AYDIN HAPİSHANESİ

AYDIN HAPİSHANESİ

 

NECATİ YILDIRIM

necatiyildirim46 @gmail.com

 

            Sabahın alaca karanlığında usuldan bir türkü dolanmıştı diline. Yüreğinden kopup ince ince dökülüyordu: “Mahpushane içi bir derin kuyu, / Biz sürgüne gidiyoruz, sevdiceğim uyu! / Yansın mahpusane yansın, kapıları kül olsun, / Bize de sebep olanların iki gözü kör olsun!” Kış ortasında yol görünmüştü. İnsanların rüyalarına giren ünlü Sultanahmet Cezaevi’nden sürgün vardı bir Anadolu mahpushanesine. Nereye?.. Bunu kimse bilmiyordu, üstelik kimsenin de haberi yoktu böyle bir sürgünden. Peki, önceden bilseler ne olacaktı?.. Sürgün olmak yine de dokunuyordu mahpus adama. Bir tuhaf olmuştu, bir gariplik çökmüştü içine. Sonra kendi kendine kızdı, söylendi: “Oğlum Nail,” dedi, “Candarmalar bekliyor kapıda. Şimdi türkü mırıldanmanın sırası mıydı yani?..”

            Sanki göbeği cezaevinde kesilmişti... Ula’da yaşlı kadınlar, “Kızım Halise,” diye soruyorlardı annesi Halise Hanım’a: “Siz bu çocuğun göbeğini cezaevinde mi kestiniz yoksa?.. İkide bir cezaevine düşüyor çocuk...” Çarşıya çıktığında babası Ali Efendi de kurtulamıyordu insanların dilinden. “Geçmiş olsun Ali Efendi!..” diyorlardı, “Nail gene cezaevine mi girdi?.. Ne kötü yazgısı varmış çocuğun!..” 

YAZARIN DİĞER YAZILARI