BU DÜNYADAN BİR ÜNAL TÜRKEŞ GEÇTİ

BU DÜNYADAN BİR ÜNAL TÜRKEŞ GEÇTİ

 


            Devrim gazetesi sahibi, başyazarı Ünal Türkeş’in ansızın ölümü yüreklere kor gibi düştü. Çünkü bu araştırmacı gazetecinin ölümüyle Ege’nin şirin, dingin kenti Muğla, gerçekten belleğini yitirdi, canlı tarihinden yoksun kaldı. Zaman içinde insanlar onu çok arayacak... 

            Ben ne zaman duydum Ünal Türkeş adını?..

            Zamanın tozlu perdesini aralayınca tarih beni 1970’lere götürüyor. O yıllarda bir kitap yazmıştı: “Kurtuluş Savaşı’nda Muğla”. Kitapta ilk şu bilgi göze çarpıyordu: “Bu eseri Kurtuluş Savaşı’nın 1444 Muğlalı şehidiyle gazilerine ve malûllerine ithaf ettim.”

            Yerkesikli Başöğretmen Hüsnü Türkeş’in oğlu Ünal Bey’in hamuru Kuvayımilliye ruhuyla yoğrulmuştu. O ruhla, o heyecanla gecesini gündüzüne katarak çalışmış, her zaman adından söz ettirecek bu önemli kitabı Cumhuriyetin 50. yılına yetiştirmişti. İşte o yüzden baskı yılı hemen göze çarpıyordu: 1. baskı, 1973. Yine şu sözü de övünçle yazmıştı kitabın ilk sayfalarına: “Cumhuriyet’in 50. yılına Muğla’nın armağanı.”

            Dönemin Muğla valisi Özer Türk de “Kurtuluş Savaşı’nda Muğla” kitabına önsöz yazmıştı: “Muğla yakın tarihini bu kadar canlı anlatan bir eserle okuyucunun karşısına gelen Muğla’nın bu inanç ve yetenek dolu çocuğu, ileriye yönelik ümit ve güvenleri yeniden tazelemekte ve öyle anlaşılmaktadır ki yeni eserlerinin yararlı çalışmaları içinde bulunmaktadır...” Şövalye unvanlı Vali Özer Türk’ün yazdığı önsöz şöyle bitiyordu: “Önce Atatürkçü kalemiyle tanıdığım, şahsi görüşmelerde ciddi ve ağırbaşlı hareketlerini teslim ettiğim sayın Türkeş’in bu değerli eserinin önsözünü şahsıma ayırmış olmasını memnuniyetle karşılarken bu jesti ben, onun kendi insancıl duygularının belirtisi olarak kabul ediyorum...”

            O zamanlar gazeteci Ünal Türkeş daha otuzuna yeni adım atmıştı. İşte böyle erken yaşlarda bilinçlenmiş, olgunlaşmış, öyle her babayiğidin altından kalkamayacağı önemli bir çalışmaya soyunmuştu. Sonunda da üniversitelerde tez konularında kaynak gösterilen güzel bir yapıt koymuştu ortaya. Ünal Türkeş, Muğla tarihinin bu anıt yapıtına, bir önsöz de kendisi yazmıştı: “Anadolu uygarlığının en verimli ve barışçı kesiminde yer alan Muğla (Menteşe), Türk devrim tarihinin Kuvayı Milliye döneminde evinli tanelerini Mustafa Kemal toprağına saçmasını bilmiş, büyük önderin açtığı egemenlik yoluna inançla ve bilinçle katılmıştır.”

            O yıllarda Ula Ortaokulu’nda öğretmenken belleğimin bir köşesine yazmıştım, merak ettiğim bu adı. Gel zaman git zaman, daha sonra İzmir’e geldiğimde Yeni Asır gazetesinde bir “Ünal Türkeş” adı ilişmeye başladı gözüme. Bir gün içimden gelen sese kulak vererek Yeni Asır’a gittim bu kişiyle tanışmak için. Gazetelerin kapısını çalmaya alışık olduğum için yabancılık çekmedim. Yalnız o da ne?..  Aklımdan geçirdiğim Ünal Türkeş değil de aynı adı taşıyan, Ortaklar Köy Enstitüsü’nü bitirmiş, öğretmen kökenli bir başka gazeteci çıktı karşıma. O sırada içimden güldüm: Kimi aramış, kimi bulmuştum?..

            O zaman Yeni Asır’da Nazillili Ünal Türkeş’le karşılaşmak, tatlı bir anı olarak kalmıştı belleğimde. Yalnızca adını duyduğum Muğlalı Ünal Türkeş ise aklımın bir köşesine yerleşmiş, yüz yüze tanışacağımız günü bekliyordu.

            Peki, bu usta gazeteciyle nerede tanıştım?..

            2008 yılında Nail Çakırhan’ın cenaze törenine gitmiştim. Akyaka’daki o törende, Ünal Türkeş üzüntüsünü yüreğine gömerek bir konuşma yaptı. Yazılarında da olduğu gibi, kendine özgü anlatımıyla duygulu konuşuyordu. Törene katılanları da duygulandırmıştı çarpıcı sözleriyle. Ses tonundan, duruşundan, bakışlarından hemen anlaşılıyordu iyi bir hatip olduğu. İşte ilk kez o zaman görmüştüm. 

            Yine o yıllarda bir gün Nail Çakırhan’ın izini sürerken Muğla’da Devrim gazetesinin kapısını çalmıştım Ünal Bey’le görüşmek için. O zaman yüz yüze gelmiştim ilk kez. Sağ olsun, yoğun işleri arasında oturduk, konuştuk. İlk sözü şu olmuştu: “Nail abi, ‘Ünal, sen benim hayatımı yaz...’ derdi...” Sonra Ünal Bey üzgün üzgün başını sallamıştı: “Ne yazık ki sesimi çıkaramadım, dilimi yuttum sanki. Neden?.. Çünkü o zamanlar başımı kaşıyacak vaktim yoktu... Şimdi aklıma geldikçe üzülüyorum... ”

            Bu görüşmemiz sırasında hem adaşı hem de meslektaşı Nazillili Ünal Türkeş’ten söz etmiştim ona. Böyle aranmak belki de hoşuna gitmişti, yüzünde ince bir gülümseme belirdi. “Yıllar önce tanışmıştık...” dedi. Sonra da  seceresini döküverdi ortaya: “ O meslektaşım Nazilli’den... Uzun yıllar Ege Ekspres, Yeni Asır gazetelerinde çalıştı. İzmir Gazeteciler Cemiyeti üyesi, sürekli sarı basın kartı sahibi...”

            Şöyle biraz düşününce şaşırmamak elde değildi doğrusu. Çünkü bu iki gazeteci birçok yönden birbirine benziyordu: İkisi de Ege’nin topraklarından yetişmişti; biri Muğla’dan, diğeri de Nazilli’den... Muğlalı Ünal Türkeş bir öğretmen çocuğuydu. Nazillili Ünal Türkeş ise doğrudan öğretmenlikten geliyordu. Hele şu yazgıları da çok şaşırtıyordu insanı: Muğlalı Ünal Türkeş, 2017 yılında yetmiş beş yaşında, kalp krizinden yaşamını yitirdi. Ya Nazillili Ünal Türkeş?.. Şu rastlantıya bakın, o da 2012 yılında yaşama gözlerini yumduğunda yetmiş beş yaşındaydı. Üstelik onu da kalp krizi götürmüştü. Yine çok şaşırtacak bir ortak özellikleri daha vardı: Muğlalı Ünal Türkeş’in 29 Ekim 2017 günü Gazi Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde açılacak kütüphaneye adı verilecekti. Bu Muğla âşığı, o açılışın hayalini kurarken ne yazık ki o mutluluğu göremeden gitti. Peki, Nazillili Ünal Türkeş’in yazgısı  farklı mıydı sanki?..  Onun yazgısını ise dönemin İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel şöyle dile getirmişti: “İzmir’in çok kıymetli eğitimcisi, gazetecisi, üyemiz Ünal Türkeş, Güzelbahçe’de yaşama gözlerini yumdu. Onun adına Güzelbahçe Belediyesi bir park hazırlamıştı, birlikte açılışını yapacaktık, nasip olmadı...”

            Ünal Türkeş, yaşamı boyunca adının önüne hep güzel sıfatlar getirdi. Neydi bu sıfatlar? Muğla Devrim gazetesi sahibi... Türk Hava Kurumu Şube Başkanlığı... Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı... Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) kurucu başkanlığı... Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Onur Kurulu Başkanlığı... Bu görevler yetmezmiş gibi, bu arada siyasete de bulaşmıştı. Böylece adının önüne CHP Muğla İlçe Başkanlığı, İl Genel Meclisi üyeliği gibi siyasi sıfatlar da eklemişti.

            Ünal Bey gevezelik etmeden, gürültü koparmadan büyük işler başarıyordu. Yeni bir belge bulmak, o belgeyi kamuoyuyla paylaşmak, insanları aydınlatmak  için ömrü boyunca koşturup durmuştu. Üstelik kimseyi incitmeden, kırmadan yazmaya özen gösteriyordu hep. Hele insanların siyasi görüşlerinden söz ederken kimseyi sorgulamaz, kimseyi suçlamazdı. O yüzden her düşünceye hoşgörüyle yaklaşır, saygı gösterirdi. Ölmeden önce yazdığı son yazısına ise “Terk Etme” diye bir başlık koymuştu. O yazı bir manifesto gibiydi, çok içten dile getiriyordu yıllar önce bu topraklarda olup bitenleri:

            “Sen benim her sabah afiyetle yediğim sakız reçelini unutamadığım tadıyla tabağıma boşaltan Eleni’sin...

            Yoğurtlu yumurtalarıyla renklenen günüme yüreğinin sevgi ışıltılarıyla renk verensin...

            Unumun, tuzumun, şekerimin çoğunu bana zarar gören...

            Hep sensin...

            Ne olur terk etme evimizi!”

            Tarih boyunca dünyada savaşlar hiç eksik olmuyordu nedense. Bu kez de Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük devletler, Ege’nin iki yakasında halkları birbirine düşman etmişlerdi. Yıllarca bir arada yaşamış iki halkı Anadolu’da birbirine kırdırmışlardı. Sonunda Ege’nin iki yakasında başlayan zorunlu göç dalgası, insanları doğup büyüdükleri topraklardan savurup atmıştı. İşte Ünal Türkeş, onulmaz yaralar açan bu ayrılığın öyküsünü gözler önüne sermek için sanki fotoğraflar çekiyordu:   

            “Muğla’nın Saatli Kulesi en büyük eserindi.

            Muğla Sultanisi’ni sen yaptın.

            Camilerin kubbe hesapları hep senindi.

            İnce minarelerin zarafeti ustalığının doyumsuz güzelliğinden süzülürdü.

            Etme eyleme, terk etme şehrimizi!”

            Ünal Bey, mübadelede yaşananları dönemin tanıklarından dinlemiş, belleğine bir güzel yazmıştı. O yılları yeniden gözünün önüne getirmişti ölmeden on gün önce:

            “Seni ağlayarak uğurlayanlar, Saburhane’den Karamuğla Çayı’na kıvrılan yolun dönemecine senin özlem heykelini diktiler.

            Bu dönemeç seni önce Marmaris’e götürdü.

            Sonra adalara...

            Daha sonra Atina’ya, Selanik’e...

            Yıllar sonra geldiğin Muğla’da baban eczacı Haralambos’un Saburhane’yi ince bir nakış gibi işleyen evinde, çocukluğunu yaşadığın yılları bir güne zor sığdırabildin.

            Babana vaktiyle gitme diyenlerin çocukları, seni sevgiyle bağırlarına bastı.

            Diğer eczacı Manoli’nin oğlu Teodorus Aspasidis, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Op. Dr. Osman Gürün’ün makamında babasını anıyordu beş yıl önce.

            Babasının mezarına bir kese Muğla toprağı gönderen Muğlalıyı soruyordu.

            O kişi bendim.

            Babana gitme diyenlerin dürüstlüğü, kardeşliği, hümanistliği, buydu işte!”

            Böyle dürüstlüğü, kardeşliği, hümanistliği savunuyordu. Kimse ölümü yakıştıramadı ona. O yüzden herkes çok şaşırdı, çok üzüldü.

            Bu acı habere neden şaşırıyor, neden kızıyordu insan?..

            Sen kalk, soğuk algınlığı nedeniyle güvendiğin bir hastaneye git... Sağlık taramasından geç... Bir gün sonra da kalk, giyin, kravatını tak... Gönül rahatlığı içinde doktorlara, hemşirelere, personele teşekkür et... Sonra da araba beklerken herkesin gözü önünde hastanede yığılıp düş yere... Bu kötü oyun karşısında nasıl söylenmezsin, nasıl şaşırmazsın, nasıl üzülmezsin?.. Şimdi şair Enver Gökçe’nin bir dizesi dolanıyor dilimde:

            “Ölüm, adın kalleş olsun!..”

            Bu sözü söyleyince sakın tıbba karşı olduğumu sanmasın kimileri. Ünal Türkeş’in gerçek ölüm nedenini öğrenmek için asıl Yücelen Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Sumur Gazezoğlu’na kulak vermek gerek:

            “Sayın Ünal Türkeş 28 Eylül Perşembe günü hastanemize geldi. Akciğer enfeksiyonu tanısı ile tedavisi yapılmak üzere yatışı gerçekleşti. Tedavisi yapıldıktan sonra bu sabah itibarı ile taburcu edilecekti. Ancak ani gelişen ritim bozukluğundan kaynaklı, geçirdiği kalp krizi sonucu yapılan tüm müdahalelere karşın kurtarılamadı.”

            Evet, bu dünyadan bir Ünal Türkeş geçti!.. Yaşamı boyunca Muğla’nın belleği oldu, canlı tarihi oldu. Yerkesikli Başöğretmen Hüsnü Bey’in oğlu, soluk alıp verdiği sürece hep Kuvayımilliye ruhuyla yaşadı... Yine ömrü yettiğince laik cumhuriyete bağlı kaldı, yazılarında hep özgürlüğü savundu, aydınlığı savundu. Ne mutlu bu dünyadan böyle onurlarıyla geçip gidenlere!...

                                                                                                         

YAZARIN DİĞER YAZILARI
AYDIN HAPİSHANESİ haberi

AYDIN HAPİSHANESİ

AYDIN HAPİSHANESİ   NECATİ YILDIRIM necatiyildirim46 @gmail.com               Sabahın alaca karanlığında usuldan bir türkü dolanmıştı diline. Yüreğinden kopup ince ince dökülüyordu ...
AYDIN HAPİSHANESİ
BU DÜNYADAN BİR ÜNAL TÜRKEŞ GEÇTİ haberi

BU DÜNYADAN BİR ÜNAL TÜRKEŞ GEÇTİ

BU DÜNYADAN BİR ÜNAL TÜRKEŞ GEÇTİ               Devrim gazetesi sahibi, başyazarı Ünal Türkeş’in ansızın ölümü yüreklere kor gibi düştü. Çünkü bu araştırmacı gazetecinin ölümüyle Ege’nin ...
BU DÜNYADAN BİR ÜNAL TÜRKEŞ GEÇTİ
NAİL ÇAKIRHAN’IN YOLUNDA haberi

NAİL ÇAKIRHAN’IN YOLUNDA

NAİL ÇAKIRHAN’IN YOLUNDA   NECATİ YILDIRIM necatiyildirim46 @gmail.com               Akyaka’da toprağa verilmişti. Çam ağaçlarının gölgesinde yatıyordu orada. Acılar, çileler, sevi ...
NAİL ÇAKIRHAN’IN YOLUNDA
TOPRAĞA ŞİİR YAZAN ADAM haberi

TOPRAĞA ŞİİR YAZAN ADAM

TOPRAĞA ŞİİR YAZAN ADAM   NECATİ YILDIRIM necatiyildirim46 @gmail.com               Ağa Han Mimarlık Ödülleri’ni alanlar belli olunca gazeteciler, Arnavutköy’deki üç katlı ahşap ya ...
TOPRAĞA ŞİİR YAZAN ADAM
TAŞ TAYYARE haberi

TAŞ TAYYARE

TAŞ TAYYARE   NECATİ YILDIRIM necatiyildirim46 @gmail.com               1933 yılının Mayıs ayı çıkıyordu. O gün akşama doğru Bursa Hapishanesi’ne jandarma gözetiminde otuz kadar tu ...
TAŞ TAYYARE
GÜLER MİSİN, AĞLAR MISIN MUZAFFER ABİ?.. haberi

GÜLER MİSİN, AĞLAR MISIN MUZAFFER ABİ?..

GÜLER MİSİN, AĞLAR MISIN MUZAFFER ABİ?..   NECATİ YILDIRIM necatiyildirim46 @gmail.com                 (Bu yazının şöyle bir öyküsü var: 27 Mart 2017’de elektronik posta adre ...
GÜLER MİSİN, AĞLAR MISIN MUZAFFER ABİ?..
GÖKOVA’DA BİR KÖY DOĞDU haberi

GÖKOVA’DA BİR KÖY DOĞDU

GÖKOVA’DA BİR KÖY DOĞDU   NECATİ YILDIRIM necatiyildirim46 @gmail.com               Ağa Han Mimarlık Ödülü daha ortalıkta yokken Nail Çakırhan kendini geleneksel mimariye kaptırmış ...
GÖKOVA’DA BİR KÖY DOĞDU
KIZILÇULLU’DAN BİR ÇINAR haberi

KIZILÇULLU’DAN BİR ÇINAR

KIZILÇULLU’DAN BİR ÇINAR   NECATİ YILDIRIM necatiyildirim46 @gmail.com               15 Şubat 1969’da, Büyük Eğitim Yürüyüşü’nde Ankara’da Osman Tanyü ile yan yana yürümüştük. Kış ...
KIZILÇULLU’DAN BİR ÇINAR