Haydi Tut Elimi.
Mehmet Ali Solak
Uzun süredir gerek sinemalarda gerekse TV'lerde kavgasız, silahsız, insanları ihanete sürüklemeyen, şüpheye düşürmeyen, çocuklarımıza yapay zekadan hangi ölçüde faydalanabileceği, arkadaşlık ve dostluk ilişkileri gibi ekip ruhunu ön plana çıkaran duygusal bir film izlemediğimi söylersem abartı olmaz.
Sinema denilince herkes gibi ben de çocukluğuma gittim. Ufak tefek, henüz bıyıkları terlememiş, temiz yüzlü bir çocuk olarak; kentin tanınmış doktorlarından Ali Faik Çubukçuoğlu'nun verdiği kartvizit ile sinemaya geçerdim. Kartvizitte sinemaya ücretsiz alınmamla ilgili kısa bir not yer alırdı. Antakya'da Silahlı Kuvvetler Caddesindeki -şimdiki Waxwing Oteli yerinde- Güneş sinemasında görevliye kartviziti her uzattığımda, tersleneceğim hissine kapılır üzülürdüm. Suratı sirke satan görevlinin, 'geç' komutuyla geçer, o anlarda yaşadığım stresle terler içinde kalırdım. Dar gelirli bir ailenin ferdi olarak, tanış olduğum kişilerin sinemaya nasıl girdiğimi sorgulayan gözlerinden kaçar, ücretsiz geçmenin bir ayıp olduğu algısına da kapılırdım. Işıklar yanıp sönmeye başlayınca, rahat bir soluk alır, filmi izlerdim. Beni, sinemaya gönderen o dost elini hiç ama hiç unutmadım.
Bir Pazar günü bu kez Gündüz Sinemasına gidecektim. Roma köprüsünün üzerinden geçerken, tülbentli bir yaşlı kadın, elini tutmamı istemişti. Henüz daha iki üç adım atmış olacaktık ki martıların üzerimizden geçmesi beni ürküttü. "Korkma oğlum, benim onlara ekmek getirdiğimi anladılar" dedi. Yaşlı kadının yüzündeki sevinç, halen gözlerimin önünde. İlk kez gördüğüm kalın yüz çizgilerini, ettiği duaları ve martıların sevinç çığlıklarını hiç ama hiç unutmadım.
Hani bir söz vardır, "Bizi unuttuklarımız değil, unutmadıklarımız öldürür" diye. O sözün özü, yaptığımız iyilikleri değil, bilerek ya da bilmeyerek yaptığımız kötülükler, eksiklikler, hatalar ve ayıplardır. Geçtiğimiz gün (24 Ocak 2026/ Cumartesi) unutulmayacak bir film izledim. Filmin adı; iyiliğe güzelliğe ve vefaya açılan bir davetti: "Haydi elimi tut."
Film; dans tutkunu iki genç yetenek Duygu ve Kaan, yurtdışındaki dans okulunda eğitim alabilmek için seçmelere katılacak, seçmelere katılmanın yoluysa "bir şarkının hikayesini" bulmaktan geçecekti. Duygu ve Kaan, en yakın arkadaşlarını da yanlarına alarak "malum şarkının hikayesi" için müthiş bir maceraya çıkar. Bu bağlamda teknolojinin getirdiği 'yapay zeka'dan faydalanmak ister. İyi ve kötü durumuna vurgu yapılırken, herkesin elinden düşürmediği cep telefonları ve tabletlerin, gerektiğinde terk edilebileceği de konu edilir. Filmde ayrıca, 'sanat iyileştirir' teması ağır basar, müziğin ve dansın büyüsü yürekleri şenlendirir. Kimi zaman hüzün, kimi zaman kahkaha dolu gençlerin macera yolculuğunda; aile bağları, arkadaşlık ilişkileri ve vefa duyguları anlatılırken, yaşamda istenmeyen kazalar karşısında mücadelenin gerekliliği de ön plana çıkıyor.
"Haydi Elimi Tut" sadece çocuklar için değil, hepimiz için geçerli. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ile Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras'ın da belirttiği gibi; yaşanabilir bir gelecek hazırlamanın yolu, parti ayrımı gözetmeksizin birbirimizin elini tutabilme çabası, gayreti ve niyetidir.
"Haydi Tut Elimi" filmi ile ilgili bir yazı yazmayı düşündüğümde; senarist yerine senaristlerin olduğunu öğrenmek hem sevindirdi hem de umutlandırdı. Ekip ruhuyla, ortak akılla çok daha başarılı işler yapılacağı inancıyla senarist Ali Ateş, Cihan Deniz, Uğur Güvercin, Pelin Serin ve Onur Ümit'i kutluyorum. Yönetmenliğini Tuğçe Soysop üstlendiği filmin kadrosunda yer alan Nil Özdemir, Ali Kerem Çömez, Zeynep Erdoğan, Çınar Karçkay, Ada Demirer, Ezo Sunal, Sevinç Erbulak, Alp Kırşan, Doğan Akdoğan, Tuğçe Karabayır, Coşkun Demir ve Erhan Yazıcıoğlu olmak üzere emeği geçenleri yürekten alkışlıyorum.
"Sevdim seni bir kere" ezgisi kadar "İnan" şarkısı da izleyeni hayran bırakan, çocukların dünyasına anlam kazandıracak bu filmi ailecek izlemenizi öneririm. Sevdim seni bir kere, başkasını sevemem, derken insanların sevdiklerini hatırlaması, unutmaması, vefalı olması hepimizin ortak özlemi.
Hadi ne duruyorsunuz; hiç vakit geçirmeden, dostlarınızı, arkadaşlarınızı arayıp, ellerini tuttuğunuzu fark ettirin. Göreceksiniz, tutuğunuz eller arttıkça, gönül kapıları da açılıp çoğalacak.