BODRUM’DAN ZORBA GEÇTİ

BODRUM’DAN ZORBA GEÇTİ

 

Akşam alacasında Kelerlik’ten yavaş yavaş antik tiyatroya doğru tırmanıyorum. Karşımdan koşa koşa Mustafa geliyor. Balkonlardan, avlulardan, pencerelerden, kapılardan laf atan kadınların her birine cümle bile sayılmayacak yanıtlar vermeye çalışıyor.

Bir an aklımdan “Mustafa, Zorba mıdır?” diye geçiyor.

“Zorba”

 Eminim ki sizin de aklınıza,” istediğini zorla kabul ettiren kişi” geliyor. Onun için Mustafa’yı da hemen o kefeye koyuverdiniz. Oysa benim kastettiğim Kacancakis’in, Kakoyannis’in, Thedorakis’in ve Massine’nin  Zorba’sı…Alexi Zorba, Zorba the Greek

Bilenler bilir, Kazancakis’in Zorba’sı istediğini zorla kabul ettiren biri değil; sevimli, açık kalpli, hayatı seven ve bunu etrafına bulaştırmayı seven bir tiptir.

Mustafa da bizim mahallenin manavıdır. Belediyeye karşı kaç meydan savaşını kazanmıştır.

Belediye: 

“Sokak arasında manavlık yasak!” der.

Mustafa, boyun büke:

“Gitmesine gideceğim de! Bunca insanı nasıl bırakayım.” der.

Bakarsınız iki gün sonra bir başka bir sokak içinde, kuytu bir yerde tezgâh açmıştır.

Mustafa, bu mahallenin kimsesizlerinin, hastalarının, yaşlılarının sofralarında her gün üç öğün,  en yeşilinden en tazesinden sebzedir, meyvedir; süttür, peynirdir; tarhanadır, bulgurdur…

Mustafa, sohbettir: Dilinde teyzem, annem, ablam…

Mustafa, sırdaştır: Veresiye defteri, olduramayanların, çarkı döndüremeyenlerin mahcubiyetini, borcunu er geç ödeyebilenlerin sevincini saklar.

Zorba’nın, Madam Ortans’ı, John’u, Marina’sı, Manoli’si  vardır. Ya Mustafa’nın kimi vardır? Mustafa sır vermez…

Bodrum Antik Tiyatrosu M.Ö.4 yüzyılda yapılmış. Şimdilerde  9.000 dolayında seyirci kapasiteli. Kullanabilir alan artı eksi 3500.  Bodrumlular, 1960’lara dek Karya döneminin bu muhteşem eserinin varlığından haberleri bile yok. 1973’te Ümit Serdaroğlu başkanlığındaki kazıyla gün ışığına çıkarılıyor. 2000’li yılların başında da bugünkü anlamda kullanıma açılıyor.

Antik Tiyatro, adı üstünde “antik” … Burada birçok etkinlik izledim. Bu akşam ilk kez bir bale eseri izleyeceğim.

Kısa sürede Kuzey hendeğini aratmayan bir sahne hazırlanmış. Tiyatro basamakları tıklım tıklım. Tahminim 2000’in üzerinde bir izleyici kitlesi hazır. Kuzey Hendeği 1500 kişilik. Demek ki Bodrum zorlamadan bu tür etkinlikler için 2000 üzerinde izleyici bulabilecek.

Muğla merkezdeki Prof. Dr. Şadan Gökovalı Açık Hava Tiyatrosunun konforu aklımda. Bir kültür ve sanat şehri olarak gördüğümüz Bodrum’da öyle bir tiyatronun olmaması çok büyük bir eksiklik.

Kimileri antik tiyatro var, daha ne istiyorsun diyebilir. Ancak böylesi bir yerde, böylesine büyük prodüksiyonların elektrik düzeninin, ses sistemlerinin ve seyirci duyarsızlıklarının her an bir sorun yaratma olasılığını görmezden gelme hakkımız olmamalı. Dün gece oyun arasında, duvarların dibine tespih taneleri gibi dizilerek sigara içen yüzlerce kişiyi görünce endişelendim.

Ben 2600 yıldır öyle ya da böyle ayakta kalmış anıtsal bir yapıyı kullanmaktan çok korumak  gerektiğini düşünenlerdenim.

Zorba’yı Bodrum'da ilk kez 2008’de Sofya Balesinden izlemiştim. Baş danscı İrek Mukhamedov, bizi ilerlemiş yaşına karşın, muhteşem performansı ile büyülemişti.

Geçen yıl olduğu gibi bu yılın Zorba’sı da Burak Kayıhan. Burak Kayıhan, çok sıcakkanlı, sempatik… Seyircide yüksek bir ön kabulü var.

Bir oyunu uzun zamandır oynamanın dansçılar üzerindeki etkisi kanıksama, yorgunluk, bıkkınlık olabilir mi, elbette sorgulanabilir. Ama sanatçıyı ayakta tutan şeyin heyecan ve alkış olduğu da açıktır.

 

Bana göre, “Bodrum” ve “antik tiyatro” sözcük olarak bile bir sanatçının özgeçmişinde unutulmaz aşamalardır. Başkalarını bilmem; ama bir şarkıcı şarkıyı, bir tiyatrocu repliklerini, bir balerin danslarını rutinin rahatlığı içinde yapmaya başladığı zaman hatasız olabilir; ama duygularını seyirciye aktaramaz. Değerlendirmem elbette diğer oyuncular başarısızdı anlamında olamaz; ama özellikle John’u oynayan Eren Keleş’i anmak ve kutlamak isterim.

Aspat’la Kos arası /Uçuyor iki martı

Diller nece söylese/ Kalp anlıyor meramı

Ben böyle demiştim dizelerimde.

Kazancakis, benden neredeyse yarım asır önce,  muhtemelen çocukluğunda tanıdığı Giritli bir Türk olan Hüseğin Ağa’ya:

- Dinle oğlum, Tanrı'yı yedi kat gökler ve yedi kat yerler almaz; ama insanın kalbi alır, onun için aklını başına topla Aleksi, hiçbir zaman insan yüreğini yaralama!” dedirtmişti.

Zorba belki de bu yüzden romanıyla, filmiyle balesiyle müziğiyle bizi her zaman sıkı sıkıya saran bir eser.

Dün gece oyunun kaç tablosunda yakındaki o büyük yangın felaketinden denize kaçan insanların fotoğraflarını gördüm. O fotoğraflar, Ege’nin bu yakasından da çekilmiş olabilirdi. Geçen yıllarda Aylan bebeğin fotoğrafını Bodrum’da Nilüfer (Demir) değil; Kos’ta Eleni de çekmiş olabilirdi.

Zorba, bu coğrafyanın insanı. O yaka köylüleriyle bu yaka köylüleri arasında inanın hiç fark yok: Korumacı, değerlerine sıkı sıkıya bağlı…

Bu yakada da Johnlar, Madam Hortance’lar, Manolioesler ve Marina’lar var.

Adları belki Mustafa, belki Ali, belki Mehmet bu yakada da Alexsi Zorbalar var.

Festivali böyle bir zamanda böyle bir eserle başlatanları yürekten kutluyorum. Böyle eserlerin milliyeti yok; coğrafyası vardır. Zorba bu coğrafyanın eseridir. Dün geceyi, Ege’nin iki hangi yakasında yaşanırsa yaşansın, bu tür felaketlere karşı yakadan "Oh olsun!" diyebilen kendini bilmezlere verilmiş çok güzel bir cevap olarak düşünüyorum.

Geliniz, şarkısı hem Yunanca hem Türkçe söylenen şiirin dizeleriyle sonlandıralım bu yazıyı:

Kim anlar şimdi bizi/ Nerde baba evimiz

Balıklar da söylemez/ Hangi yakadanız biz

                       Bir elde zeytin, bir elde defne

                       Barışa koşalım, burası Ege

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI