KÖRLÜK

                                              KÖRLÜK

Silifke’de Halk Kitabevi sahibi arkadaşım Yaşar Öztürk’ün işyerinde, bir ay önce edebiyat üzerine sohbet ederken içeriye bir hanımefendi girdi ve yeni çıkan kitaplardan istedi. Yaşar bey, emekli   öğretmen Zehra Öztürk adındaki bu hanımefendinin  iyi bir kitap okuru olduğunu, ayda 5-6 civarında kitap satın aldığını söyledi ve ardından da bizi tanıştırdı. Hanımefendi de sohbete katıldı. Konu konuyu açtı. Bu arada ben; okuduğum kitapları Muğla’da yerel gazetelerimizde tanıtımını yaptığımı söylediğim de  çok sevindi, mutlu oldu ve bir öneride bulunarak ’’ Size harika bir eser  tavsiye edeceğim, Jose Saramago’nun ,Körlük  adlı  kitabını mutlaka okuyup, köşenizde tanıtımını yapmalısınız’’ dedi.  Yaşar Beyde, kitabı raftan alarak bana verdi. Silifke’de yoğunluktan okuyamadım. Yatağan’a geldim ve geçen hafta içerisinde bu güzel eseri okudum. 1998 Nobel Edebiyat Ödülü alan bu romanı soluk soluğa zevkle okudum. Sürükleyici ve çok etkileyici bir eser. Adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir kentinde, arabasının direksiyonunda kırmızı ışıkta trafik ışığının yeşile dönmesini bekleyen bir adam ansızın kör olur. Ancak karanlıklara değil, bembeyaz bir boşluğa gömülür. Arkasından, körlük salgını bütün kente, hatta bütün ülkeye yayılır. Ne yönetim kalır ülkede, ne de düzen; bütün körler karantinaya alınır. Hayal edilemeyecek bir kaos, pislik, açlık ve zorbalık hüküm sürmektedir artık. Yaşam durmuştur, insanların tek çabası, ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaktır. Roman, kentteki akıl hastanesinde karantinaya alınan, oradan kurtulunca da birbirinden ayrılmayan, biri çocuk yedi kişiye odaklanır. Aralarında, bütün kentte gözleri gören tek kişi olan ve gruptakilere rehberlik eden bir kadın da vardır. Bu yedi kişi, cehenneme dönen bu kentte, hayatta kalabilmek için inanılmaz bir mücadele verir. Yazarın müthiş bir gözlem gücüyle tasvir ettiği bunalımlı, kargaşalı dünya, insanın karanlık yüzünün simgesi adeta. Körlük, ürkütücü bir roman, içinde ironi ve hayal de var. Beklenmedik bir felaketi yaşayan bir toplumun nasıl çöktüğünün, nasıl bencilleştiğinin ve değer yargılarını yitirmesini anlatan bir roman. Konusunun ürkütücülüğüne rağmen olağanüstü bir şiirsellikle anlatılmış bu unutulmaz roman, usta yazarın belki en etkileyici yapıtı. Dönemin Portekiz’inde iktidara karşı muhalif bir tavır takınan yazar, buradaki liberal sistemin daha sonra baskıcı faşist bir uygulama ile halkını bunalttığını ve zulüm ettiğini de bir ölçüde anlatıyor bu romanın da. Kitabı okuyup bitirince, güzel ülkemde bu iktidarın yaptığı baskıcı uygulamalar bir bir gözümün önüne geldi. Ülkemi, Portekiz’le özdeştirdim. Bence körleşmişiz, hepimiz körüz ama bakıyoruz, seyrediyoruz, izliyoruz tüm olan bitene. Bakabilen ama görmeyen kör insanlarız. Umarım bakan körler bir gün uyanır. Körlük, kesinlikle okunup, ders alınması gereken bir klasik eser. Zehra hanıma, buradan teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum, oku ve tanıtımını yap dediği için. Sizler de okuyunuz efendim. Bakar kör olmayalım. Körlükten kurtulalım gari…

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI