TÜKÜRÜK HANGİ YÖNE SIÇRARSA

TÜKÜRÜK HANGİ YÖNE SIÇRARSA

Aklıma gelmemişti. Başından kalkmadığım bilgisayarın soluğunu kestiler. Sosyal ağlardan üçünün erişimi, tüm gezegende birkaç saatliğine durmuştu. O an psikolojim bozuldu, inanılmaz ve sıkıntılı bir ruh hali içine girdim. O ruh haliyle eve geldim, apartmandan içeri girmek için, elimi anahtarlara attım ki, eyvah! Anahtarlar yok! İçim cız etti, kapıyı açıp içeri giremeyince, nedense biraz şaşkınlık geçirdim, bir hoş oldum ve tepemden kaynar sular döküldü. Birkaç saniye anahtarları nerede unuttuğumu düşünmeye, uğradığım yerleri hatırlamaya çalıştım. Ama birden çaresizlik içinde olmadığımı hatırladım. Zile bastığımda kapı açılacaktı, çünkü herkes evde idi, hatta evde kimsenin olmaması bile sorun teşkil etmeyecekti. Zira çilingiri çağırıp, kapıyı açtırır içeri girerdim. Ama önemli olan, anahtarları unuttuğum yerin aklıma gelmemesi ve nerede bırakmış olabileceğimi, an itibarı ile hatırlamamaktı!

Apartmana girmeden, oturduğum mekânları, uğradığım iş yerlerini anımsamaya çalışıyordum. (Buluğ çağlarında, kaybolan herhangi bir şeyimizi bulmak için, avucumuzun içine birazcık tükürür, sonra o tükürüğü işaret parmağımızla hızlıca vururduk. Tükürük hangi yöne sıçrarsa, kaybımızın o yönde olduğu hükmüne varır, aramayı bu yönteme göre, o istikamette yapardık. Yıllar önce, Amerikalı mühendis, Türklerin yol yaparken neden eşek kullandığını ve mühendis yardımı almadığını sormuş. Türk ustabaşı da, çevirmen aracılığı ile: "Efendim mühendisi, eşek bulamadığımız zaman Amerika'dan çağırıyoruz" diye yanıtlamış. Bizimde o yıllarda tükürük yardımı ile kayıp bulmamız, eşekle yol yapmaya benziyordu.)

İşte o gergin anlarda, aklıma rahmetli Dilber Ay'ın okuduğu türkü geldi. Türküde anahtarlı bölüm vardı, yöntem olarak; belki hatırlamama yardımcı olur, rahatlarım, sinirlerim yatışır, heyecanımı bastırır ve gergin halden kurtulurum diye, mırıldanmaya başladım: "Akşama geleceğiiiiim geleceğim, anahtarlaaar neredeee?/Anahtarlar pencerede, Tavuk da, pişer tencere" diye, defalarca tekrarlamama rağmen hatırlamam ve sakinleşmem mümkün olmadı. Çünkü iyice gerilmişim, tam aksine türkünün havasına girip, gittiğim yerleri düşüneceğime, öğle vakti aç karnım için, tencerede pişen etli butlu tombul bir tavuk hayali kurdum. Anladım ki, aç tavuğun gözü Darı ambarında, aç insanın aklı tencerede pişen, nefis tavukta olurmuş.  

Nihayet, sakinleşmek için, dur bakalım: "Tanrı sevdiği kulunun, anahtarlarını önce kaybettirir sonra buldurup sevindirirmiş(Atasözü güncelleştirilmiştir!)" Diye, zile basıp kapıyı açtırdım. Yukarı çıktım, hanım kapıda bekliyordu. Hoş geldin demeden: "Anahtarlarını unutmuşsun!" deyince, içimden: "Hey be Allah'ım!" Dedim. Eve girmeden başımı kaldırdım,(Tanrı, orada burada değil, her yerdedir) Öğretisine istinaden, tavana bakıp içimdeki sevinci sessizce ve yerel ağızla: "De gidi, Goca Allah'ım de, bennen maytap mı geçesin geldi?" diye, anahtarların kaybolmadığına şükrettikten sonra: "Allah'ım, üç guruşluk aklım vaa, aman unu alma" deyip, masumane talebimi sundum.

şim: "Ayol geçsene içeri, kapı ağzında niye dikeliyorsun? Gene şaka yapacaksın. Bıkmadın, usanmadın, şu şakalardan" Deyip, eşiğe çıktı tavana üç/dört saniye baktı: "Ne var tavanda? Niye bakıyorsun?" Hadi, beni oyalama, masayı hazırlıyorum!" Diyerek, mutfağa girdi. Çünkü öğle olmuş, yemek vakti gelmişti.

Yemekten kalktıktan sonra 13.00 haberlerini izledim, sosyal ağlarda bir değişiklik yoktu. Bir süre sonra "Şimdi ne yapacağım?" Diye bir düşüncedir aldı beni. Çünkü bilgisayara öyle bağımlı hale gelmişim ki, sabah 05.00 de kalkıyor, masaya oturup mesaiye başlıyorum! Benim için Dünya, sanki: Bilgisayar ve sosyal medya ağları. Eğer bir gün, ağlar bir nedenle uzun süre kapanırsa: "Yandı Keremin arpa tarlası" demekten öte, elimden hiçbir şey gelmeyecek. Ne yapacağımın şaşkınlığı içinde kalacağım ve kendimi büyük bir boşlukta hissedeceğim.

Böyle bir olayın daha derinlerinde, nelerin var olduğunu düşünüyor, hayal ediyorum. Gerçi vasat bir beynin düşünme kapasitesi hiçbir şey ifade etmez. Ama o derinlik ayrı bir Dünya ve çok ötesi olduğu muhakkak. Siyaset, ticaret, ekonomi, sağlık, tarım, sanayi, savunma ve buna benzer akla gelmeyen pek çok konuda müthiş bilgiler içeren ve inanılmaz sırların saklı olduğu bir derinlik. Bilgisayar, sınırları olmayan bilgi kutusu ki, ondan ayrı kalmak; ya hasta olup yatmak demek, ya da öbür gezegene göç etmek demek!

YAZARIN DİĞER YAZILARI