İFTAR ÇADIRLARINDAN ‘’HAYIR ÇADIRLAR’’NA …
Her yıl Ramazan ayı gelmeye yakın şehirlerin belli bölgelerine belediyeler tarafından iftar çadırları kurulur.Ramazan ayında fakir,fukara,garip gureba orucunu açsın,yemek yesin ,karnını doyursun diye belediyeler ücretsiz yemek verir.Bu yemekler çeşitli hayırseverler tarafından finanse edilir.
İftar çadırlarına gelenlerin çoğunluğunu üniversite öğrencileri,yoksul insanlar ve o şehirde bulunan yabancı insanlar,evsizler sokak çocukları oluşturur.Bu insanlar bazıları günde bir kez bile olsa karınlarını doyurma imkanı bulur.
Toplumsal dayanışmanın en güzel örneğidir iftar çadırları.Oruç tutan ,tutmayan bütün muhtaç insanlar bu çadırlara gelip karınlarını doyurmaktadırlar.İftar çadırlarının düzenlenmesini sağlayan belediyeler,sivil toplum kuruluşları ve kişiler bir çok insandan da hayır duaları almaktadır.
Beş yıldızlı otellerde verilen gösteriş amaçlı ,ertesi gün gazetelerin sayfalarını süsleyen iftar yemekleri ,herhangi bir toplumsal fayda sağlamaktan çok kendini gösterme ve kişisel ya da kurumsal fayda sağlamaya yöneliktir.Bir kere bu tür yemeklere yoksul insanlar gelemez.Gelenlerin büyük çoğunluğu kalburüstü davetlilerden oluşur.
Bu tür yemekleri verenlerin büyük çoğunluğu devletten büyük ihale alan müteahhitler,siyasilere veya yerel yöneticilere yaranmak isteyen kişilerden oluşmaktadır.Düşündükleri ‘’Hayır’’dan çok ,’’ Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez ‘’ mantığıdır.
İftar çadırı uygulamasını neden sadece Ramazan ayıyla sınırlı tutuyoruz.Bu yoksul,fakir,fukara,garip gurebanın karınları sadece Ramazan ayında mı acıkıyor. İftar çadırı uygulamasını başka bir adla yıl boyu sürdüremez miyiz?’ ‘’Hayır’’ sadece Ramazan ayında mı işlenir?
Nitekim Kızılay başta olmak üzere bazı belediyeler bünyelerinde oluşturdukları aşevlerinde kendilerine kayıtlı olan yoksullara bedava yemek dağıtımı yapmaktadır.Bu konudaki naçizane önerim tıpkı iftar çadırı uygulamasında olduğu gibi şehirlerin belli yerlerine bu tür bedava yemek dağıtılan çadırlar veya yapılar oluşturulabilir.
Tarihimizde bu tür uygulamalar ilk kez İslamiyet öncesi Türk devletlerinde ‘’toy’’ ve ‘’şölen ‘’ şeklinde ortaya çıkmıştır.Çoğunlukla hükümdarlar olmak üzere zengin ve nüfuzlu kişiler bu tür etkinlikler yaparak halka ziyafet verirlerdi.İslamiyet döneminde Mekke’den Medine’ye göç eden muhacirunlara karşı Medineli Ensarlar bu tür yemek yardımında bulunmuştur.
İlk Türk İslam devletlerinde de ; özellikle Selçuklularda bu tür hayır kurumları daha işlevsel hale getirilmiştir.Osmanlı Devleti döneminde İmarethane olarak adlandırılan bu aşevleri çoğunlukla büyük yapı kompleksleri olan külliyelerin içinde yer alırdı.Burada medrese öğrencilerine ve yoksullara bedava yemek verilirdi.
Toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerinden biri olan bu imarethenelerin giderlerinin büyük çoğunluğu hayırsever zenginlerin kurdukları vakıflar yoluyla karşılanırdı.
Cumhuriyet döneminden itibaren bu uygulama Kızılay ve 5272 Sayılı Belediye Kanununun 14. Maddesinin (a) , 38. maddesinin ( n ) ve 60. maddesinin ( i ) fıkraları hükümleri gereğince ‘’yardıma muhtaç durumda olan vatandaşları aşevleri açarak ücretsiz sıcak yemek yardımı sağlamak ve aşevlerinin yönetim ve işletilmesine ait usul ve esasları düzenlemektir.’’ Hükmüyle Belediyelere verilmiştir.
Belediyeler bu uygulamaları sorumluluk alanlarında Sosyal Yardımlaşma Fonu’ndan ve zengin hayırseverlerden destek alarak yapabilirler.Yetmediği durumlarda kampanyalar düzenlenerek halkın ayni veya nakdi katkısı sağlanabilir.Sosyal devlet ve belediye olmak bu tür hayır organizasyonlarına öncülük etmeyi gerektirir diye düşünüyorum..