NOEL NAİL BABA

 NOEL NAİL BABA

 

Sızmışım bir aralık neyse yorulmuş da meğer

Ortalık açmışi uyandım. Dedim, artık gideyim,

Önce, ama şu fakir ademi memnun edeyim.

Bir de baktım ki: Tek onluk bile yokmuş kesede.

Mührüm boynunu bükmüş duruyormuş sade!

O zaman koptu içimden şu tehassür ebedi:

Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi.”

 

-Mehmet Akif Ersoy, Seyfi Baba Şiiri-

 

Bugün 24 Aralık. Şevki Bey, Yoanna Hanım, İlter Hoca ve bu yazıyı okuyacaklar: bugün size unusual (alışılmışın dışında) bir öykü anlatayım. İlginç bulursanız, siz de benim gibi sevdiklerinile üleşin ki çoğalsın, sevgi gibi…

 

* * *

 

Daha dün gibi, 2 bin yıl önce Patara’da (Fethiye-Kaş arasında Ovagelemiş köyünde), sizin çocukluğunuz ve/veya çocuğunuz gibi şirin bir çocuk yaşamıştı.

Bir gün anasına dedi ki:

-Ben Apollon’a (Güneş) hediye götürmek istiyorum, bana pasta yapar mısın?

Anacığı, Apollon’un simgeleri olan yay ve lir biçiminde pasta hazırladı, güzel bir kutuya koyup üstünü de defne dalıyla süsledi.

Çocuk sevinçle zıplayarak Apollon Tapınağı’na giderken, Toros’lardan gelen güçlü bir esinti, pasta paketini denize uçurdu. Yavrunun ağladığını gören orta genç bir adam (diyelim adı Nail), paçaları sıvayıp paketi dalgalardan kurtararak yavruya verdi; oda bu suretle muradına erdi.

O günden sonra bizim Nail Baba, yöredeki çocukları sevindirmekle ün saldı. Bir süre sonra da, komşu Myra (Ana tanrıça kenti Demre) baş psikoposu oldu.

Nail Baba burada da insanlık görevlerini fazlasıyla yerine getirir oldu. Varsıllardan gelen bağışları, yoksullara dağıtmaya başladı.

Kentin kenar mahallesinde oturan fakir bir adamın üç kızının, bacadan birer kese altın atarak evlenmelerini sağladı. (Hırsız olduğundan değil; yardımı kimin yaptığının bilinmemesi için.)

O sıralar, Mısır’la Karadeniz ülkeleri arasında tahıl, şarap, zeytinyağı vb taşıyan gemiler, Myra’nın liman kenti Andirake’de demirliyordu. Gemiciler, taşıdıkları yükten Nail Baba’ya bir miktar vererek, onun uğur duasını alıyor; gidecekleri yere selametle ulaşıyordu.

Çok geçmeden Nail Baba, tüm Akdeniz ülkelerinde çocukların ve denizcilerin koruyucusu aziz (ermiş kişi) olarak saygı gördü.

Yoksullar en çok da kış aylarında yardıma muhtaç olurdu. Bunu bilen Nail Baba, geyiklerin çektiği arabasıyla, Toros sıradağlarını dolaşır, yoksullara giygi, yiygi ve sevgi dağıtırdı…

 

***

 

Ben bugün, özellikle Hıristiyan aleminin kutladığı Noel Yortusu dolayısıyla bu öyküyü yazdım. Her yazının amacı; okunduktan sonra okuyanları düşündürmeye devam etmektir.

Sorsak mı birbirimize:

-Öz be öz Anadolu kentleri olan Patara’da doğup, Myra’da dinsel görev yapan Santa Klaus (Aya Nikola) nasıl oluyor da, Kuzey Kutbu’na yakın ülkelere mal ediliyor? Yoksa, benim yakıştırdığım isimle Nail Baba, bir Norveç söylencesine mi kaynak yapılmış?

Amaç çocukları, denizcileri, velhasıl insanları sevindirmekse, varsın bizim Antalyalı Nail Baba, tüm Dünya’nın Noel Baba’sı olsun.

Veren el, alan elden üstündür.

Sağ elin verdiğini sol el bilmemeli.

Ne verirsen elinle, o da gider seninle.

Sanki ulu bir çınar, aktıkça gürleşen pınar.

Ehil insanın elinden her iş gelir.

El, beynimizin bedenimizin dışına uzantısıdır.

Beyin, vücut cumhuriyetimizin başkanıdı.

Beyin, beden arabamızın ön tekeridir, arkadakiler onu izler.

Beynimiz hükmeder, ellerimiz icra eder…

 

BU ELLER MİYDİ

 

Bu eller miydi masallar arasından

Rüyalara uzattığım bu eller miydi.

Arzu dolu, yaşamak dolu,

Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan.

 

Bilyaların aydınlık dünyacıkları

Bu eller miydi hayatı o dünyacıkların.

Altın bir oyun gibi eserdi

Altın tüylerinden mevsimin rüzgarı.

 

Topraktan evler yapan bu eller miydi

Ki şimdi değmekte toprak olan evlere.

El işi vazifelerin önünde

Tırnaklarını yiyerek düşünmek ne iyiydi.

 

Kaybolmuş o çizgilerden

Falcının saadet dedikleri.

O köylü çakısının kestiği yer

Söğüt dallarından düdük yaparken.

 

Bu eller miydi kesen mavi serçeyi

Bir kaç damla kan ki zafer ve kahramanlık.

Yorganın altına saklanarak,

Bu eller miydi sevmeyen geceyi.

 

Ayrılmış sevgili oyuncaklardan

Kırmış küçücük şişelerini.

Ve her şeyden ve her şeyden sonra

Bu eller miydi Allah’a açılan!

 

(Fazıl Hüsnü Dağlarca, Çocuk ve Allah)

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI