EVET HAYIRDAN SONRA

EVET HAYIRDAN SONRA

Geçmiş yıllarda TRT kanallarında EVET HAYIR diye bir program vardı. Sunucu Erkan Yolaç, bu iki kelimeyi katiyyen kullanmayacaksınız; derdi. Yarışmacılardan birisi kazayla evet demiş olsa, Erkan Yolaç, evet dediniz diye adam boyu zıplar, “İzmir marşıyla” yerine gönderirdi.

16 Nisan günü anayasamızın 18 maddesi adı altında;aslında tamamına yakın maddelerini değiştirecek olan halk oylaması yapıldı. Bu bir evet-hayır yarışmasıydı.

Hiç kimsenin 18 madde hakkında bir bilgisi yoktu.

AKP önderleri meydanlara çıkıp “vur abalıya” misali Sn. Kılıçdaroğlu’na yüklendiler.

Sanki oylanan Türkiye’nin kaderi değil, CHP Genel Başbakanı Kılıçdaroğlu’ydu!

Olağanüstü hal kapsamında devletin bütün imkanları seferber edildi.

Medya onların elindeydi. Devlet kesesinden 39 defa muhtarlar sarayda misafir edildi.

Türkiye’deki gençlere 18 milyon mektup yazıldı.

Valiler kaymakamlar, bir çok devlet memurları “evet”e çalıştı.

Sonuç kıl payı farkla evet önde çıktı.

AKP’nin Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, sunucu Erkan Yolaç gibi sevincinden 2 metre zıpladı mı bilemiyoruz. Artık kim ne derse desin, 80 milyonun kaderi onun elindeydi.

İsterse demokrasiyi ayaklar altına alabilir; federasyona giden yolun önündeki engelleri kaldırabilirdi! Zaten Başbakanlığı zamanında federasyon fikrine sıcak baktığını açık açık söylemişti.

16 Nisan akşamı daha seçim sonuçları açıklanmadan hem Başbakan, hem Sn. Cumhurbaşkanı balkona çıkıp çok güzel konuşmalar yaptılar. Ağızlarından bal damlıyordu. Herkesi kucakladıklarını söylediler (!)

Oysa daha önce meydanlarda, Televizyon ekranlarında söyledikleri yenilir yutulur şeyler değildi. Onlara göre Hayır oyu verecekler birer vatan hainiydi! Teröristti!.. Çukurdu!..

FETO’nun değirmenine su taşıyanlardı!... CHP’nin Genel Başkanı onlarla aynı vagonun yolcusuydu!..

Bütün bunları duyduktan sonra yerel bir gazetenin köşe yazarı olarak, Türkiye’nin az çok bilinen bir şairi olarak ben bunlardan hangisi oluyordum? Oylamada hayır diyeceğim belliydi.

Öyleyse ben;

Vatan haini olabilir miydim?!

Terörist olabilir miydim?!

Fetocu olabilir miydim?!

Hele çukur mukur olabilir miydim?!

Burada Süleyman Nazif geliyor aklıma.

Bilindiği gibi Süleyman Nazif Osmanlı’nın son döneminde Bağdat valiliği yapmış, aydın bir adamdır. Nükte ve hazırcevaplığıyla ünlüdür.

Bir gazetenin başyazarlığını yaparken devlette bir işi düşer. Tam merdivende bir arkadaşına rastlar:

“Hayrola nereye?” diye takılır. Öteki:

“Başbakana çıkacağım” der.

Süleyman Nazif bu! dilini tutamaz. Der ki:

“O adama çıkılamaz, inilir. Çünkü o bir çukurdur…”

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI