MUĞLA'DAN BİR ORHAN ÇAKIR GEÇTİ

MUĞLA'DAN BİR ORHAN ÇAKIR GEÇTİ

 

NECATİ YILDIRIM

[email protected]

 

            Orhan Çakır'ın ölüm haberini, o gün yani 12 Temmuz Pazar günü Muğla Sanatseverler Derneği (MUSANDER) Başkanı sevgili Sadettin Özbek'ten duydum. Üzüldüm. O sırada üç dört yıl önceki bir görüşmemiz aklıma düştü. Oturdum, bilgisayardan o görüşmeyi dinledim. Bir döneme yolculuk ettik birlikte. Güler yüzlü, alçak gönüllü adamı dinlerken koyu bir hüzün çöktü içime.

            Neydi beni böyle duygulandıran?..

            İki dönem Muğla Belediye Başkanlığı etmişti Orhan Çakır. O süre içinde gerçek bir halk adamı olduğunu gösterdi.

            Evet, halk adamı olmak!.. Çarşıda pazarda satılmıyordu mübarek. Sokakta da bulunmuyordu. Orhan Çakır, bu özelliğini genç yaşlarda ortaya koymuştu. Yaşamı boyunca da bu yoldan hiç ayrılmadı. Yakın arkadaşları, dostları, hatta onu tanıyanlar da bilirdi. Bu halk adamı, geldiği yeri de hiç unutmamıştı.

            "Ben 1944 Muğla doğumluyum. Babam Yugoslav göçmeni, annem Muğlalı olan bir ailenin çocuğuyum." diye tanıtırdı kendini. Bir zamanlar şu sözü belleklere kazınmıştı: "Babamın şoförlük ettiği belediyeye başkan oldum. Şoför İngiliz Hüseyin'in oğlu olarak Muğla Belediye Başkanlığına gelmek benim için büyük bir onurdur." 

            1940'larda, 50'lerde Muğla birçok Anadolu kenti gibi dış dünyaya kapalı, büyükçe bir kasaba sayılırdı. Herkes birbirinin yedi göbek soyunu bilirdi.  O yüzden insanlar, birbirlerine kolayca lakap takardı. Lakaplar, insanları niteleyen, tanıtan, belirgin özelliklerdir. Üstelik öyle de lakaplar bulunurdu ki bu sözler o kişiye çok uygun düşerdi. İşte uzak memleketlerden göçüp gelmiş Orhan Çakır'ın babası "İngiliz Hüseyin" lakabıyla  tanınırdı Muğla'da. 

            Yugoslav göçmeni İngiliz Hüseyin, kentte kamyon şoförlüğü ediyordu. Daha sonra büyük oğlu Turgut da babasından şoförlük öğrendi. Böylece iri yarı, boylu boslu genç adam babasının yolundan gitti. Kamyon şoförü oldu. Ula'dan  evlendi, oraya yerleşti. Orada baba lakabıyla "İngiliz Turgut" diye tanındı. Sonra onun çocukları da İngiliz Turgut'un oğlu Hüseyin, İngiliz Turgut'un oğlu Tuğrul, İngiliz Turgut'un kızı Çiçek, İngiliz Turgut'un oğlu Bülent diye belleklere yerleşti. İngiliz Turgut'un ömrü uzun yollarda kamyon üstünde direksiyon sallamakla geçerken ne yazık ki 1975 yazında bir trafik kazasına kurban gitti. Şoför İngiliz Hüseyin'in öteki çocukları ise Servet de Orhan da "İngiliz" lakabıyla  tanınmadı nedense.

            Yeryüzü serüveni Orhan Çakır'ın ağzından gürül gürül akardı: "1989-1999 yılları arasında Muğla Belediye Başkanlığı görevinde bulundum. Ama siyasi geçmişim daha da eskidir. Partiye girişim 1965 yılında İzmir İl Gençlik Kollarında başladı." Evet, Orhan Çakır'ın partiye girişi, gelip geçici bir gençlik hevesi değildi. Muğla'da mali müşavirlik bürosu açıp ekmeğini kazanırken partiye de omuz vermeyi unutmuyordu. Ömür boyu sürecek bu koşuyu bir çırpıda anlatmıştı: "Sırasıyla ilçe sekreterliği, ilçe başkanlığı, il sekreterliği, il başkanlığı, il genel meclis üyeliği ve belediye başkanlığı görevlerinde bulundum. İki dönem de milletvekili adayı oldum. 1999 yılında belediye başkanlığından ayrıldım. Çünkü 18 Nisan'da milletvekili seçimleri vardı. Aday adayı olmak için görevi bırakmak gerekiyordu." Böyle heyecanla anlatırken Orhan Çakır'ın yüzünde buruk bir gülümseme belirdi: "O seçimde parti barajı aşamadı. Biz de milletvekili olamadık."

            Böyle bir dönemin küllerini deşerken Ula Ortaokulu'ndan öğrencimiz, yüzünden gülümsemesi eksik olmayan Doktor Sevgili Ali Arslan aklıma geldi. Ortaca'da ilçe başkanlığı görevinde bulunduğu için Ali Arslan'ın Orhan Çakır'la yolları sık sık kesişiyordu. "Orhan abi iyi bir partiliydi, iyi bir insandı." dedi Ali Arslan. Duygulandı: "Gittim, katıldım cenazesine. Muğla Belediye Başkanıyken görevinden ayrıldı, milletvekilliğine aday adayı oldu. O dönemde ben de aday adayı oldum. O ön seçimde ben birinci sırada yer aldım. Ne var ki parti barajı geçemediği için seçilemedik." 

            22. Dönem CHP Muğla Milletvekili Ali Arslan siyasetten kopmuş değildi, bu işlere ciddi olarak kafa yoruyordu. Sonra da şaşıp kalıyordu: "Şimdi o dönemleri günümüzle karşılaştırınca ne kadar gerilere düştüğümüzü görüyoruz. O yıllar demokrasinin kalitesini gösteriyor, insanların da demokrasiye bağlılığını... Mesela Orhan abi, belediye başkanı olduğunda Erman Bey'le ön seçime girdiler. Erman Bey ön seçimi kaybetti. Orhan abi ön seçimi kazandı, belediye başkanı oldu." O günleri gözünün önüne getirince güldü Ali Arslan: " O zamanlarda tek adam uygulaması olsaydı, Erman abi gibi bir ağır top dururken Orhan abiyi seçerler miydi?.."

            Doktor Ali Arslan, eski seçim uygulamalarını düşününce heyecanlanıyor, o demokratik uygulamalardan söz etmeden geçemiyordu: "Erman abi" dedi, "1991'de milletvekili seçildi, bakan oldu. 1995'te ise bakanken yine ön seçime girdi. Bu kez sıralamada onuncu mu ne oldu." Ali Arslan demokrasi için, seçmen iradesi için ön seçimi çok önemsiyordu: "Şimdi bir bakanı ön seçime sokabilir misiniz?.." Sonra bir örnek daha verdi: "Tufan Doğu'yu tanırsınız. Tufan abi genel sekreter yardımcısıydı, milletvekiliydi de. 1987 seçimlerinde ön seçime girdi. Birinci oldu. Sonra Tufan Doğu, genel sekreter yardımcısıyken 1991'de yine ön seçime girdi. Düşünün, partinin üç numarası, dört numarası yani. Bu kez ön seçimde sıraya giremedi, on birinci oldu. O ön seçimde Erman abi birinci oldu. Şimdi bunlar ön seçimin o zaman için ne kadar namus meselesi olduğunu gösterir. Koskoca adamlar, bakanlar, genel sekreter yardımcıları, belediye başkanları, milletvekilleri ön seçime giriyor. Çok güçlü bir demokrasi aslında!.. Çok güçlü bir demokrasi!.."

            Eski Milletvekili Ali Arslan, partilerde çağdaş demokrasiye uygun düşmeyen yöntem ve uygulamalara, iyi bir hekim gözüyle şöyle tanı koymuştu: "Sistem, genel başkanları çok güçlendirdi. Gücü kimse elinden bırakmak istemiyor. İşimiz çok kolay değil. Bu toprakların kaderi herhâlde. Toplum güce tapmayı seviyor."

            Demokratik ön seçime inanmış, demokrasiye gönül vermiş, Muğla'nın eski ağır toplarından söz ettikten sonra yeniden Orhan Çakır'a kulak verelim: "Bu parti bize biraz önce saydığım makam ve görevleri verdi." Yıllar sonra o günlerden kıvançla söz ediyordu: "Muğla halkı bana herkesin ulaşamayacağı belediye başkanlığı gibi yüce bir görev verdi. Onun için Muğla halkına canla başla hizmet ettim. Halkıma karşı her zaman büyük sevgi ve saygı duydum. O yüzden gönül borcumu unutmadığımı burada bir kere daha  belirtmek isterim."

            Eski Başkan Orhan Çakır, "Biz Muğla'da düşünürlere, yazarlara, çizerlere, eğitimcilere her zaman saygı duyduk. Kentimizde üç caddeye Hasan Âli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, Uğur Mumcu adlarını verdik. Mesela Muğla'nın en güzel caddelerinden birisi Uğur Mumcu Bulvarı'dır.  Akyol'da bir parka da Nâzım Hikmet Parkı adını verdik... Hatta Nâzım'ın mezarı Türkiye'ye getirilse biz Muğla olarak sahip çıkacağımızı da söyledik. Bu isteğimiz yerel basında da ulusal basında da yer aldı. " Ayrıca Bodrumlu çevre gönüllüsü rahmetli Saynur Gelendost'un da katkısıyla Sınırsızlık Meydanı'nı yaptık." Orhan Çakır'ın mutluluğu yüzünden okunuyordu. Asıl önemlisi de alçak gönüllülüğü elden hiç bırakmıyordu: "Elbette bütün bunları ben tek başıma yapmadım, yönetimde bulunan arkadaşlarla birlikte yaptık."

            Eski Başkan Orhan Çakır, Muğla'da bir döneme adını yazdırmıştı. Gülümseyen yüzü, alçak gönüllü yaklaşımı, olgunluğu, hoşgörüsüyle hep saygı görüyordu. Eski başkanın şu yönü hep dikkatimi çekmişti: Sözlerinde kıskançlığın, bencilliğin izleri hiç yoktu. Üstelik konuşurken sözcüklerini özenle seçer; kimseyi incitmek, kırmak, suçlamak istemezdi.

            Eski bir arkadaşı, emekli bir öğretmen dostu da Orhan Çakır'ın politika dışı yaşamına çok tanıklık etmişti:  "1960 yılından beri arkadaşlığımız, dostluğumuz hiç kopmadı." dedi. "Orhan insancıl, kini kibiri olmayan bir arkadaştı. Herkesle samimi diyalog kurardı. Bu kişi genç de olur, yaşlı da olurdu. Şehirde herkesi muhtarlardan daha iyi tanırdı. Kim kimle akrabadır?.. Kim kimle evlidir?.. Kim kimin çocuğudur?.. Böyle her ailenin soyunu sopunu ezbere bilirdi. Tabii bu özelliği gençliğinden beri siyasette olmaktan geliyordu." Uzun yılların vefalı arkadaşı duygulanmıştı. Derinden bir iç çekti: "Kısacası, Orhan da rahmetli Ünal Türkeş gibi  Muğla'nın belleği sayılırdı."

            Bu arada emekli öğretmen arkadaşı, Orhan Çakır'ın bir özelliğine de değinmeden geçemedi: "Yerdik, içerdik. Lokanta alışkanlığımız vardı. Bir kere yeme içme konusunda görgülü insandı. Orhan'ın bu konuda su götürür yeri yoktu. Eş dostlarını, dışarıdan gelen ortaokul arkadaşlarını, lise arkadaşlarını, üniversite arkadaşlarını, siyaset arkadaşlarını en iyi biçimde ağırlardı. Yani arkadaş canlısıydı. Zengin aile çocuğu da değildi ama gerçekten görgülüydü." Eee, yarımyüzyılı aşan bir arkadaşlık anlatmakla biter miydi? Bitmezdi elbette. Uzun yılların değerbilir dostu, bu öyküyü şöyle tamamladı:

            "Arkadaştır. Yola çıkılır. Yolda seni satmaz yani."

            Memlekette politika kadar spor da önemli olduğu için 1950'lerde Muğla'da iki spor kulübü vardı. Biri Gençlikspor, öbürü de Yılmazspor. Gençlikspor CHP'lilerin, Yılmazspor ise DP'lilerin desteklediği takımdı. Böylece iki parti, politikada olduğu gibi, sporda da yarışırlardı. Eski Belediye Başkanı, eski Bayındırlık Bakanı Erman Şahin de gençliğinde sporla da uğraşmıştı. "Ben Gençlikspor'da oynadım." dedi Erman Bey: "Bir ara kulüp başkanlığında da bulundum." Sonra da ekledi eski sporcu Erman Şahin: "Ben şimdi seksen iki yaşındayım. O zamanlar Yılmazspor'un kaptanı Süreyya Serger'di. O benden iki yaş filan büyüktü."

            O zamanlar genç politikacı Orhan Çakır ise sporda farklı tutumuyla dikkati çekmişti. İlk gençlik yıllarından beri CHP'li olmasına karşın DP'lilerin Yılmazspor takımını tutmuştu. Karşı partinin takımını tutmak, Orhan Çakır'ı yıllarca hiç rahatsız etmedi. Partili arkadaşları da onun bu durumunu pek yadırgamadı. Hatta Yılmazsporlu o zamanların efsane kaptanı Süreyya ile son günlere kadar öğretmenevinde otururlardı.

            Daha sonra amatör kulupler birleşti, profesyonel bir lig takımına dönüştü. Böylece 1967'de spor sahnesine profesyonel bir takım olarak çıktılar: Muğlaspor. O tarihten sonra spordan ayrılık gayrılık kalktı; bütün Muğlalılar, profesyonel takımlarına gönül verdiler. Elbette Orhan Çakır da belediye başkanlığı döneminde Muğlaspor'a çok destek oldu.

            Orhan Çakır, on yıllık başkanlık dönemini anlatırken kültür şenliklerini de unutmamıştı. "Geçmişte biz festivaller düzenledik on senelik dönemde, Muğla Kültür ve Sanat Şenliği adı altında." Bu etkinliklere katılan yazarlar aklına düşmüştü eski başkanın. Aklına gelenleri birer birer saymaya başladı: "Ramhetli İlhan (Selçuk) abiyi saygıyla anıyorum. Muğla'ya çok yakından ilgi gösteren bir abimizdi. Benimle de çok içli dışlı olmuştu. Rahmetli eşi Handan Hanım da çok yakınlık gösterdi. Sonra Melih Cevdet Anday gelirdi, Oktay Akbal gelirdi, Uğur Mumcu gelirdi. Oktay Ekinci ise hep katılırdı zaten. Buraya gelmedik yazar, çizer, sanatçı kalmadı. Daha sonra festivaller uluslararası düzeye çıktı; İskandinav ülkelerinden yazarlar, çizerler getirirdik. Burada söyleşiler yaparlardı. Bir anlamda ses getirirdi o bizim Muğla Kültür ve Sanat Şenliği."

             Kültür şenliklerinden birine ben de katılmıştım. Düzeneleme işini üstlenen reklam şirketi götürmüştü beni. Ben de şair, yazar arkadaşım, sevgili Hidayet Karakuş'u çağırmıştım. Şenlik süresince Hidayet'le Yalçın Oteli'nde aynı odayı paylaşmıştık. Hiç unutmam, imza günü de masamıza sivil polisler iyice yaklaşıp kitaplarımızın adları görünecek biçimde fotoğraflarımızı çekmişti.

            Şenliğe katılanlara birer plaket vermişlerdi. O plakette teşekkür yazısının altında, Belediye Başkanı Orhan Çakır'ın imzası bulunuyordu. Kitaplığımda duran o plaket, artık bundan böyle hep gerçek bir halk adamı olan Orhan Çakır'ı gözümün önüne getirecek.

            Eski Başkan Orhan Çakır, söyleşimizde şöyle tanımlamıştı kendini:

            "Biz sıradan bir sosyal demokrat insanız. Sosyal demokratlığımızla da her zaman övünüyoruz. Çocuklarım da öyle yetişmiştir. Ayrıca biz hiçbir zaman siyaseti görevimize sokmadık."

            Ömrünü politikaya adamış eski başkanın son sözü ise hep kulaklarımda çınladı durdu

            "İşte ben Muğla'nın Orhan Çakır'ıyım!.."

             

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI