Anasayfa Bölüm Bloğu Tarihçe AKDAĞLAR’ dan KIZLARSİVRİSİ’ ne TOROSLARIN KALBİ: GÖMBE YAYLASI
24 | 04 | 2014
AKDAĞLAR’ dan KIZLARSİVRİSİ’ ne TOROSLARIN KALBİ: GÖMBE YAYLASI PDF Yazdır ePosta
Nail DUMAN tarafından yazıldı   
Perşembe, 12 Ağustos 2010 09:13

Bu makale3474 kez okunmuştur

AKDAĞLAR’ dan KIZLARSİVRİSİ’ ne

TOROSLARIN KALBİ: GÖMBE YAYLASI

 
GÖMBEDEN DE KÖMÜR GÖZLÜM GÖMBE’ DEN,FİSTAN GİYER ALLISINDAN, PEMBEDEN.SÖZLEŞİR, KAVİLLEŞİR DE GELİRMİŞ,ÇARŞAMBADAN ve HATTA PERŞEMBEDEN…Değerli okurlar, yıllardır içimde ukde olarak kalan ve aylardır da gidip görüp yazacağımı sizlere muştuladığım Batı Toroslar merkezli gezi ve izlenimlerim sonunda gerçekleşti. Ünlü devlet adamı İtalyan komutanın “VENİ VİDİ VİCİ “ dediği gibi ben de “ GİTTİM-GÖRDÜM-YAZDIM!” diyebiliyorum şimdi.Gidiş-geliş dört yüz km. 200 km. de oradaki turlar olarak Perşembe öğleden sonra, Cuma-Cumartesi ve Pazar sabahına kadar süren yaklaşık dört günlük ve 600 km. lik Batı Torosların zirveleri konulu bu gezi-izlenim-araştırma-röportaj türü uzun soluklu yazım, anlaşılan ancak bir dizi halinde anlatılıp işlenilebilecek. Sizi ilgilendiriyorsa buyurun, bizi izlemeye devam edin.06.08 2010 günü Gömbe’ de Köyceğiz METEM’ den öğrencimiz Serkan TÜRKMEN’ in babası Arif TÜRKMEN’ in kasabanın üst yamacında konuşlanmış evinde uyandığımda saat 05.00 sularıydı ve ortalık kör karanlıktı. Önce uzun uzun ve etkili bir sabah ezanı okundu, yankılandı arkalardaki dağ vadilerinde, arkasından horozlar koro halında bir sabah şarkısına başladılar. Balkona çıktım ve Dalyan’ ın yapış yapış sıcaklarına inat, Gömbe Yaylası’ nın çelik gibi ayazını ciğerlerime çekiyorum.Şu an Gömbe’ de dünkü hafta sonu pazarı ve Panayır curcunasından eser yok. Sanki derin bir sessizliğe gömülmüş GÖMME, pardon GÖMBE. Kitap ya da gazetem olmadığı için oyalanacak bir şeyim de yoktu. Yapılacak tek şey çıkıp çevreyi gözlemlemekti. Arka taraftaki su deposunun ve vericilerin olduğu tepeye tırmandım ve sisler altındaki Gömbe Ovasını, arka taraflardaki başı göklere uzanan Akdağlar’ın zirvelerini, Uçarsu’ yu fotoğraflamaya çalıştım. Önceleri yoğun bir sis tabakasından dolayı bu pek mümkün olmadı. Çünkü 1200-1300 rakımlı, yemyeşil meyve bahçeleriyle dolu bu büyük ovayı görmek ve fotoğraflamak öyle pek kolay değildi. Dakikalar ilerledikçe çevreyi saran sisler yavaş yavaş beyaz bulutlar halinde göğe yükselip zirvelerde toplanmaya başlayınca evler, ağaçlar ve tepeler de açığa çıktı. Gözünün alabildiği her yer;  elma-armut-vişne-kiraz-ceviz bahçeleri ve sıra sıra sipsivri servi ağaçlarıyla bezenmiş. Uzaklarda ve yükseklerde Torosların zirvelerinde top top ak bulutların gölgeleri düşmüş belirli-belirsiz yamaçlara.Aylardır kurguladığımız Gömbe yolculuğu, nihayet 5 Ağustos Perşembe günü sıcak bir havada Dalyan’ dan Düldülümüze binip çıkmamızla başladı. En büyük korkumuz yola çıkınca asfaltın yüzümüze vurup bir alev gibi yüzümüzü dalayacak olan Ağustos sıcaklarıydı. Şansa bakın ki daha bu sabah gökyüzüne dört bir yandan bulutlar yükselmiş ve çevrede az da olsa biraz serinlik oluşmuştu. Yani çoğu yerde olduğu gibi yine başımızın üzerinde bir bulutla yola çıkmıştık. Ne de olsa serde “EREN! lik vardı. Gölgeli bir havada başlayan Gömbe yolculuğu bir saat sonra Fethiye/Karaçulha’ da Ramazan KIVRAK’ ın obasına uğramamızdan dolayı kesintiye uğradı. Obada KIVRAK’ ın kendisi olmadığı için emanetimizi oğlu Ali’ ye bırakıp birer soğuk gazozunu da içerek “YOLCU YOLUNDA GEREK!” deyip yolumuza devam ettik. ZORLAR’ dı, PINARA’ ydı, EŞEN’ di, KINIK’ tı derken bir de baktık ki KALKAN’ dayız. Kasabanın içinden sola sapan yol, daha sonra sağa dönerek incecik bir ip biçiminde kıvrıla kıvrıla, döne dolaşa Torosların böğrüne doğru ağmaya başladı. Hem yol alıp hem manzara izleyelim, bakalım Kalkan’ ın , Meis’ in kuşbakışı görünüşü nasılmış diye sağa-sola bakayım derken birden kendimizi bembeyaz bir pamuk yığınının içinde bulmaz mıyız!?? Aaaa!!, O da ne? Allah korusun, kaza falan yapıp bembeyaz bir şeylerin içine yuvarlandığımızı sandık. Meğer sislerin içine dalmışız. Bu sisler gittikçe yoğunlaştı ve birinci vitese kadar düşüp önümüzü görebilmek için gözlerimizi dört açmak zorunda kaldık. Neyse beş-on dakika kadar sonra Sarıbelen diye bir düzlüğe  gelince ortalık açıldı da sağımızı-solumuzu görebildik. Buradaki beş-on dakikalık bir moladan sonra oradaki yaylacılara yol sorup tepelere doğru tırmanmaya devam ettik İncecik bir asfalt bizi alıp götürüyordu bilmediğimiz bir âleme doğru. Bu arada Gömbe’ de bizi bekleyenler arayıp nerede olduğumuzu sordular. Gelmekte olduğumuzu bildirip hızla yolumuza devam ettik çünkü artık yokuşlar bitmiş yayla düzünde yol alıyorduk.    Sarıbelen’ den sonra yol kıyısındaki levhada Elmalı: 88 km. yazıyordu. Gömbe’ye de 40 km. kadar vardı. Artık geçtiğimiz yollardaki kızılçamlar karaçama dönüşüyor, anlıyoruz ki 1000 metrenin üzerindeyiz. Biraz sonra da 1080 rakımlı BEZİRGAN BELİ’ inden geçiyoruz. Biraz sonra da belki de dünyanın en güzel orman manzaralarından birine tanık oluyoruz. Bu manzara, çevre yamaçlarda sıralanan kalem gibi ipincecik ve bir o kadar da sık ve düzgün ağaçlardan oluşan sedir ormanlarının manzarasıdır. Hem yol alayım hem manzara izleyeyim derken bir rüyâya dalıyoruz. Bu rüyadan bizi yanımızdan tozumuzu alarak “ vııızzzzttt!!” deyip geçen bir araç uyandırıyor. Bakıyoruz ki yolu ortalamışız, haddimizi bilip hemen şeridimize çekiliyor ve daha dikkatli olmaya çalışıyoruz.Boru değil bu, Toros Dağları’ nın zirvelerindeyiz.1200-1300 metre rakımda, çelik gibi dağ havasında ve yemyeşil ve bir o kadar da gür çam ormanları içerisinde, çelik kanatlar üzerinde bilinmeyen bir âleme doğru gönlümüzce yol alıyoruz. Deli eder insanı bu atmosfer, bu yol, bu hava, bu hayat. Yaşanmaya değmez mi, adrenalininiz yükselmez mi hiç?  Tabi ki mutluluktan uçarsınız, biz de öyle yaptık. Dalyan’ dan çıktığımızda km.miz 327 idi, şimdi 527 olmuş. Birden yolumuzu yemyeşil bir su kütlesi kesiyor ve az sonra bunun GÖMBE BARAJI olduğunu anlıyoruz ve karşımızda Ak Dağların yamaçlarına yaslanmış meyve bahçeleri içerisindeki Gömbe kasabasını görüyoruz. Baraj setinin üzerinden kasabaya giden yolun başındaki levhaların önünde durup fotoğraf çekiliyor ve bekleyenlere geldiğimizi bildiriyoruz. Yol kıyısında Arif Bey’ i ararken kasabanın görevli Jandarması bizi durduruyor; ehliyet/ruhsat ve kimlik soruyor. Evrakın daha yarısını göstermişken komutan bizim donanımımızı fark ediyor ve “ sizin eksiğiniz yoktur, buyurun devam edin!” diyerek yol veriyor. Tam da oradan ayrılırken Arif Bey geliyor ve bizi peşine takıp mahallenin üst tarafında yamaca yaslanmış evine götürüyor. Artık saat akşamın 20.00 sularıdır. Ben yol boyunca Toros Dağları’ nın çelik gibi rüzgârlarına yiğitçe bağrımı açarken hanım arkada üşümüş, gelir-gelmez üzerine bir hırka alıp oturdu. Hatta akşam yemek dahi yiyemedi ve gidip erkenden yattı. Sıfır rakımdan ve mayıştırıcı bir havadan birden 1300 rakımının çelik gibi havasına çıkınca garibim çarpıldı zahir…Eve gelince ilk işimiz öğrencimiz Serkan’ ı kızdırmak olacaktı. Öyle de yapmaya çalıştık ama başaramadık. Bakın neden?  Çocuk, çalıştığı iş yerinden izin alıp eve gelip de karşımıza dikildiğinde bizi ilk defa görüyormuş gibi hiçbir tepki vermeden bakakaldı. Biz de güya onu kızdırmak adına “Yaa, Serkan! Gömbe’ yi o kadar da çok övüyordun ama biz hiç beğenmedik. Bir kere yolları çok bozuk, ikincisi kasabanız da o kadar güzel değil!” diyerek ikimiz birden yüklenince çocuk bir süre daha bize baktı ve bizi şok eden şu sözleri aynı ses tonu, aynı vurgular, aynı diksiyon, aynı bakış, aynı tebessümle ve yavaşça “Ben Serkan değil, Erkan’ım!” dedi. Dedi ama bizde de film koptu, dumurda uğradık, yalnızca “Yaaa!!” diyebildik ve bu kez de şaşırma sırası bize geldi. Meğer çocuk, bizi Erkan’ın bakışlarıyla bakıp  Serkan’ ın beyniyle görmüştü sanki. Serkan’ ın bir ikizi olduğunu ve Afyon’ da okuduğunu biliyorduk. Kendimize gelince ilk sözümüz, “Oğlum, insan ikiz olur ama bu kadar mı ikiz olur? Siz, birbirinizin renkli fotokopisi gibisiniz” diyerek hayretimizi dışa vurmaya çalıştık. Artık Serkan’ ı da Erkan’ ı da tek kişi gibi görmeye başladık. Çünkü ne görünüşlerinde, ne ifadelerinde öyle ayırıcı bir fark yoktu. İlk gördüğümüz fark Serkan’ ın biraz boyu uzamıştı. Oysa biraz sonra asıl Serkan geldiğinde boyu uzayan Serkan değil, Erkandı. Serkan’ın da kilosu biraz fazlaydı, yani genişlemesine bir fark vardı. Daha sonra tanıştığımız güleryüzlü, pek tatlı nineleri bile “Çocuklardan biri gelip gitti ama, Serkan mıydı yoksa Erkan mıydı bilemiyorum!” diyordu. Maceramız S Ü R E C E K.  YEŞİL DALYAN’ dan Sevgilerle.