MERHABA BALIKÇI, MERHABA GÖKOVA, MERHABA KOCA YURT, MERHABA, MERHABA!!!...

            GÖKOVA GÜZELLEMESİ:

                -Hey hey! Yine de hey!

Burası engin göklerin ülkesidir. İçten gelen bir türküyü kapıp koyuverin; türkü havalandıkça mavileşir, maviler içinde erir. Gökova göklerindeki yıldızlar yağı bitmiş kandiller gibi yanıp sönen şeyler değildir. Yıldızlar parıltılarıyla göğü sarsıp inletirler. Yıldız kalabalığına koca gece dar gelir. Gökova mehtabında gazete, kitap okuyabilirsiniz. Gökova göklerinde Güneş ve Ay dan başka gölge salan üçüncü bir gök cismi vardır : ona “Çolpan”, “Venüs” , “Zühre”, “Akşam”, “Sabah Yıldızı” derler. Doğrusu ona “GÖKOVA YILDIZI” demek uygun düşer. Gökova dağları: İşte Kayıseki, Marçal, Altın Sivrisi, Balan, Kıran Dağları, tavuk kümesinden çıkmış mıymıntı şeyler değildir. Buranın dağları hırlayan dağlardır, pars yapıcı dağlardır. İrtifa (yükseklik) orada çığlık olmuştur. Bin yüz metreden tepe takla aşağı inerler. Denizdeyseniz, kayıktaysanız yani dağa arkanızı dönmeye kalkarsanız uçurum pattanak üstünüze yıkılıverecek sanırsınız. Her biri dört bin meyve veren portakal ağaçları mı ararsınız, kanadından kanallar yapılan kartallar mı ararsınız; dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan günlük(Lyguidamberorientalis) ve boya ağaçları vardır buralarda. Gökova Körfezinin güneyini yeşile boyayan “Yarımadaların en güzeli üzerinde,Tanrıçaların en güzeli (AFRODİT) için kurulmuş Knidos Kenti bulunmaktadır. Ada azmanlarından iki kişilik özel olanlarına dek her boy ve güzellikte ada vardır bu körfezde: Bakarsınız minnacık bir ada üzerinde çam ağacı, sanırsınız ki mavi denizin ortasına bir çiçek saksısı konmuş her biri cennetten atılmış çiçek çelengi sanki. İnsan, evet, ekvatorda da kutuplarda da var ama, insanın asıl yaşayacağı yer, abartmasız Gökova ve dolaylarıdır. Bu yüzden “başka yerde dönüp nur içinde yaşanılacağına, Gök Ova’ da nur içinde yaşanır “denilmiştir. “Napoli’ yi gör de öl” derler, bu söz de söz mü a canım “Gökova’yı gör ve yaşa!” NE MUTLU GÖKOVA’DA YAŞAYANLARA…(H.Balıkçısı)

                Değerli okurlar, “MERHABA!” sözcüğü çok samimi, çok içten, yürekten, çok dobra duyguları ifade eder. Hiç tanımadığınız birine “Merhaba!” demişseniz, sizi sayıyorum, size güveniyorum, sizden bir kötülük gelmeyeceğine inanıyorum” demek istemişsinizdir. Bu konuda bir anekdotu anlatmadan edemeyeceğim: Yakup Kadri’ nin “YABAN”  romanının kahramanı Ahmet CELAL, İstiklal Savaşı yıllarında Batı Anadolu’da bir köyde yaşamak zorunda kalmıştır. Bir gün köye bir “ŞIH” ın geldiği duyulur. Bu sözde ŞIH, köylünün hastalarını sağaltacak, dertlerine derman olacak, sakatlara çare bulacak diye inanılan bir din tüccarıdır.  Kahramanımız bunu bildiği için köylülerin toplandığı ve ŞIH’ ın da başköşeyi tuttuğu odaya girer ve topluluğa “MERHABA!” diyerek samimiyetini belirtmeye çalışır. Ancak “ŞIH” bu kişiden rahatsız olur ve kahramanımıza dönerek “MERHABA, MERHAMETTEN GELİR, SEN KİM OLUYORSUN Kİ BANA MERHAMET EDESİN!” diyerek onu küçük düşürmeye çalışır.  Ancak kahramanımız altta kalmaz ve “SEN YALNIZ MERHAMETE DEĞİL, AYRICA TERBİYEYE DE MUHTAÇSIN!” diyerek Şıh’ a karşılık verir. Ortam, buz gibi olur ve Şıh’ ımız tasını/tarağını toplayarak köyden ayrılır.  Merhaba, sözcüğü Halikarnas Balıkçısı’nın adeta diline pelesenk ettiği bir sözcüktür. Yazılarında, sohbetlerinde her fırsatta bu sözcüğü hakkını vererek ve ağzı dolasıya gümbür gümbür dile getirir.

MUSANDER’ in daveti üzerine gittiğimiz Balıkçı’ yı Anma Programı saat 17.00’ da başladı. Dört kemancının verdiği müzik ziyafetiyle devam etti ve çok renkli/verimli geçti. MUSANDER başkanı Saadettin ÖZBEK’ in açış konuşmasıyla başlayan toplantı İzmir Gazeteciler Cemiyet başkanı Misket DİKMEN’ in konuşmasıyla devam etti, Arkasından BALIKÇI ile ilgili bir BELGESEL ekrana geldi. Daha sonra ev sahibi Hamdi YÜCELEN, balıkçı ile ilgili anılardan ve fıkralardan söz etti, Fikret ALAN, Balıkçı’nın İzmir’deki yaşamından söz etti. “Asla naylon poşet kullanmazdı, hep kese kağıdı taşırdı” dedi. GÖKOVA GÜZELLEMESİ yazısını seslendirdi. Anılardan söz ederken Safiye AYLA’ nın “Atatürk’ ten sonra en karizmatik insan Halikarnas Balıkçısıdır” görüşünü dile getirdi. Genç öğrenciler, dönüşümlü olarak Balıkçının “CURA” diye bir öyküsünü seslendirdi. Karyalı  şair olarak adlandırılan İbrahim ERGİN, “KNİDOS AFRODİTİ” şiirini seslendirdi. Yazar İlker ALTINSOY, Balıkçı’nın anılarından söz ederek O’ nun kır taşın arası Bodrum’u nasıl yeşerttiğini, nasıl Bodrum’ u bu günkü Bodrum’a dönüştürdüğünü anlattı. Balıkçı, “Elimin erdiği yere çiçek/ağaç dikiyorum. Ama iki ya da dört ayaklı yaratıklar bunları söküp alıyorlar; hatta bazılarını asa yaptıklarına tanık oldum. Bodrum’da 25 yıl yaşadım, mimoza tohumlarını ısmarlayıp getirttim ve onları diktim. Diktiğim bitkilerden tohum toplayıp başka yerlere dikiyordum. Bella… türü de bunlardan biridir. Bu getirip diktiğim yeni ağaç türlerinin çoğunun Türkçe adları yoktur. İsteyen istediğine istediği adı verebilir.” Der. Balıkçı’nın yine “Yokuş başından aşağıya bakınca Bodrum bir tablodur, götür duvarına as!” dediği anlatıldı. “Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki geldiğin gibi gideceksin, kalbini Bodrum’ da bırakıp öyle gideceksin “ diyerek dile getirir duygularını. Hamdi Yücelen söz alarak Balıkçının vasiyetinden söz etti ve “ Oğlum, yazılarını okudum (İLK GÜNDEM-SÖZ)  bir gün beni yazacağını biliyorum. Bölük/pörçük yazılarımı düzenle. Bodrum yıllarımı sana bırakıyorum” demiş. Bundan olsa gerek Şadan GÖKOVALI hocamız, Balıkçı’nın MANEVİ EVLADI olarak bilinir ve öyle yazılır/çizilir. Söz Türkçe’nin duayeni, 40 yılda kırk kitap yazmış, 80’ine merdiven dayamış Feyza HEPÇİLİNGİRLER’ e geldiğinde saat de 19.00’ a geliyordu. “ O kadar çekingen olmasaydım Balıkçı ile tanışabilirdim, yakınında oturuyordum, “MERHABA!” deyişini duyuyordum diyor.  Yazar olduğumu duyunca “Yemek kitabı mı yazıyorsunuz?” diyorlar. 10-12 kadar Türkçe üzerine kitap yazdım, günümüzde dilimize İngilizce ve Arapça saldırısı başladı. Kadınlar ve çocuklar konusu çok önemli…” diyerek bu konulara ağırlık verdiğini vurguladı. Nazım’dan “Dörtnala gelip uzak Asya’dan bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.” Şiiriyle anma günü çabucak bitiverdi ve saat 19.00’ı geçmiş, akşam karanlığı başlamıştı. Naçar aracımıza binerek evimize döndük. Gelecek hafta buluşmak umuduyla…

YAZARIN DİĞER YAZILARI