Yağmur, kar, fırtına, sel, depremler, savaşlar... filân derken; giden gitti de, biz geride kalanlar, yeni yıl 2026'nın en güzel mevsimi İlkbahar günlerine yine sağ-salim vasıl olduk elhamdülillah!.. Hiçbir şeyden şikâyet etmeden, moralinizi de bozmadan, hiç olmazsa bu sefer şu güzelim İlkbahar günlerinin tadını çoluk-çocuğunuzla, sevdiklerinizle çıkarınız bari...
Efendim, bugün size bazı tarihi gerçeklerden bahsetmek, insan olarak binlerce yıllık geçmişimizden bugüne, nerelerden ve nasıl geldiğimizi anlatmaya çalışacağım... Gönül isterdi ki, ben bunları anlatırken yanımda "Son Sümer Kraliçesi" namlı Muazzez İlmiye Çığ olsun, ölümüyle tarihi öksüz bırakan Prof. Dr. İlber Ortaylı ile Prof. Dr. Halil İnalcık da olsun isterdim... Ama bu ölümlü ve yalan dünyada her istediğimiz olmuyor işte!..
Muazzez İlmiye Çığ, tam 110 yaşında kaybettiğimiz bir 'Bilim İnsanımız' idi... Aile kökleri Kırım Tatarlarından gelmekteydi... Ömrü boyunca Sümerleri, Hititleri ve onların bıraktıkları tabletleri incelemekle, onları sınıflandırmakla geçirdi... Tam 30 yıl çalıştığı İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde öyle bir çığır açtı ki, bütün dünya tarihçileri sıraya girip, bu eserleri incelemeye geliyorlar... Kimseden duyamayacağınız bir gerçeği ben size söyleyeyim: Bir gün Muazzez İlmiye Çığ, bir soru üzerine aynen şöyle dedi: "Eğer benim bu tabletlerden öğrendiğim bilgileri sizlere bir açıklasam var ya; bu koca dünyada din ve inanış diye bir şey kalmaz!.. En iyisi bu bilgiler bende kalacak ve benimle beraber de gidecekler!" demişti...
O Sümer ve Hitit tabletlerinden ne öğrenmişti? Bizden neleri saklıyordu? O tabletler İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde öylece duruyor, başkaca kimse bunların sırrına eremiyor mu? Sadece bunlar mı? Isparta-Yalvaç'ta da şunlar yaşanmış: Pisidia Antiokheia Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özhanlı, 1997'de Patara Antik Kenti'nde buldukları mezarları açtıktan sonra, ekip olarak yaşadıklarını "O Mezarlar Açılmamalıydı (Bir Lanet Hikâyesi)" başlıklı yazısında kurgusal bir dille anlattı... Mısır Firavunlarının mezarlarını ortaya çıkaran ekibin hayatını kaybetmesine göndermelerde de bulunan Özhanlı; "Ekip dağıldı, tarumar olduk" dedi... Kâbuslar görme, yılan sokması, 'Veba-Kolera-Çiçek' türü eski salgın hastalık mikropları, bütün Arkeologları tehdit eden olaylardır, biz de darmadağın olmuştuk..." diye yazdı, iyi mi?
Sadece bu mu? Bakınız; Mısır Firavunu Tutankamon'un mezarı 1922'de İngiliz arkeolog Howard Carter tarafından bulundu. Antik Mısır'da tanrıların yeryüzündeki temsilcisi olduklarına inandıkları Firavunların, kendileri gibi mezarları ve diğer hayatta kullanacakları mumyalanmış bedenleri de kutsal olarak görülüyordu. Bu yüzden bu mezarlara girecek kişilerin kötü şans, hastalık ve ölümle karşılaşacaklarına dair bir lânet inancı mevcuttu... Tutankamon'un mezarının açılmasından sonra bazı ani ölümler yaşandı. Keşiften kısa bir süre sonra arkeolog Howard Carter'ın evinde beslediği kuşu bir Kobra yılanı tarafından öldürüldü. Antik Mısır inancında Kobranın, Firavunu temsil etmesinden dolayı bu durum lânetle ilişkilendirildi. Kazıyı finanse eden İngiliz Lordu George Herbert, mezarı ziyaretinden altı hafta sonra bir sivrisinek tarafından ısırılıyor ve bu ısırığı tıraş olurken yanlışlıkla kesince enfekte olan yara nedeniyle kan zehirlenmesinden Kahire'de hayatını kaybediyordu... Yani, bu kazıya katılan 58 kişiden geriye, sadece 8 kişi kalmıştı... Gel de bunların 'Lânetli' olduklarına inanma bakalım ???
Şimdi sıkı durun, bu bilgiyi ilk önce benden duyacaksınız: Bizim 'Göktepe Dağı' altında bir hafta önce devasa bir "Firavun Priramidi" daha bulundu!.. Herkesten saklanan bu buluşun, Antik Mısır'daki Giza'da bulunan 4.600 yıllık 'Keops Piramidi'nden (146,6 Metre.) daha yüksek ve daha eski olduğu söyleniyor, yakın tarihimizi yeniden yazdıracağı iddiaları da var!.. Size en sağlıklı bilgileri '01 Nisan' 2026 Çarşamba günü anlatacağım, sağ olursanız görürsünüz inşallah... Hadi şimdilik bana eyvallah dostlar... Sakin KOŞAR...