TÜRKİYE’DE NELER OLUYOR!

TÜRKİYE’DE NELER OLUYOR!

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

“Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları, /Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,/Sararıp dökülürken güz rüzgarlarında/Ardında savrulsunlar, unut yaprakları./Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar/Seninle yeşerdiler, seninle soldular./Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.” Özdemir ASAF

 

            19 Ekim 2017 sabahı evde kahvaltıdayım ve televizyonda haberleri dinliyorum. Türkiye’nin  freni patlamış kamyon gibi hızla 1923 kuruluş iradesini, aklını ve felsefesini terk ettiğini düşünürken  haberler hızla  akıyordu… Dünyevi bir süreç olan evlilik kurumunu dinsel ritüellerle ve iklimle  kuşatmak anlamına gelen  müftülerin-imamların nikah kıymasına olanak veren yasanın TBMM’nde kabul edildiği tüm kanalların ortak ilk haberi.  Toplumsal sorumluluğunu kaybeden, içine kapanan, siyasal iktidarın arka bahçesine dönüşen  üniversiteleri düşünürken Adıyaman Üniversitesi  rektörünün Yabancı bir kadının elini tokalaşmak için tutmak ateş tutmaktan daha korkunçtur”  şeklindeki  “derin vasatlık” içeren   açıklamasının yankıları, eğitimdeki anaokullarına kadar giren dinselleştirme, belediye başkanlarını istifaya zorlayan siyasal iklim, CHP eski genel başkanı Deniz Baykal’ın rahatsızlığı ve komşu ülkelerdeki kargaşa… İçim daraldı, kedilerim Leyla, Süleyman, Çita ve Efe divanın üzerinde oturmuş  onlar da haberleri izliyorlardı. Gülümsedim ve okula doğru yola çıktım. İzmir, sonbaharı yaşıyor. Hava sıcaklığı 13-14 derece, otoban kenarındaki ağaçlarda sonbaharın tüm renkleri var. Çok renklilik, çok seslilik doğada tümüyle kendini var ederken “ülkedeki tek sesliliği” ve yarattığı tatsız iklimi düşündüm yol boyunca…

            Eylül 2016’da  İstanbul’da ülkede tabanı olan demokratik kitle örgütleri yan yana gelerek “Laik-Bilimsel Eğitim Platformu” (LABEP) nu oluşturdu. Platform sözcülüğünü  de başarıyla ÇYDD Genel Başkanı Sayın Prof. Dr. Aysel Çelikel yapıyor. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nin (YKKED)  de içinde olduğu bu platform, ilk etkinliğini Süleymancıların Aladağ’da yanan yurdunda canlarını kaybeden 12 kızımızı anmak ve basın açıklaması yapmak için Adana-Aladağ’da 300 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. Daha sonra İstanbul’da paydaşların katılımıyla ülkenin eğitim sorunlarına yönelik bir günlük çalıştay yapıldı ve bildiriler de   kitaplaştırıldı.

            LABEP Yürütme Kurulu, 2017 Eylül başında altı farklı ilde “Eğitim ve Gelecek  başlıklı paneller-forumlar düzenleyerek  eğitim sorunlarını toplumla konuşma kararı aldı. 23 Eylül’de İstanbul’da Caddebostan Kültür ve Sanat merkezinde, 7 Ekim 2017 günü de İzmir’de  yine  çok yoğun bir katılımla panel ve forum gerçekleştirildi. LABEP bunları yaparken CHP de Gelibolu Adalet Kurultayında  Eğitim ve Adalet” başlığıyla   eğitim sorunlarını tartıştı. Ardından Haziran Hareketi, yine Ankara’da Prof.Dr.Gaye Usluer’in düzenlediği  eğitim çalıştayı, Ulusal Eğitim Derneğinin düzenlediği bir günlük çalıştayla ülkenin eğitim sorunlarına yönelik duyarlılıklar toplumda  hızla  artmaya başladı. YKKED olarak 20-22 Ekim 2017 tarihlerinde eğitim sorunlarını ve ne yapmalıyı Lüleburgaz’da “YKKED-1. Aydınlanma Buluşmasında” konuşacağız. Tüm bu çalışmalar ve çabalar ülkenin aydınlık Cumhuriyet rotasından sapmalara karşı toplumu bilgilendirmeye, yurttaşlara, velilere  kamu okullarına, laik-demokratik eğitime  sahip çıkma uyarısını  amaçlıyor.  

 

            İstanbul ve İzmir LABEP panellerinin yönlendiricisi olarak bu panellerden çok şey öğrendim  ve kaygılarım daha da arttı.  Türkiye’de  1 Nisan 2017 Cumhurbaşkanlığı referandumu sonrasında siyasal iktidarın eğitimi laik, bilimsel doğasından koparmaya yönelik planlı, programlı çaba ve çalışmalarının olağanüstü  bir hızla yoğunlaştığı çok açık. İlk yoğunlaşma müfredat değişikliğinde yaşandı. Ensar Vakfından Talim Terbiye Kurulu Başkanlığına atanan, İlahiyat kökenli Prof. Dr. Alparslan Durmuş’un kamuoyu açıklamalarını ibretle izledik. Müfredat değişikliğinde, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal yok saymak için adeta  her şey yapılmış, Cumhuriyetin akıl ve bilimden yana olan tüm kazanımlarına yer vermemek için yoğun bir çabanın olduğu da çok belirgin.  Siyasal İslamın ritüelleri müfredata girerken  hayatın bilimsel tarihi olan “Evrim Teorisi  müfredat dışında bırakılıyordu.  Bu müfredat değişikliği ile Türkiye Suudi Arabistan’dan sonra evrimi yasaklayan dünyadaki ikinci ülke onurunu(!) taşır hale geldi. 

            Müfredata yeni giren kavramlar ne? Müfredata giren Cihat kavramının “Din adına savaş” olduğunu, Muamelat’ın “Kişisel, toplumsal ve yönetsel eylemlerin şeriat düzenindeki karşılığı” olduğunu, Ukubat’ın da “Şeriata göre suç kabul edilen eylemlere verilen ceza” anlamına geldiğini  kitapların sayfaları  arasında bulabiliyoruz. Müfredatta siyasal İslamın terminolojisi olan  bu kavramların yer alması  akıl tutulması değil mi?

             Özellikle eğitimci olmayan son Milli Eğitim Bakanı döneminde,  bakanlık adeta tarikat ve cemaatların  cirit attığı  bir alana dönüştü. Kamu okulları yaz aylarında  bu yapılara kiralandı. Bakanlık üniversiteler yerine Cumhuriyet  ve bilim karşıtı bu yapılarla projeler yapmaya başladı. Halk Eğitim Merkezleri Ensar Vakfına bırakıldı ve  ilk işleri de halk eğitim merkezlerindeki halk oyunları kurslarını durdurmak oldu. Siyasal iktidar, son dönemlerde    bu yapılarla beraber eğitimi  hızla akıl ve bilimden uzaklaştırarak inanç merkezli bir eğitim iklimine doğru, ülke nüfusunun yarısını dışlayarak  yol alıyor.  Yakın coğrafyamızda siyasal İslamcıların günlük yaşamda neler yaptıklarını acıyla, ibretle  izlerken, ülkenin adeta siyasal İslamcı bir eğitim sistemine doğru yol aldığı kanısı  ülke nüfusunun yüzde ellisi tarafından kaygı ile izlenir hale geldi. Ülkeyi kutuplaştıran, ayrıştıran bu eğitim politikaları yurt dışına beyin göçünü hızlandırırken,  orta sınıf ailelerin de  çocuklarını kamu okullarından alarak özel okullara göndermesi gibi sonuçlar ürettiğini istatistiklere bakarak görebilmekteyiz. Türkiye’de dinselleştirme ve piyasalaştırma birbirlerini destekleyen paralel eğitim politikaları haline dönüştü adeta.

            Türkiye,  bu eğitim politikalarıyla aydınlık geleceğini kurgulayamaz, demokratik, hukuk devleti  asla olamaz. Bu eğitim politikalarından özgür yurttaş, aklını kullanabilen  bireyler yetiştiremez yani özgür-demokrat bir toplum üretemez, evrensel dünyadan da kopar ve tipik bir Ortadoğu ülkesine dönüşür.  Türkiye bunu asla hak etmiyor… Türkiye, bu akıl tutulmasından demokratik yöntemlerle, konuşarak, tartışarak aşma becerisini  mutlaka üretmelidir. Özdemir Asaf’ın şiirindeki gibi  “Umut Yaprakları”nın uçuştuğu özgür ve aydınlık bir Türkiye özlemiyle…

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI