durduğum bir soruydu, bu sorunun yanıtını, artık almam  gerekiyordu.. Yakın çevremde, bu çalgıyla ilgili hiç kimse de olmadığı için, en doğru yolun,  İzmir Radyosu ve TV’ nunda, zaman zaman kendisini dinlediğim, Vefik Ataçla diyalog kurmamın, ne yapıp edip, onunla tanışmamın, daha yerinde olacağına, kendime inandırmıştım.. Sevgili Necmettin Gülfidan’a yazdığım o mektubun satırları arasında,  işte, hep bunlar yazılıydı…

        O zamanlar, İzmir Radyosu, Fuarda yani, Kültür Parkın içindeydi.. Tam kararlaştırdığımız gün ve saatte, sevgili Necmettin Gülfidan ve sevgili insan, nur içinde yatsın, Vefik Ataç ‘la Radyo da buluştuk, beni orada bekliyorlardı.. Her iki değerli insanın, sanki kırk yıllık dostlarıymışım gibi, beni, İzmir’de karşılamış olmalarını, o gün bu gün hiç unutamam…

        Kısa süren bir ayaküstü sohbetinin  ardından,  bir salona geçtik.. Beni, o ara,  henüz oraya gelmiş bulunan, değerli Udi ve Bestekâr Sayın Yılmaz Yüksel Beyle de tanıştırdılar.. Şu anda, isimlerini sayamayacağım, daha birçok  saz sanatçısı ile de, ilk orada tanıştım..

        Oturduğumuz masada, tam karşımda Necmettin Gülfidan, yanında da merhum Vefik Ataç var.. Masada başkaları da bulunuyordu.. Birlikte konuşuyoruz.. Bir ara, Vefik Beyin, masadan aniden kalktığını gördüm.. Masadan kalkmış ve ayrılmıştı.. Aradan daha, bir kaç dakika bile geçmemişti ki, birden, sol omzuma bir el dokunmuş ve sonra da, bir “Tut!” sesiyle irkilmiştim.. Seslenen, Vefik Ataç’tı, “Tut” dediği ise, herhalde, yakınlardaki dolabından getirdiği “tanbur”u idi.. Çok şaşırmıştım.. Yine yerine oturdu ve ceketinin cebinden, bu kez, cüzdana benzer bir kutu çıkardı.. Kapağını  açtı ve içinden bir “mızrap” çıkarıp, onu  bana doğru uzattı.. Bu bir, tanbur mızrabıydı.. Kısa bir sessizlik oldu bir anda.. Herkes bekliyordu.. Biri, bir şey yapmalıydı.. O şeyi yapacak olan da, bendim.. Tanburu kucağıma aldım, o an içimden, “Hicaz” bir taksim yapmak geldi ve onu yaptım.. Taksimi tamamladıktan hemen sonra, hiç kuşkusuz, dönüp yüzüne baktığım ilk insan, elbette ki, sevgili “Vefik Ataç” tı.. Onun, hemen oracıkta, söylediği şu sözlerini, bu güne değin, hiç unutmadım, ömrüm boyunca da, unutmama imkân yok.. ”Benim sana öğretebileceğim bir şey yok.. Sen, bu işi zaten biliyormuşsun Ünal” deyişini, insan, nasıl unutabilir ki?..

        Sevgili Vefik Ataçla, sonraki zamanlarda  da bir çok kez, yine birlikte olduk İzmir’de. . Çok sevdiğim ve değerli insan, Sevgili Ejder Güleçle de, onun sayesinde tanıştım ve dost oldum.. Birlikte, Güleç’in o zamanlar, “İkiçeşmelik” teki atölyesinde,  Müziğimizi  ve tanburu konuştuğumuz, çok tatlı anılarımız olmuştu…

 Ne derler?…Bakî kalan, bu kubbede, bir hoş sedâ imiş…

         Ölüm yıldönümünde, değerli dostum, iyi insan, tanburî ve bestekâr Vefik Ataç’ı saygı, sevgi ve rahmetle anıyorum.. Nur içinde yatsın…  

                                                                                             Esenlik dileklerimle. Hoşça kalın