BAHAR DALI

BAHAR DALI

Nekahet, hastalıktan yeni kurtulduğumuz, zayıf ve hâlsiz olduğumuz duruma verilen ad.

Yahya Kemal'in "Ses" şiiri;

Günlerce ne gördüm, ne de bir kimseye sordum,

"Yârab! Hele kalp ağrılarım durdu!" diyordum.

His var mı bu âlemde nekâhet gibi tatlı?

Gönlüm bu sevincin helecanıyla kanatlı.

dizeleriyle başlar.

Nekahet, hayata dönüşün sevincini ve iyileşecek olma umudunu da barındırır.

Kaç gündür acıdan, sevinçten; kaygıdan, umuttan uzaktım. Televizyona boş boş bakıyor, hangi kitabı okumaya yeltensem aynı sayfada; hatta aynı cümlede takılı kalıyordum.  

"Oğuldur, solmuştur küstüm çiçeklerinden çabuk

Üşümüştür kardan, boralardan uzak

Türkülerinde sarkıtların dikitlere kavuşma sabrı

Şiirlerinde deniz atlarının özlemi dağlar

Ve öfkelerini yıldızlarda unutmuş sarnıçlar

İz sürülecek uzun bir zaman

Gülüşü aranacak satır aralarında,

Sonra Ashab-ı keften biri gibi

Yeni bir ömre başlanacak

Her şafakta is bağlasa da bu yürek."

Yıllar önce oğullarını savaşlarda yitirmiş analar için yazmıştım bu dizeleri. Yüreğin is bağlaması tam da bu olsa gerek.

Şimdi aklımda  yalnız analar değil; babalar, çocuklar, dedeler, nineler... canından can gitmiş milyonlar var.

Bunca is bağlayan yürek, yeni bir ömre başlasa da geleceğe nasıl tutunabilir ki?

Nasılsa aklıma Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Kurtuluş Savaşı'mızın en dar zamanları için yazdığı dizeler takılıyor.

"Bilirim yorgunsun nice savaş yıllarından,

Ayağın Hicaz'da kalmış, kolun Kafkas'ta,

Belki başın da kopmuştur.

Ama hemşerim göğsün var ya,

Neden sesin çıkmaz,

Bağır be hey."

"Bağırmak hem de avazı çıktığınca bağırmak"

Bu elbette, yalnızca içe üğünen ağının dışa vurumu değil; "Varım, buradayım, kavgaya hazırım!" demenin özcesi.

"Bu halk ne yıkıcı depremler görmüş, ne büyük savaşlardan zaferle çıkmış." diye destekliyor Dağlarca'yı  iç sesim.

"Böylesine derin acıları sık sık yaşar da neden ders almaz bu halk?"

Bu da bir iç ses. Sorguluyor mu, yakınıyor mu, yoruma muhtaç.

"Hesaplaşmayı bir yana bırak!" diyor bir başka yanım. "Şimdi iş bilmezliklerimizi, bencilliklerimizi, bilgi ve bilinç yoksunluklarımızı, kural tanımazlıklarımızı, bacak arasından kurtaramadığımız ahlak anlayışımızı sorgulama zamanı değil; yara sarma zamanı.

Kurtuluş savaşı gazisi dedem yine elini omzuma koyup uyarıyor: "Nedenini bilmediğin bir sorunu çözemezsin."

"Biliyorum," diyorum ona. "Bu yaranın nedenlerini de - kabuk bağlasa bile- o nedenlerle hesaplaşmadan asla iyileşmeyeceğini çok iyi biliyorum."

Bir şair arkadaşım paylaşmış. Bugün cemre mevsimi başlamış.

"Boyundan utan şubat ayı,

 Acının hasını yükleyip sırtımıza

 Bir de bahar dalı uzatırsın

 Cemrelerle haber salıp"

dizeleri dökülüyor dilimden.

Elbette şair sözü bu. On binlerce insanımızı bir anda hayattan koparanın şubat olmadığını bilmez olur muyum ben?

Koşullar ne olursa olsun, şimdi cemre olup havaya, toprağa ve suya düşmek; yağmur olup yüreklerin isini arıtmak; güneş olup bahar dallarını hayat ağacına dönüştürmek zamanıdır.  Çünkü yazgımıza da yazgımızı yazanlara da..."Yeter gayri!" diyebilmek için bundan başka bir yol yok.

YAZARIN DİĞER YAZILARI