HANIMEFENDİ DİKKAT BEBEK ZEHİRLENEBİLİR!

HANIMEFENDİ DİKKAT BEBEK ZEHİRLENEBİLİR!

          GEÇEN Temmuz ayı’nın sıcak bir gününde, akşamüzeri çay bahçesinde oturuyordum. Biraz ötemdeki masada hanımlar samimi sohbet halindeydi. Hem bir şeyler atıştırıyor hem de çay içiyorlardı. Çocuklar da, bitmeyen enerjileri ile bahçede ve masanın çevresinde koşuşturuyor ara sıra annelerinin atıştırdıklarından istiyorlardı.

          HANIMLAR öyle koyu muhabbete dalmıştı ki, masanın üzerinde oturan ve annesinin eliyle tutup dengesini sağladığı bir bebek; ıslak mendili ağzına tıkıştırıyor, daha sonra çıkarıyor, tekrar ağzına götürüyordu. Ama anne konuşmaktan fırsat bulup da, ne durumun farkına varıyor ne de bebeğe müdahale ediyordu. Hakeza arkadaşları da… Fotoğraf buydu! Gözüme tesadüfen takılan bu görüntüden ötürü afakanlar bastı, beni çılgına çevirmeye yetti. Masaya gidip: “Hanımefendi, bebeğiniz ıslak mendili ağzına sokuyor, bir türlü farkına varamadınız! Bu ıslak mendil zararlı olabilir lütfen dikkat edin!” Desem acaba dönüp: “Görüyorum ve bence hiçbir mahsuru yok!” der mi? Diye tereddüt geçirdiğim için gidemiyordum.

         VEREBİLECEĞİ bu ve buna benzer tepkiyi düşünürken, ilgilenmek istemesem de masum bebeğin ileride görebileceği zararı düşündükçe üzülüyor, anneyi uyaramadığım için geriliyordum. Anne, sohbetin zevkinden kurtulamıyor, “Bir reklam arası verip(!)”birkaç dakika çocukla ilgilenmiyordu.

         BİR ARA başımı gök kubbeye çevirdim:  “Hey Tanrım! Bana daha önce; henüz konuşamayan torununun eline telefon verip, babaannesine bebeksi sesleri dinleten dedeyi, daha sonra çocuğunu kucağına alarak şoförlük öğreten babayı, (O çocuk 15 yaşına gelince, gizlice anahtarı alır, otomobile arkadaşlarını bindirir ve karayoluna çıkar. Akşam haberlerinde, otomobilin pert halini, yerlere savrulmuş cesetleri ve ağlayan anne babayı seyrederiz) Şimdi ise muhabbet etmekten bebeği ile ilgilenmeyen anneyi seyrediyorum. Kuluna biraz akıl fikir ihsân etsen olmaz mıydı? Diye yakarmayı düşündüm, sonra vazgeçtim… Çünkü “Beterin beteri vardır” Atasözü aklıma geldi. Bakarsınız; Tanrı: “Sen benim işime karışma!” deyip, daha kötüsü ile karşılaştırabilir diye ürktüm ve vazgeçtim.  Hani; balkondan çocuğunu atan, mahallenin metal çöp aygıtının içine üç günlük bebeğini bırakan, parka, camiye veya bir evin önüne koyup kaybolan anneler gibi…

          ANCAK oturduğum yerde oturamıyordum… Anne halâ anlatıyor, diğerlerine konuşma fırsatı vermiyor, çocuk ise mendili ağzına koyuyor bazen çıkarmıyordu… Bazen de, yeni çıkan dişleriyle ısırıp eliyle asılıyor, ağzından akan salyalardan önü; Muğla yerli yurttaşının tanımıyla: “Şımşırık” olmuştu. Dayanamadım, en nihayet kalktım ve masaya gittim: “Özür dilerim hanımefendi! Bebeğin elindeki ıslak mendil mi?” Diye sordum, anne: “Ha, evet!” dedi… “Hanımefendi, ıslak mendilde kimyasal madde olabilir ve ileride bebeğinize zarar verebilir, lütfen elinden alır mısınız?!” deyince:  “Öyle mii?.. Tamam beyefendi.” deyip alınca rahatladım… Masadaki hanımlar dikkat kesildi, hepsi de bana biraz tuhaf bakıyor veya bana öyle geliyordu. Yüreğimin şişi indi, oflamam, puflamam geçti.

        

            HEMEN o an’da daha iki adım atmadan, hanımlardan biri sözü kaptığı gibi anlatmaya başladı. Masadakiler “Oh be!” Demeye imkân bulamadan, fırsatı yakalayan hanım magazin konularını değinirken, nefes tüketme yorgunu anne de,  ilgisini bebeğine yöneltti, ben de eve, Muğla ağzı ile: “Çıbanı delinmiş gibi husasız” gittim        a

YAZARIN DİĞER YAZILARI