EVLİYÂLAR/ENBİYÂLAR DİYARI URFA’ dan SINIR BOYU ’na; HARRAN’ dan VîRANŞEHİR’ e VER GELSİN MARDİN/MİDYAT...

EVLİYÂLAR/ENBİYÂLAR DİYARI URFA’ dan SINIR BOYU ’na;  HARRAN’ dan VîRANŞEHİR’ e VER GELSİN MARDİN/MİDYAT...

                Eskiden olaylar ya da bir yer anlatılırken şöyle başlanırdı: “RAVİYÂN-I AHBÂR ve NAKİLÂN-I ASÂR ŞÖYLE RİVÂYET ve HİKÂYET EDERLER KİM!:”

(Yani; anlatanlar ya da nakleden eserler şöyle anlatırlar/derler ki:)

Değerli okurlar,  Urfa/ GÜLİZAR’ da(otel) kahvaltımızı yaptıktan sonra hemen çarşıya çıkıyor ve rehberimizin önderliğinde önce merkezdeki BALIKLI GÖL’ e (HALİL-ÜR RAHMAN GÖLÜ’ ne)  uğruyoruz.  Burası ile ilgili anlatılan önemli rivayetten söz etmeden geçemeyeceğiz: “M.Ö. 2000 yıllarında yaşayan Hz. İbrahim, dönemin URFA KRALI, NEMRUD BİN KENAN’  ın İlahlığını reddedip putları kırınca Kur an-ı Kerim,  Enbiya suresi 68. Ayette belirtildiği üzere;  Onlar: “ Bir şey yapacaksanız şunu yakın da Tanrınıza yardım edin” dediler.  Şu anki gölün bulunduğu alanda büyük bir meydan ateşi yakılmış, alana hâkim bir yer olan DAMLACIK DAĞI’ ndan yani URFA KALESİ’ nden Hz. İbrahim bir mancınıkla ateşe atılmış. Enbiya suresi 69. Ayetinde belirtildiği üzere “Biz de dedik ki: “Ey ateş, İbrahim’ e karşı serin ve selâmetli  ol!”  Bu emir gereğince ateş serin ve selâmetli olmuştur. Bu rivayete göre ateş: su, odunlar ise balık olurlar. Hz. İbrahim’ in düştüğü yerde de bu göl oluşur ve çevresi gül bahçesine dönüşür. Göl içerisindeki balıklar kutsal kabul edildiğinden yenilmesi yasak ve günahtır. Hemen devamında MEVLİD-İ HALİL MAĞARASI’ nı ziyaret ediyoruz. Burasının da rivayetini anlatmak elzem oldu. Bilindiği üzeri MEVLİD: “KUTLU DOĞUM” demektir. Hz. İbrahim’ in bu mağarada doğduğuna inanılmaktadır. Bir inanışa göre kâhinler, KRAL NEMRUD’ a dinini ve tahtını  yıkacak bir çocuğun doğacağını haber verdiklerinde; NEMRUD, o yıl doğacak tüm çocukların öldürülmesini emreder. Bu sırada hamile olduğunu anlayan Hz. İbrahim’ in annesi, NUNA HATUN, bir müddet hamileliğini gizledikten sonra doğum günü yaklaşınca gizlice bu mağaraya sığınır ve Hz. İbrahim’ i burada dünyaya getirir. Sonra da her gün gizlice gelerek O’ nu emzirir. Yine bir rivayete göre ayrıca bir ceylan da gelerek her gün O’ nu emzirmektedir. Hz. İbrahim, 15 ay kaldığı bu mağaradan 15 yaşında bir genç görünümünde çıkar. Ardından da SAKAL-I ŞERİF-İ ziyaret ederek ayrılıyoruz.  Bu tarihi alanların devamında URFA BAHARATÇILAR ÇARŞI’ sını geziyoruz. Yer/gök her yer baharat… Herkes bir şeyler almak için çarşıda dağılıyor. İki saatin sonunda yine merkezde sözleştiğimiz alanda buluşup aracımıza doluşarak AKÇAKALE SINIR KAPISI’ na doğru yol alıyoruz. 30/40 km. kadar bir yoldan sonra sınıra doğru yaklaşıyoruz. Burada öncelikle SURİYELİLER’ in iskan edildikleri binlerce çadırı görüp fotoğraflıyoruz. Devamla sınıra kadar ilerliyor, üzeri dikenli tellerle berkitilmiş beton bariyerleri görüyoruz. AKÇAKALE SINIR KAPISINDA kimsecikler yok. Biraz daha ilerleyip bir sınır karakoluna doğru yaklaşıyoruz.  Sınırda “DUR” KİMDİR O, YASAK HEMŞERİM YASAK! “ diyen bir asker görmeyi umarken böyle bir görüntüye rastlamıyoruz. Aracımızı karakolun dibine kadar yaklaşıyor ve Rehberimiz inerek askerlerden birine “ Öbür tarafı görebilir miyiz, kuleye çıkabilir miyiz?” mealinde bir şeyler soruyor. Ama asker, “olmaz!” diyor. Dönüyoruz. Halinden, tavrından küçük, yoksul bir sınır kasabası görünüşüne hâkim sokak aralarında ilerleyerek sınırı geldiğimiz gibi terk ediyoruz. Dönüşte HARRAN ÜNİVERSİTESİ harabelerine uğruyor ve orada inerek küçük bir tepeye doğru tırmanıp harabeleri yüksekten izleyip görüntülüyoruz. Rehberimiz,  Mehmet KIZIL diye bir genci çağırıp bize rehberlik yapmasını öneriyor. Mehmet,  yılların verdiği alışkanlıkla bize HARRAN’ ın mazisini özetliyor: “ Bu höyük ve çevresi, tarih öncesi çağlardan bu yana HALAF/UBEYD/URUK/TUNÇ ÇAĞLARI/HİTİT/HURRİ/MİTANNİ/ASUR/BABİL/HELENİSTİK/ROMA/BİZANS ve İSLAM DEVRİNDE: EMEVİLER/ABBASİLER/FATİMİLER/ZENGİLER/EYYUBİLER/SELÇUKLULAR gibi önemli uygarlıkları sinesinde barındırmıştır. Kazılardan elde edile eserler ŞANLI URFA MÜZESİ’ nde sergilenmektedir. Harran, Hz. Adem’ in Hindistan’ dan gelip yerleşerek çiftçilik yaptığı bereketli bir ova. Harran, NUH TUFANI’ ından sonra kurulan ilk şehirlerden biri. HARRAN, Hz. İbrahim’ in büyük dedesinin ve Amcasının adı. Hz. İbrahim’ in ateşten kurtulduktan sonra sığındığı ve bir süre ikamet ettiği şehirmiş.  Daha neler neler… (araştırın).  Kısacası HARRAN, EVLİYALAR ve ENBİYALAR DİYARI… Ardından da aracımıza doluşarak yörenin yerel evleri olan kubbeli kerpiç evlerden oluşan bir mahalleye götürüyor Mehmet bizi. Burası KIZILLAR’ ın oluşturduğu bir KÜLTÜR EVİ. İçerisi küçük küçük odacıklardan oluşan karmaşık bir lâbirentler karmaşası… Yerel giysiler, el/ev eşyaları, incik/cincik türünden oluşan hediyelik eşyalar koleksiyonları ile dolu. Mehmet, bize odaları, bölümleri, envâi çeşit eşyayı gösterdikten sonra orta alanda genişçe bir yere getiriyor. Burası dinlenmek, bir şeyler yiyip/içmek için hazırlanmış bir alan. Oturup çay/kahvelerimizi içerken laflıyoruz. Mehmet’ in gayet düzgün bir aksanla konuştuğunu görünce “ Mehmet, senin aksanın nerede?” diye soruyorum. Garip bir biçimde yüzüme bakıyor? Sonra beni anlıyor ve “ Aksan kalmadı bizde HOCAM” diyor. Mehmet, İstanbul’ da HUKUK okuyormuş, ailesi buranın ileri gelen ailelerindenmiş, uzun yıllardır da burayı işletip ziyaretçilere rehberlik ediyorlarmış. Adres-telefon alıp veriyoruz. Bize geleceğine söz veriyor Mehmet! Ayrılıyoruz oradan da. Her ne kadar bahar olup çevre yeşermiş olsa da ucu bucağı belirsiz bu kurak alanlardan aracımız hızla uzaklaşıyor. VİRANŞEHİR’ e doğru yol alıyoruz. Aracımızın radyosu/teybi bize her ile girerken oranın ünlü türkülerinden birini seslendiriyor. (URFALIYAM EZELDEN/GÖNÜL GEÇMEZ GÜZELDEN) Öyle ayarlayıp düzenlemişler ve yolcularına sunuyorlar. Zaten araç şoförümüz de yöreden/İskenderun’ lu. Bu türkülerin eşliğinde el çırpıp eğleniyor olsak da aslında her biri birer AĞIT…  Bu da bize has bir özellik:  “DOMDOM KURŞUNU”  söyleyip eğleniriz ya!...

“MARDİN KAPI ŞEN OLUR/DİBİ DEĞİRMEN OLUR/ BURALARDA YAR SEVEN/ÖLMEZ AMA VEREM OLUR!” VAY! VAY! VAY! VAY Kİ VAY… Öğle sonu Yeni MARDİN’ i hızla geçip biraz yokuş tırmanarak ESKİ MARDİN’ e duhul eyliyoruz. Daha girişte Mardin, bizi yerel volkanik kesme taşlardan oluşan otantik yapılarıyla karşılıyor. Daha girer/girmez sol yandaki kalenin altında küçük bir otoparka aracımızı bırakarak aynı taşlarla döşeli, çevresi giysi ve özellikle de baharatçı/ kuru yemişçi/gümüşçü atölyeleriyle dolu dar bir yokuşa tırmanmaya başlıyoruz. Tek yönlü ve araçların işlediği bu daracık yol neredeyse insanlardan geçilemez bir halde. Burayı görmeden “Bu insanlar, bu taşların arasında nasıl yaşarlar, ne yerler, ne içerler diye düşünürdüm. Görüp anladım ki yeni Mardin, aşağıda HARRAN OVASI’ na doğru yayılıp/serpilip gider. Eski MARDİN’ in çarşısı da insandan, dükkânları müşteriden geçilmez halde. Fıstık çeşitlerinden badem şekerlemelerine, TELKÂRİ ürünlerine kadar bin bir çeşit gıda ve baharat/çerez ürünleri gani gani sergilenmekte. Evliya ÇELEBİ’ nin eserinde sözünü ettiği robotlar her köşe başındaki baharatçı ve kahve satan reyonlarda güm güm kahve dövmeye devam etmekteler. Zencefilli, tarçınlı unlu/gıda mâmülleri bol bol sergilenmekte ve satılmakta.  Rehberimiz, gittiğimiz yolun orta yol olduğunu, daha yukarıda ve aşağıda da paralel birer yol daha olduğunu bize anlatıyor. En kalabalık ve işlek yol burası imiş. Oldukça kalabalık. Yanlarda aşağılara inen ve yukarılara tırmanan taş merdivenler almış başını gider. Sokağın sonuna doğru birbirinden güzel ve otantik minareleri, kuleleri görüyoruz. Burada minareler daha estetik ve sanat değeri yüksek eserler, öyle minareleri de ahşap değil; taştan ve çok da estetik açıdan işlemeli, motifli biçimlerde yontulmuşlar. ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ MESLEK YÜKSEKOKULU öğrencilerinin işlettiği bir bölüme tırmanıyor ve HARRAN OVASI ’na daha bir yüksekten bakıyoruz. Her yer taş, her yer bina/yapı/eski eser… Ama bunlar insanı öyle sanıldığı gibi sıkmıyor. Her bir taşında insanın emeği, alın teri,  düşüncesi, kültürü, yaşam ögesi işlenmiş… İnsanı çekiyor kendisine, alıp götürüyor bir başka âleme… belki tarih öncesine, belki daha başka diyarlara, başka alemlere. Taraçalardan birine oturup dinlenip kahvelerimizi içiyoruz. Buranın o menengeçli (sakız) kahvesi pek de pahalı değil: 6 lira… Mardin’ in havasını almaya, kültürünü anlamaya, sindirmeye çalışıyoruz. Fotoğraflarla da ölümsüzleştirmeye çalışıyoruz. Sonra da aynı sokaklardan geriye dönerek özel ürünlerinden ve hediyeliklerinden elimizin erdiği gücümüzün yettiğince birer ikişer alarak MARDİN ruhunu bir nebzecik olsun beraberimizde getirmeye çalışıyoruz. Akşam konakladığımız GRAND/YAY oteli oldukça modern ve rahat bir otel oluyor.  Ertesi günü ovadaki MODERN MARDİN’ den ayrılıp MİDYAT’ a doğru yol alırken yolumuzun üzerindeki DEYR ÜL ZAFARAN MANASTIRI’ na uğruyoruz. Türkçesi:  SAFRAN KİLİSESİ. ..  Zamanında buralarda çok değerli safran tarlaları varmış ve kaliteli safranlar yetiştiriliyormuş. İsa’ dan sonra 5. y,y, da inşa edilmiş ve SÜRYANİ KİLİSESİ’ nin önemli  merkezlerinden biriymiş. 1932 yılına kadar 640 yıl boyunca SÜRYANİ Ortadoks Patriklerinin ikamet yeri imiş. Bu manastır, M.Ö. Güneş Tapınağı olarak yapılmış, sonra da Romalılarca kale olarak bir kompleks üzerine inşa edilmiş. Burası SÜRYANİ kiliselerinden biri olarak görev üstlenmiş. Hatta bölgeye ilk matbaayı getiren kişi de yine bu manastırda Patriklik yapan ve 1895’ te vefat eden 4. PETRUS muş. 1874 yılında İngiltere’ ye yaptığı bir ziyaret sırasında satın aldığı matbaayı 1876 yılında bu manastıra getirtmiş. Matbaada 1969 yılına kadar başta SÜRYANİCE olmak üzere Arapça, Osmanlıca ve Türkçe kitaplar ile 1953’ e kadar ÖZ HİKMET adıyla aylık bir dergi basılıyormuş. Burada matbaadan bir parça sergilenmektedir. Diğer parçalar da Mardin Müzesinde sergilenmekteymiş. Manastır, bu gün SÜRYANİ KİLİSESİ ’nin dini merkezlerinden biridir.  Oradan hareketle doğru MİDYAT’ a varıyor ve hemen kaleye tırmanıyoruz. Yine kahverengi taşlarla yapılmış binalar, kaleler, kuleler, yapılar, yapılar, yapılar… Burada TELKÂRİ İŞÇİLİĞİ ( ince gümüş işçiliği) çok önemli... Hatta “MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ/MİDYAT MESLEK YÜKSEK OKULU TELKÂRİ   ATELYESİ bulunmakta. GELECEK BÖLÜMLERDE BULUŞMUK UMUDUYLA SEĞ ve ESEN KALINIZ.

 
YAZARIN DİĞER YAZILARI