GÖKOVA’NIN TURKUAZ MAİSİ SULARINDA KOY KOY ADA ADA BİR SERENCAM

GÖKOVA’NIN TURKUAZ MAİSİ SULARINDA KOY KOY ADA ADA BİR SERENCAM

            Değerli okurlar, yine yollarda, yine denizlerdeyiz. Bilindiği üzere bu gezilerimizin başlıca üç ana amacı var: İlki yurdumuzu/coğrafyamızı tanımak, ikincisi bel fıtığından muzdarip olduğumuz için doktorların tavsiyesi olarak denizlerde/göllerde bol bol sırt üstü yüzerek bel kaslarını güçlendirmek, üçüncüsü de gezip gördüklerimizden konu çıkartıp siz okuyucularımıza bilgi vermek, bizimle birlikte gezip görmenizi sağlayarak ülkemizi tanıtmaya ve gezip görmeye özendirmek… Gökova, ünlü denizcilerimiz Halikarnas Balıkçısından Sadun BORO’ ya, Yaman KORAY’ dan Şadan  GÖKOVALI Hocamıza kadar pek çok ünlü yazar, sanatçı ve turizmcinin boy gösterdiği, yazdığı, çizdiği, gezdiği bir iç denizimizdir. Gökova bir rüyadır, Gökova, bir hayaldir, Gökova, bir destandır, Gökova, gezilesi, görülesi, yaşanası bir cennettir. Ülkemizin en güzel köşelerinden biridir. Gökova dünyanın gözünü diktiği bir yerdir. Burnumuzun dibindeki bu güzel coğrafyamızı tanımak/tanıtmak en önemli görevlerimizden olmalıdır.

                Akyaka’dan, Marmaris’ten, Göcek’ten hatta Fethiye’den, Bodrum’dan kalkan günlük/haftalık turlar bu güzel kıyılarımızın en güzel köşelerini denizin mavi sularını yararak, kıyılardaki yemyeşil çam ormanlarını süzerek en mükemmel bir biçimde konuklarına göstermekte, yaşatmaktadır. Denizin ve çam ormanlarının bol oksijenli temiz havasını teneffüs ettirmekte, serin ve turkuaz/yeşili sularında kulaç attırmakta, canlı canlı denizi ve çevreyi olanca güzelliğiyle yaşatmaktadır. Akyaka limanından 10.30 sularında kalkan asude teknemiz, sessiz bir biçimde hemen karşımızdaki Ziraatçiler Koyuna demirliyor. Tüm koylar gibi pırıl pırıl, tertemiz bir koy. Hemen denize atlıyor ve kulaç atarak serin suların tadını çıkarmaya başlıyoruz. Bizim tekne, 25-30 kişilik küçük bir aile teknesi. Kişi başı 40 tl ödüyoruz. Daha büyük müzikli, tantanalı, kalabalık tekneler de var, onlar kişi başı 50 tl alıyorlar ve Ören AKBÜK’ e kadar da gidiyorlarmış. Buraya neden Ziraatçiler Koyu denildiğini merak ediyorum. Önce koyun hemen arkasındaki vadide 70-80 belki de 100 yıllık zeytin ağaçlarını görüyorum artık ormanlar içerisinde kalmış. Acaba burada Ziraat, zeytinlikler mi oluşturmuştu? Sonra İnternetten burada Ziraat Odaları Mühendis ve ailelerinin kamp yaptıklarını öğreniyorum. İkinci durağımız, Sualtı Mağaraları ya da Tavşan Adası. Tüm adalarda ve kıyılarda delice zeytin ağaçları ormanı, sonra, kesme, piynar, defte, sandal, çilek ağaçları türünden makiler kaplamış kıyı yamaçlarını.

                Katılımcılar, “Hani nerde mağaralar, biz mağara falan görmedik!” diyorlar. Ben de görmedim, kaptana sordum. “Mağaralar suyun altındadır, ancak dalarak görülebilir!” dedi. İnternette araştırdım, balık adamların, balık kadınların hatta denizkızlarının tabandaki çukurların, obrukların, kara deliklerin üzerinde fersah fersah süzülerek yüzdüklerini izledim. Bunlar, mağaradan çok birer kara deliklerdi. Dalıp derinliğini gösteren videolar da vardı belki ama merakımız artsın diye şimdilik onlara bakmadım. Üçüncü durağımız LACiVERT KOY… Burada da daha teknemiz kıyıya yanaşır yanaşmaz atladık serin sulara. Sıra sıra tekneler; daha büyük;  koca karınlı, bol konuklu, bol müzikli, gösterişli teknelerden kendini soğuk sulara bırakan gezginler şenlik-şadımanlık, mutluluk içerisinde kulaç atıyorlar mai sularda. Burada bir saatlik mola veriliyor, çünkü öğle yemeği de burada. Teknelerdeki her zamanki menü önümüze konuyor: Ordövr tabağında bol makarna, salata ve bir parça tavuk, tavuk hemen teknenin burnuna yerleştirilen mangalda pişirilip sıcak sıcak önümüze konuyor. Bunca yorgunluktan sonra yumuluyoruz tabaklarımıza. Evde olsa yüzüne bakmayacağım makarnanın son teline kadar götürüyorum bu enfes ortamda. Meşrubat 5, bira 10 lira tabi ki onları ayrıca ödüyoruz. Buradan da demir alan teknemiz, sağ yanına mai suları, sol yanına yeşil ormanları alarak SEDİR ’e doğru yol alıyor. Ancak SEDİR’ e varmadan önümüzde bir koy daha var: İNCEKUM… Gerçekten de gri renkteki bu kumlar bambaşka incelikte ve güzellikte. Koya giremiyor ve önceki tüm koylarda olduğu gibi açıkta demirliyor, yüzerek kıyıya çıkabiliyoruz. Yüzerek kıyıya yanaşıyor, onca insan kalabalığı içinde kumlara ayak basabiliyorum. Denizin içi, kıyıları, ağaçların altı, piknik masaları insan kaynıyor. Buraya 2-3 km uzaktan Çamlı’ dan traktörlerin çektiği çekçeklerle geliyor gezginler. Araç girişine izin verilmiyormuş. Sorup araştırdım, şahıs burasını Orman’ dan kiralamış ve işletiyormuş. Fiyatlara şöyle bir göz gezdirdim: Çay:2 lira, meşrubatlar:4 tl, köfte/kavurma25, tereyağlı gözleme:20 tl. Bunu göze alan, keyfinin ehli, parayı konu etmeyenler buraya rahatça gelebilir ve bu cennet köşelerin tadını çıkarabilirler. Bu kum, bu su, bu manzara, bu hava her yerde bir araya gelmez ve insanlara bu nimetleri sunmaz. Ancak bindiğimiz asude aile teknesinde bir aile ile tanıştım. Ankara’dan gelmişler. Oraya da Çorum’dan… Aile reisi esmer delikanlıya soruyorum ne iş yaptığını. “Bina sorumlusuyum!” diyor. “Belediyede mi” diyorum. “Yok apartmanda, hani KAPICI diyorlar!”  diye açıklama getiriyor. Apartmanda 22 daire varmış. Sormadım ama 100’er lira toplasalar… Bir bina sorumlusunun Ankara’dan gelip Akyaka’da otelde kalmalarını önce hayretle sonra takdirle karşıladım. Ama (çocukların İkisi yerde, birisi de anasının kucağında idi) sürekli ellerinde simitle gezip simit kemirdiklerini ve akşamüzeri tekne yönetimince dağıtılan karpuz dilimlerinin beyaz kısmını da sonuna kadar kemirdiklerini görünce inanın içim acıdı. Ayrıca öğle yemeği sırasında çocukların babalarından patates jipsi, gazoz, kola gibi şeyler istediğini ama babalarının bunları almaya yanaşmadığını da gözlemiş olduk.

                İnce kumdan ayrılan teknemiz büyükçe bir yarım daire çizerek batıdan kuzeye sonra da doğuya doğru yönelerek Sedir Adasının iskelesine yanaşıyor.  Önceki beş durağın sonunda ilk kez burada karaya ayak basabiliyoruz. Hemen GİRİŞ’ e başvuruyor, ücreti soruyoruz. Kişi başı 20 tl toka edip duhul eyliyoruz. Benim MÜZE KARTIM burada işe yarıyor ve onunla ücretsiz girebiliyoruz. Ücreti hanım için ödüyoruz. Tahta yoldan ilerleyerek küçük bir sırtı aşıp ünlü KLEOPATRA PLAJİ’ na varıyoruz. Eni 50-60 metre, uzunluğu birkaç yüz metrelik bembeyaz kumları, menevişlenen deniziyle insanları celb ediyor ve içerisi insan kaynıyor. Daha girişte yüksekçe bir kule, üzerindeki gözlemciler halkın sağlığını ve kumların varlığını gözlemliyor. Bilindiği üzere buranın kumları çok özeldir. Efsaneye göre Mısır Krallarından ANTONİUS,  sevgilisi KLEOPATRA ile aşk/balayı yaşayacağı bu küçük koya Mısır’dan 60 gemiyle çapları 1 mm. den küçük ve her tanesi aynı büyüklükte olan özel kumları getirtmiş. Bu kumların bir benzerinin Mısır’da Kızıldeniz kıyısında olduğu tespit edilmiş. Yapılan araştırmalara göre bu kumlar, ateşte yanıyor, sodalı suda kendiliğinden çoğalıyor, büyüteç altında incelendiğinde ise hareket ediyormuş. Açıklandığına göre karbonatlı çamurun bir çekirdek etrafında birikmesiyle oluşuyor ve bunlara da “KALKER DAMLACIĞI” deniliyormuş.  Sahile ilk girişteki 60 metre genişliğinde ve 5 metre derinliğindeki bölümün iplerle çevrildiğini ve girmenin yasak olduğunu görüyoruz. Ayrıca bu kumları bir şekilde dışarıya çıkaran/kaçıran kişilere “2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında yasal işlem yapılır” levhası dikmişler.  Kumları avucumuza alıp akışını incelediğimizde gerçekten elinizden tütün, haşhaş, maydanoz tohumları gibi inci ince aktığını görürsünüz. Hazırlıklı gitmiş ve yanıma küçük bir mercek almıştım, bir çimdik kum alarak bardağın içine koydum ve biraz da su koyarak bir kenara çekilip özellikle inceledim: Kumların bir kısmının dibe çökerken bir kısmının suyun üzerinde yüzdüğünü hayretle gördüm. Bardağı salladığımda suyun üzerindeki kumlar dağılıyor, ama durunca hemen koloniler şeklinde bir araya toplanıp adacıklar oluşturuyorlardı. Yandığı söylenen kumlar bunlar olsa gerekti.  Yine bu suyun üzerine çıkan kumlardan birkaç tanesini iki tırnağımın arasında bit yavrusu ezer gibi ezmeye çalıştım ama muvaffak olamadım.  Sert oldukları için tırnaklarımın arısından kayıp gittiler. Hemen bir-iki mil kadar güneyindeki İNCEKUM’ daki kumulları da elime alıp incelediğimde hem rengi daha koyu idi hem de elimize çamur almış gibi peltemsi bir kıvama sahipti. Ayrıca ayağınızla bastığınız kumların Sedir’ deki gibi dağılmadığını, sanki çamura basar gibi neredeyse battığını hissediyorsunuz. Adada fiyatlara gelince fazla bir şey alıp tüketmedik ama hanım su almaya gittiğinde yarım litrelik suyun 3 tl, meşrubat türünün ise 7 lira olduğunu söyledi.  Demirlediğimiz yerlerde 45’ er dakika ya da 1 saat kaldığımız halde burada 1,5 saat kalarak bu menevişli hamam suyunda bir saat kadar doya doya yüzüp denizin tadını çıkardık. İçerisi öyle kalabalıktı ki insanlar neredeyse sırt sırta, omuz omuza idiler. Böyle olunca da birbirine sarılan, ya da eşine/arkadaşına yumulan erkekleri sıkça izlemek durumunda kalıyorsunuz. Antonius, bunca zahmeti boşuna çekmemiş. KLEOPATRA’ nın adını verecek kadar önemli bir iş yapmış. Adanın tarihi durumuyla ilgili bilgi vermeyi şu nedenlerle es geçiyorum. Geçen hafta burasıyla ilgili bir yazıyı Ali TUTULMAZ da gazetemizde yazmıştı. Ayrıca ben de on yıl kadar önce burasının tüm yönleri ile ilgili ayrıntılı bir yazı yayımlamıştım gazetemizde.  Sedir Adası’ nda son kez doya doya yüzüp 18.00’ a doğru Akyaka’  sahillerine ulaşmıştık.

                Burada Halikarnas Balıkçısı’ ndan ve arkadaşlarından sonra en çok eğlenen ve dolaşan denizcilerden biri de Yaman KORAY’ dır. Koray, buraya İstanbul’ dan gelip Marmaris’ e yerleşmiş ve BEYAZ ADA adlı bir tekne edinmiş, daha çok GÖKOVA’ yı mekan tutmuştur. 70’ li yıllardan bu yana burada yaşamış ve İzmir’ den, İstanbul’ dan gelen arkadaşlarıyla bohem bir yaşam sürmüş, birçok hanımla hayatını paylaşmış. Son eşlerinden birisinin kızı ilçemizdeki okullardan birisinde okumuş ve kendisiyle tanışma imkanı bulmuştum. Hatta babasının romanlarından bulamadığım birkaç tanesini alıp okuyup vermiştim. Marmara’da Kılıç balığı avcılığını anlatan romanı, KUYUDAKİ ADAM ve DENİZ AĞACI adlı romanları ve en çok da Gökova’da geçen, özellikle de HALİL’ in YERİ ‘ ni mekan edinen “BÜYÜK ORFOZ”  adlı romanı çok ünlü ve önemlidir. Özellikle bu romanını okumanızı öneririm. Kendisiyle ilgili bilgi ve haberleri Akyaka’ da oturan bir öğrencimden edinmiştim. Sonra da 2006 Yılında  “SULTAN”  adlı teknesinde bir elektrik kaçağından cereyana kapılarak 71 yaşında vefat ettiğini...  Allah rahmet eylesin. GELECEK HAFTAKİ FETHİYE AÇIKLARI GEZİMİZDE BULUŞMAK UMUDUYLA… SAĞLIKLA KALIN.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
GÖKOVA’NIN TURKUAZ MAİSİ SULARINDA KOY KOY ADA ADA BİR SERENCAM haberi

GÖKOVA’NIN TURKUAZ MAİSİ SULARINDA KOY KOY ADA ADA BİR SERENCAM

GÖKOVA’NIN TURKUAZ MAİSİ SULARINDA KOY KOY ADA ADA BİR SERENCAM
GÖKOVA’NIN TURKUAZ MAİSİ SULARINDA KOY KOY ADA ADA BİR SERENCAM
TOROSLARLA BOY ÖLÇÜŞEN DEV BARAJ: OYMAPINAR haberi

TOROSLARLA BOY ÖLÇÜŞEN DEV BARAJ: OYMAPINAR

TOROSLARLA BOY ÖLÇÜŞEN DEV BARAJ: OYMAPINAR
TOROSLARLA BOY ÖLÇÜŞEN DEV BARAJ: OYMAPINAR
SÜNDİKEN ORMANLARINDA AHIM KALDI,  ÇATACIK KAMPLARINDA EYVAHIM KALDI. haberi

SÜNDİKEN ORMANLARINDA AHIM KALDI, ÇATACIK KAMPLARINDA EYVAHIM KALDI.

SÜNDİKEN ORMANLARINDA AHIM KALDI,
SÜNDİKEN ORMANLARINDA AHIM KALDI, ÇATACIK KAMPLARINDA EYVAHIM KALDI.
MERHABA BALIKÇI, MERHABA GÖKOVA, MERHABA KOCA YURT, MERHABA, MERHABA!!!... haberi

MERHABA BALIKÇI, MERHABA GÖKOVA, MERHABA KOCA YURT, MERHABA, MERHABA!!!...

            GÖKOVA GÜZELLEMESİ: < ...
MERHABA BALIKÇI, MERHABA GÖKOVA, MERHABA KOCA YURT, MERHABA, MERHABA!!!...
KELEBEKLER VADİSİNDEN ST. NİKOLAS ADASINA FETHİYE AÇIKLARI… haberi

KELEBEKLER VADİSİNDEN ST. NİKOLAS ADASINA FETHİYE AÇIKLARI…

                Değerli okurlar, bu kez de bir komşumuzu da yanımıza alarak yed ...
KELEBEKLER VADİSİNDEN ST. NİKOLAS ADASINA FETHİYE AÇIKLARI…
SÖKE’Lİ CAFER EFE/FATMA SUAT ORHON MÜZE VE SANAT EVİ SELÇUK/ÇAMLIK’TA LOKOMOTİF VE TREN MÜZESİ haberi

SÖKE’Lİ CAFER EFE/FATMA SUAT ORHON MÜZE VE SANAT EVİ SELÇUK/ÇAMLIK’TA LOKOMOTİF VE TREN MÜZESİ

SÖKE’Lİ CAFER EFE/FATMA SUAT ORHON MÜZE VE SANAT EVİ
SÖKE’Lİ CAFER EFE/FATMA SUAT ORHON MÜZE VE SANAT EVİ SELÇUK/ÇAMLIK’TA LOKOMOTİF VE TREN MÜZESİ
HALİKARNAS BALIKÇISI’NDAN BU YANA KIYILARIMIZDA TEKNE TURLARI ve BEDRİ RAHMİ KOYUNDA MİSTİK/MİTOLOJİK BİR BALIK OLMAK… haberi

HALİKARNAS BALIKÇISI’NDAN BU YANA KIYILARIMIZDA TEKNE TURLARI ve BEDRİ RAHMİ KOYUNDA MİSTİK/MİTOLOJİK BİR BALIK OLMAK…

HALİKARNAS BALIKÇISI’NDAN BU YANA KIYILARIMIZDA TEKNE TURLARI ve BEDRİ RAHMİ KOYUNDA MİSTİK/MİTOLOJİK BİR BALIK ...
HALİKARNAS BALIKÇISI’NDAN BU YANA KIYILARIMIZDA TEKNE TURLARI ve BEDRİ RAHMİ KOYUNDA MİSTİK/MİTOLOJİK BİR BALIK OLMAK…
DALYAN-PARADİSE OTELDE SANAT TUTKUNLARI TOPLANTISI-ODUN SANAT EVİ-FETHİYE ERASTA’DA “AYLA” FİLMİ… haberi

DALYAN-PARADİSE OTELDE SANAT TUTKUNLARI TOPLANTISI-ODUN SANAT EVİ-FETHİYE ERASTA’DA “AYLA” FİLMİ…

DALYAN-PARADİSE OTELDE SANAT TUTKUNLARI TOPLANTISI-ODUN SANAT EVİ-FETHİYE ERASTA’DA “AYLA” FİLMİ…
TAHTA(LI) KÖYDEN YÜKSEKKUM’A KÖYCEĞİZ TARİHİ haberi

TAHTA(LI) KÖYDEN YÜKSEKKUM’A KÖYCEĞİZ TARİHİ

TAHTA(LI) KÖYDEN YÜKSEKKUM’A KÖYCEĞİZ TARİHİ