RUSYA SICAK DENİZLERE İNDİ…

RUSYA SICAK DENİZLERE İNDİ…

Malum ,Osmanlı döneminde Rusya’nın en büyük emeli sıcak denizlere ulaşmaktı.Modern Rusya’nın kurucusu olan bizim ‘’Deli Petro’’,Rusların ise ‘’Grand Petro’’ ( Büyük Petro ) dedikleri    Çar I.Petro gençliğinde Hollanda ‘da denizcilik eğitimi görmüş ve Rusya’nın gelişip büyüyebilmesi için sıcak denizlere ulaşmasının şart olduğu gerçeğini görmüştü.

Bu yüzdendir ki;18.Yüzyılın başlarından itibaren  Rusya bu amacını gerçekleştirmek için sıcak  denizlere geçişi sağlayacak İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nı elinde bulunduran  Osmanlı Devleti’ne dokuz kez savaş açmış ,bunlardan altısını kazanıp üçünü kaybetmiştir.Ama yine de Türklerin elindeki Boğazlara sahip olamamıştır.

Çarlık Rusya’sının yıkılmasından sonra  kurulan Sovyetler Birliği döneminde başlangıçta iyi ilişkiler sürdüren Türkiye ile Sovyet Rusya’nın arası 1946 yılında Sovyet Rusya’nın Kars ve Ardahan’ı isteyip,Boğazlar’dan da üs istemesi üzerine bozulmuştu.Bu istek Türkiye’yi ABD’nin mandası altına girmesine neden olmuştur.

1980’lerin başında Ankara Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okuyan Antalyalı bir arkadaşım,Antalya’ya giden otobüsü askerlerin yolda durdurup kontrol yapmaları üzerine valizinde çok sayıda Rusça kitaplar çıktı diye göz altına alınmıştı.Bu örnek sanırım  Soğuk Savaş Dönemi’nde ‘’Moskof,Komünist ‘’  diye nitelediği  eski Sovyetler Birliği  ( SSCB ) şimdinin Rusya’sına Türkiye’nin bakış açısını açıklar.

Ayrıca Soğuk Savaş Dönemi’nde solculara ‘’Komünistler Moskova’ya ‘’ diye adres gösteren ülkücü bir çok iş adamı Rusya ile iş yaptığından bugün Moskova’dan gelmiyor.

1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Türkiye okumuş,kültürlü ‘’Nataşa’’larla tanıştı.Laleli’den başlayan bavul ticareti sonrasında Rusya ile dev enerji antlaşmalarına imza atıldı.Böylece Türkiye doğal gaz ile tanıştı.

Ardından Ruslar Antalya’yı keşfettiler.Ülkemize yoğun bir Rus turist akımı başladı.İhracatımız katlandı.her şey iyi güzel giderken Suriye  Krizi patlak verdi.Suriye’de Türkiye Rusya ile farklı taraflarda yer aldı.2015 yılında Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesi  ilişkileri bıçak gibi kesti.Türkiye bu uçak düşürme yüzünden çok pahalı bir bedel ödedikten sonra 2016 yılından itibaren ilişkiler yavaş yavaş düzelmeye başladı.

ABD’nin Suriye konusunda iki yüzlü siyaset izleyip ,Suriye’deki YPG-PYD unsurlarına 5 .000 Tırdan fazla silah vermesi  ve Türkiye’ye Patriot füzelerini satmaması üzerine Türkiye Rusya’dan S-400 savunma füzelerinden almaya karar verdi ve bu konuda antlaşma imzalandı.

Sonrasında yıllardan bu yana Türkiye’nin gündeminde olan Nükleer santral konusunda  Mersin Akkuyu’da kurulacak olan  nükleer santral’in ihalesini Ruslar aldı.

ENERJİDE BÜYÜK ORANDA RUSYA’YA BAĞLANDIK.

Türkiye günümüzde Doğal gazın %53’ünü,kömür ithalatının %33’ünü,Ham petrol ve petrol ürünlerinin %20’sini Rusya’dan sağlamaktadır.Sadece bu durum bile Türkiye’nin enerjide Rusya’ya ne kadar bağlanmış olduğunu gösterirken, yeni kurulacak Nükleer enerjinin %100’ünü Rusya’dan sağlaması bu bağlılığı daha da arttıracaktır.

Akkuyu’da açılacak olan Nükleer santralin inşaatının %100’ünü Ruslar,İşletmesini Ruslar yapıp zenginleştirilmiş uranyumun  da %100’ü Rusya’dan sağlanacaktır.Bir ülkenin enerjide başka bir ülkeye bu kadar bağlanması hem ekonomik,hem de dış politika açısından siyasal bir risktir.

ÜÇ KATI PAHALI ELEKTRİK

Günümüzde Fransa nükleer santrallerden elektriği 5.2 cent’e,Türkiye ise elektriği yurt içine 4 cent’ten satmaktadır.Rusya ise ise Akkuyu’da ürettiği elektriği alım garantili olarak 15 yıl boyunca 12.35 cent’ten satacaktır.Bu neredeyse şimdinin üç katıdır.

Bu uygulama köprülerdeki garantili geçiş ücretine benzemektedir.Doların her artışında tıpkı benzinde olduğu gibi bunun elektrik fiyatlarına da yansıması kaçınılmazdır.

KAFAMA TAKILANLAR.

Kanada 1975,ABD 1978 ve Almanya ise 1982’den bu yana nükleer santral yapmıyor.Avusturya,Filipinlerve brezilya inşaatı biten nükleer santrallarni çalıştırmadan kapattılar.İtalya,İngiltere,ispanya,Finlandiya ,Rusya,Rusya,Çin,Endonezya,Küba,Vietnam ve Tayland nükleer programlarını sona erdirdiler.Portekiz,Hollanda,Yunanistan,İsviçre,İrlanda gibi bazı Avrupa ülkeleri Nükleer santral kurmama kararı alırken İsveç Nükleer santralleri kapatma kararı almıştır.

Hal böyleyken bir Güneş ülkesi olan Türkiye’de Nükleer santral yerine maliyeti çok daha ucuz, süresiz ve her hangi bir tehlike içermeyen çevre dostu Güneş santralleri kurulsa daha iyi olmaz mı? Böylece dışarıya bağımlılığımız azalır.Dövizimiz yurt içinde kalır.

Bunun dışında işin bir de güvenlik boyutu var.1986 Çernobil nükleer kazasında radyasyonlu bulutların yağmur olarak yağdığı Türkiye de bir bedel ödedi .Bunun dışında 2011’de Japonya’da patlayan Fukişomo Nükleer kazasının dışında bir nükleer kaza bilmeyiz.Oysa Çernobil’e gelene kadar dünyanın çeşitli yerlerinde 285 nükleer kaza olmuştu.Bunlardan 17 tanesi İngiltere’de yaşandı.Gizlendiği için halk bundan haberdar olmadı.Aynı şekilde sadece Japonya’da 1992 yılında 20 nükleer kaza rapor edilmiştir.

Bu tür santrallerde 12.5 yılda bir kaza meydana gelmektedir.Bu da 60 Yıllık bir ömrü olan Akkuyu Nükleer santralinde 2’den fazla kaza olabileceği anlamına gelmektedir.Bunun yanında Torosların Nükleer atık deposu haline gelmesi de ayrı bir risktir.

Sonuç olarak Rusya son 28 yılda Türkiye’ye yönelik politikaları sonucunda Türkiye üzerinde ekonomik ve bunun doğal uzantısı olan siyasal alanda da bir ağırlık oluşturarak ‘’Sıcak Denizler’’e inmiş oldu.

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI