ABD'NİN TRUVA ATI .’’THE CEMAAT’’...
Soğuk Savaş Dönemi’nin en önemli argümanlarından biri ‘’ Yeşil Kuşak Projesi’’ dir.ABD İslamı ve İslamcı ideolojiyi materyalist komünizme karşı bir antikor,bir kalkan olarak olarak kullanmıştır.
SSCB’nin İran ve Ortadoğu petrollerine ulaşmasını önlemek için islamcı akımlar desteklenmiş ve bunların bölge ülke ülkelerinde iktidara gelmeleri sağlanmıştır.
SSCB’’nin Afganistan’ı işgal etmesi üzerine Afganlı mücahitlere destek verilerek , Taliban ve El Kaide gibi kuruluşlar CİA desteğinde Ruslara karşı kullanılmışlardır.
Bunların dışında İran’da Şahlık rejimi devrilerek Humeyni iktidara getirilmiş, Pakistan’da da Zülfikar Ali Butto General Ziya Ül Hak tarafından bir darbe ile devrilerek idam edilmiş ve Pakistan da şeriat rejimine geçilmiştir.
Türkiye’de de durum pek farklı değildir.’’ Beyaz Devrim ‘’olarak adlandırılan 14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti iktidarıyla birlikte Atatürk devrimlerinden ödünler verilmeye başlanmıştır.
Türkiye’nin NATO’ya girmesinden önce ,1947’de oluşturulan Fullbright Komisyonu işlevini giderek genişleterek Türk Milli eğitimine el atmıştır.Böylece Türkiye’de siyasal İslamın eğitim kurumlarına girmesi sağlanmıştır.
1968 yılında 5. cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ‘’ Memleketin yönetimini bu laik okullardan yetişen gençlere bırakamayız.Memleketin yönetimini imam hatip liselerinden mezun olan gençlere vereceğiz’’ demesi ,bu gün bu hedefin tuttuğunun göstergesidir.
Başlangıçta bir hizmet hareketi olarak ortaya çıkan ve nur cemaati içinde bir kol olarak gelişen cemaat hareketi yardımlar, okullar, yurtlar ve daha sonra dershanelerden elde edilen gelirlerle küresel bir güç haline gelmiş ve ABD ajanların Orta Asya ülkelerine girmesinde bir ‘’ Truva Atı rolünü üstlenmiştir.
12 Eylül Darbesi bu ülkenin üzerinden bir buldozer gibi geçmiştir. Bu süreçte binlerce devrimci ve ülkücü genç Metris , Mamak Diyarbakır vb. zindanlarda işkence altında inlerken meydan cemaat ve benzeri oluşumlara kalmıştır.
Buna ben canlı olarak tanık oldum.Üniversite öğrencisiyken Ankara’da Ulus’taki Sanayi Caddesi’nde bulunan cemaat yurdu olan Sanayi Yurdu’nda iki ay zorunlu olarak kalmıştım.Sabah ve Yatsı namazlarının zorunlu olduğu yurda, Salı ve Perşembe günleri vaiz gelirdi ve yatsı namazlarından sonra vaaz verirdi.Bu kişi için o zamanlar ikinci Saidi Nursi denmekteydi.
Zaman zaman Cebeci’de çoğunluğu Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne giden öğrencilerin olduğu bazı evlerde sohbet toplantılarına katılırdık.Bu öğrencilerin çoğu şimdi tamamına yakını vali, kaymakam, emniyet müdürü,baş savcı vb. yüksek bürokraside yer almaları muhtemeldir.
Bunun dışında 12 Eylül rejiminin en sıkı olduğu 1981 yılında Ankara Ulucanlar’daki bazı evlerde büyük toplantılar olurdu.Bu toplantılarda polisler ve astsubayalarında yer aldığını görmüştüm.12 Eylül rejiminin bu gelişmeleri görmezden gelmesi ‘’ Yeşil Kuşak Projesi’’nin gereğidir.
Bu şekilde devlet bürokrasisine sızan Fethullahçı yapılanma , Özal rejimi ve Türk – İslam sentezi uygulamasıyla daha rahat gelişme imkanı bulmuştur.
ABD ve İslamcı örgütler arasında kırılma noktası 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıdır. Böylece komünizm tehdidinin ortadan kalkmasıyla birlikte ABD nezdinde islamcı örgütlerin değeri düşmüştür.
Bu aşamada ABD’nin İsrail’i destekleyen politikası, ardından Humeyni’nin ABD’yi ‘’ Büyük Şeytan ‘’ ilan etmesi üzerine radikal islamcı örgütler ABD’yi hedef alarak 11 Eylül 2001 saldırılarını başlatmışlardır.
Bunun üzerine ABD kendi yarattığı bu canavarı etkisiz hale getirebilmek için ‘’Büyük Orta Doğu Projesi’’ ni ortaya sürmüştür.Böylece orta doğu ülkelerinin demokratikleşmesi sağlancaktır.Bu süreçte de yeni argüman ‘’Ilımlı İslam’’dır.Model ülke de ‘’ Türkiye’’ dir .Yalnız bu aşamada en büyük engel Türkiye’nin laik bir ülke olmasıdır.Bunun yanında laikliğin teminatı olarak görülen ordu, üniversiteler ve yüksek yargının etkisiz hale getirilmesi gerekiyordu.
Liderleri 28 şubat sürecinden sonra ABD’ye kaçan cemaat bu konuda tetikçi olarak kullanılmıştır.Önce Ergenekon,ardından Balyoz ve diğer operasyonlarla ordunun üst düzey komutanları tutuklanmış, Bülent Arınç’a suikast yalanıyla kozmik odaya girilmişitir.
2010’daki referandumla birlikte HSYK’nın yapısı değiştirilerek cemaatın kontrolüne girmiştir.Bu konuda Fethullah Gülen’ in söylediği’’ ana damarlarına , can evlerine tamamen girene kadar atılacak her adım erkendir ‘’ sözleriyle , referandum sırasında söylediği '' Mümkünse ölülere bile oy kullandırın'' sözü hala hatırlardadır.
Bu arada cemaatin gerçek hedefinin devleti ele geçirmek olduğunun hükümetçe anlaşılması üzerine , cemaatin can damarı niteliğindeki dershanelerin kapatılması üzerine önce Oslo görüşmeleri sızdırılmış ve ardından da 17 -25 Aralık operasyonları gelmiştir.
Sonuç olarak, mevcut hükümetin önünü açmak amacıyla başlatılan kaset operasyonlarıyla Deniz Baykal istifa ettirilmiş, DYP – ANAP birleşimi olan anayol hareketi kasetlerle engellenmiştir.
Mevcut durum , ‘’ Ne istediler de vermedik ‘’ diyen iktidarla, cemaat arasında , ‘’ Öküz öldü ortaklık ayrıldı ‘’ anlayışını geçerli kılmıştır.Ama bu durum cemaatin ABD’nin bir ‘’ Truva Atı ‘’ olduğu gerçeğini değiştirmez.
Bunun kırılma noktası 15 Temmuz 2016 Darbe girişimidir.Cumhuriyete bağlı sağduyulu subaylarımız ve tankın altına başını koyan halkımız sayesinde bu hain darbe girişimi atlatılmıştır.
Doğa ve siyaset boşlu kaldırmaz.malum cemaatin yeri hemen Menzil,Nakşibendi ,İsmail Ağa gibi diğer cemaat ve tarikatlar tarafından doldurulmuştur.Türkçe’de ‘’ Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş ‘’ diye bir deyim vardır.Temennim iktidarın bu deyimi aklından hiç çıkarmamasıdır.Türk – İslam devletlerinin yıkılmasında hep bu tarikat ve cemaat yapılanmalrı etkili olmuştur.Dilerim aynı şey Türkiye Cumhuriyeti için geçerli olmaz.