VAN'DAN ÖTE HAKKÂRİ, ORDAN ÖTESİ ÇOK GARİ.


BU GERÇEK Mİ DERSEN,

BİZİM GEZİLERE BAK GARİ.

GEL HAKKÂRİ, GÖR HAKKÂRİ,

OY HAKKÂRİ VAY HAKKÂRİ,

GÖREYİM O NAZLİ YÂRİ,

GEL HAKKÂRİ, GÖR HAKKÂRİ.

            SÜMBÜL DAĞI DUMAN KAPTI,

            ELA GÖZLER UYKUYA YATTI,

            UÇAN KUŞLAR YUVA YAPTI,

            GEL HAKKÂRİ, GÖR HAKKÂRİ.

ZAP SUYU AKAR BULANIR,

HER SENE BİR CAN ALIR,

ACISI YÜREKLERDE KALIR,

GEL HAKKÂRİ, GÖR HAKKÂRİ. (Abdullah AKAR)

                Değerli okuyucular, Çukurca'ya daha doğru dürüst doyamadan dönmek zorumdaydık. İkinci gün kaldığımız ZAP BUTİK OTEL' den erkenden kalkıp tek dolmuş durağı olan durağa geldiğimizde bize 10.30' da yer olduğunu söylediler. Yapacak bir şey yoktu. Yine Zap Suyunun kenarındaki beyaz başlı yalçın dağların arasında bol dönemeçli yollardan geçerek Hakkâri merkeze geldiğimizde zaman epeyce ilerlemişti. Valizlerimizi garajdaki VAN GÖLÜ yazıhanesine bırakıp akşam için VAN' a yer ayırttıktan sonra hemen yakındaki çarşı merkezine çıkarak ÖZ ÇORBACIM' da çorba içmeye oturduk. Bizim yabancı olduğumuzu öğrenince nereden/niçin geldiğimizi sordular. Biz de Muğla' dan gezmek/görmek ve yazmak için geldiğimizi söyledik. Sohbet ilerledi, "aslında biz Mayıs/Haziran gibi gelecektik, Cennet/Cehennem' i, Ters Laleleri görecektik ama VAN' daki bir düğün için erken gelmek zorunda kaldığımızı" söyleyince bize bir TERS LALE MAKETİ HEDİYE ETTİLER. İçtiğimiz çorbaların ücretini ödemeye kalktığımızda "Olur mu? Siz misafirsiniz, ikramımız olsun!" Deyince biz de şaşırdık. Birlikte fotoğraflar çekildik, telefonlar alıp/verdik. Çarşıda gezmeye devam ederken hanımın tatlı canı çekti ve ÖZ SİMİT SARAYI diye bir pastaneye girip tatlılarımızı alırken yine yabancı olduğumuzu, nereden, neden geldiğimiz soruldu, biz de gezdiğimizi, yazdığımızı söyledik. Çıkışta elimizi cebimize attığımızda yine "Olur mu, onca yoldan gelmişsiniz, konuğumuz olun, ikramımızı kabul edin!" Deyince şaşırmamak elde değildi. Hanım buzdolabına yapıştırmak için MAGNET aradı ve bulamadı. Bir fotoğrafçının fotoğraflı magnetler yaptığını söylediler. Fotoğrafları verip beklemeye durduk, kısa zamanda magnetler yapıldı ve ücretini ödemeye kalktığımızda "Siz uzaktan geldiniz, yüzde elli indirim yapalım, şu kadar ödeyin yeter!" diyerek bizi şaşırtmaya devam ettiler. Öğle sonu olmuş ve yemek zamanı gelmişti. HAKKÂRİ SOFRASI diye bir lokantaya oturup karnımızı doyurduk. Çıkarken sıra hesap ödemeye kalktığımızda bu kez hesap tam geldi. Biz de alıştık ya Muğla' dan gezmeye/yazmaya geldiğimizi. Bize indirim yapmayacak mısınız diye sorduk. "Yapalım mı ?" diye sordu kasadaki kız. "Yapın tabii!" deyince o da yüzde 25 indirim yaptı. Belediyede dolmuş verecekler de çevreyi gezeceğiz diye beklerken verilen çay/kahvelerin zaten hesabı sorulmazdı, çünkü konuktuk. Yeniden çarşıya çıkıp Ulu Cami' nin karşısındaki parka yürüyüp oradaki HAKKÂRİ yazısının önünde arkamızı SÜMBÜL DAĞI' na vererek çok güzel fotoğraflar çekildik. İki gündür hava günlük güneşlikti, güneşi gören Hakkâri halkı kendisini dışarıya atmıştı. Parkta çocuklar, koşuşuyor, yaşlılar banklarda oturuyor, anneler çocuklarını haylıyorlardı. Oradan dönüşte yol kıyısındaki ÇAYEVİNDE de durum değişmedi. Yabancı olduğumuz o kadar belli oluyordu ki, gençler ve çocuklar bizi görünce karşıdan el sallıyor ve "HELLO HELLO!" diyerek bizi selamlıyorlardı. Belediye binasında girişteki görevli POLİS KARDEŞİMİZİN ve ÖZEL KALEM MÜDÜRÜ DİNÇER BEY ile epeyce bir sohbet ettik. O da Kayserili imiş, "ÇUKURCA' YI, HAKKÂRİ' Yİ GÖRMEDEN KİMSE YURDUMU, İNSANIMI TANIYORUM!" demesin şeklinde görüşünü dile getirdi. Artık gün devrilmiş, akşam yaklaşmıştı. Garaja dönerek dolmuşumuza bindik ve Hakkâri'nin O SICAKKANLI, NAİF, KONUKSEVER, DOĞA VURGUNU İNSANLARINI geride bırakarak HAKKÂRİ' nin başı ala karlı, dipleri çetrefilli yollarında ilerleyerek gece karanlığında VAN' a vasıl olduk. ACABA BİZ, HAKKARİ' DEN, ÇUKURCA' DAN AYRILIRKEN İNSANLARI ve İNSANLIĞI GERİDE Mİ BIRAKMIŞTIK!?... Aslında bizim gördüğümüz turanın bize dönük olan yüzüydü, arka yüzünü görmemiş, yaşamamıştık. İnanın bu canım insanları, orada; doğanın insafsız kucağında bırakıp dönerken içimiz acıdı, neredeyse insanlığımızdan utandık. Halktan insanlarla yaptığımız sohbetlerde "BARIŞ' tan (!) önce HAKKÂRİ SOKAKLARINDA TAKIR TAKIR ADAM VURULUYORDU!" dediler. Oraya gitmeden ve geldikten sonra da onlarca gezi yazısı ve belgesel izledik. Yüksekova' da, Şemdinli' de, Derecik' te, Çukurca' da, Şırnak' ta, Dağlıca' da terör örgütünün baskın yaptığı karakollarda onlarca erimizin şehit edildiğini, bir o kadarının yaralandığını, bir kısmının kaçırıldığını, yüzlerce PKK'lının etkisiz hale getirildiğini tanıklarıyla, belgeleriyle kayıt altına almışlar. Hepsi ortada, hepsi gerçek, hepsi acı dolu, hüzün dolu. Mehmet komutanımız, "Siz çok iyi bir zamanda oraları gezip geldiniz, şanslısınız!" dedi. Haklıydı. Bu eşsiz coğrafyada vatanını korumak için terör örgütü ile çarpışıp şehit düşen Mehmetçiklere Allah' tan rahmet, acılı ailelerine baş sağlığı ve sabır diliyoruz.

ULU DAĞLAR ŞEHRİ HAKKÂRİ.

                Türkiye' nin güneydoğu köşesinde derin ve uzun ZAP VADİSİ' nin güney yamacında kurulu, dört bir yanı dağlarla çevrili Hakkâri, Anadolu, Mezopotamya ve İran üçgeninde yer alan coğrafi konumuyla birçok topluluğun ilgisini çekmiş ve birçok millete vatan olmuştur. İlin tarihi Paleolitik çağdan başlamaktadır. M.Ö. 6. Yüzyıl başlarına kadar bölgeye URARTULAR egemen olmuştur. Urartu toprakları zaman zaman ASSUR tehdidi yaşamış, M.Ö. 560 yılında MED saldırısı ile tarihten silinmiş. Büyük İskender'den sonra SELEUKOS KRALLIĞI' nın İran' da bir krallık kuran PARTLAR' ın ,SASANİLER' in ve Müslüman Araplar' ın hâkim olduğu yörede daha sonra Roma, Bizans, , Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevi dönemleri yaşanmış. Ünlü Arap tarihçisi İbn-i Havkal, HAKKAR aşiretinin adına dayanarak Van Gölü'nün güneyine düşen bölgeyi HAKKARİYE' (hak karların beldesi) adıyla anmaktadır. Hakkâri Aşireti bölgede bu gün de varlığını sürdüren 12 Ertuşi (Hertuşi) oymağıyla 12 Pinyanişi oymağından oluşmaktadır. Hakkâri, 1536' da Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren Osmanlı egemenliğine girmiş ve Hakkâri adıyla anılmıştır. HAKKÂRİ; GÜÇLÜ, SAVAŞÇI, GÜCÜ YETEBİLEN anlamlarına geliyor. Kürtçe adı; COLEMERG biçiminde kullanılıyor. Anlamı ise "Sahipsiz yeşillik" veya "Co" (kanal) ve "Merge" (Çimenlik) kelimelerinin birleşmesiyle "ÇİMENLİ KANAL/YOL" anlamlarına geliyor.

Hakkarı' nin Cennet/Cehennem Vadisi ( ni, Berçenek Yaylasının rengârenk çiçeklerini, endemik bir bitki olan özel TERS LALELERİNİ ve daha pek çok eşsiz doğa manzaralarını sizlere sunamadık. Ama günlerdir gezginlerin kamerasından, belgesellerden izleyerek hafızalarımıza kazıdık. Dileğimiz odur ki, merakı olanlar için çok zengin bir fotoğraf ve video dünyası sizi bekliyor. Haftaya VAN DİYARI.

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI