AKLIMIZI GERİ ALABİLECEK MİYİZ?

AKLIMIZI GERİ ALABİLECEK MİYİZ?

Herkesin elinde bir telefon, sürekli onunla uğraşıyor. Bu telefonlara da "akıllı telefon" denmiş. Neden biliyor musunuz? Aklımızı kullanmayalım; düşünmeyelim diye. Bu da artık aklımızı makinelere kaptırdığımız anlamına geliyor. Yani aklımızı rafa kaldırdık demek oluyor. Çünkü bizim yerimize o düşünüyor. O yazıyor, o soruyor, o söylüyor. Bize yalnızca parmaklarımızı kullanmak kalıyor. Üst akıl öyle olmasını istiyor çünkü. Gelecekteki kuracakları dünya devletinin robot bireyleri böyle yetişmiş olacak.

"Ne yani, biz bunu kullanmayalım mı, teknik gelişimlere sırtımızı mı dönelim?" dediğinizi duyar gibi oluyorum. Doğru teknik gelişimlere sırtımızı dönmeyelim. Buna gücümüz de yetmez zaten. Ben başka türlü bir yol izlenmesi gerektiğini vurgulamak istiyorum. "Evet, bunları kullanalım. Onlar bizim elimizde birer robot olsun; biz onların kullandığı robotlar olmayalım. Hep sanal ortamda yaşamayalım. Gerçek yaşama dönelim yeniden." demek istiyorum.

"Gerçek yaşamda değil miyiz?" diye sorulacaktır. Acıdır ki durum aynen öyle. Şöyle en yakınımızdan en uzağımıza doğru bakalım. Birbiriyle karşılıklı konuşan kaç kişi görebileceğiz?  Örneğin anne iseniz ya da baba iseniz çocuklarınızla konuşabiliyor musunuz? Onlara biraz zaman ayırarak sorunlarını anlamak için konuşmayalı ne kadar bir süre geçti? Çocuğunuz size hiç soru sordu mu? Bir sorunu olduğunu ve bunu sizinle paylaşmak istediğini dile getirdi mi? Ne zamandan beri?...

Egemen güçler, robotlaştırmaya önce atari ile başladı. Daha sonraki geliştirmelerle çocuklarımız, o robotları kendi emirlerine aldıklarını, oradaki hayali düşmanları öldürerek ya da oyunda üstün gelerek içlerinde saklı hınç duygularını tatmin ettiklerini düşündüler. Çocuklarımız, öncelikle onların tutsağı oldu. Sonra sırasıyla robotlaştırma araçları sürüldü ortaya. Onların sanal ortamda yaşamaları sağlandı. Oysa canlılar, özellikle de çocuklarımız ilgi ister, sevgi ister. Varlıklı olanlarımız onları paraya boğmayı anne- baba olmanın gereği gibi gördüler. Sevgi ve ilgilerini esirgediler. Dar gelirlilerimiz ekmek kavgasında olduklarını dile getirerek sevgi ve ilgilerini verememenin gerekçesi yaptılar bunu. Oysa çocuklarımız, öncelikle bizden pahalı oyuncaklar, hep kendileriyle ilgilenilmesini değil, büyüklerinden sevgi istediler. Hep onu beklediler. Kısacası çocuklarımız robotlaşıyorsa bunun sorumlusu biz büyükleriz.

Şimdi sıra büyüklerde. Herkesin elinde pahalı telefonlar, sürekli sanal ortamdayız. Öyleleri var ki telefonu elinden bırakmıyor. Kalktığı andan başlayarak bazen gece ikiye-üçe kadar başkalarıyla yazışıyor.  Bir hanım, bu durumda çocuklarıyla ilgilenmeyi bırakalım, ne zaman yemek yapıyor, ne zaman bulaşık ya da çamaşır yıkıyor, temizlik ve ütü yapıyor anlamak mümkün değil. Oysa onların öncelikli görevleri çocuklarıyla ilgilenmek, onları robot bireyler olmaktan kurtarmak için onlara iyi örnek olmak değil midir? Bunu gerçekten anlayamıyorum. Anlayan varsa benim de anlayacağım biçimde anlatır mı rica etsem?

Lütfen yapmayalım. Çocuklarımıza büyükleri olarak kötü örneklik etmeyelim. Öncelikle bu hastalıktan kendimizi, sonra da çocuklarımızı kurtarmaya çalışalım. Hemen denecek ki "Haberleşmeyelim mi, bu teknik gelişimden yararlanmayalım mı? " Elbette yararlanalım. Ama ne kadarına gereksinimimiz varsa o kadar.

İş yerlerinde telefonu elinden düşürmeyen birisinin iş ve zaman kaybını bir düşünelim. Bu kişiler düşünmeyi bir kenara bırakmışlar, kendileri değil, onların yerine telefonlar, yani robotlar düşünür olmuş.

Diyorum ki makinelere kaptırdığımız aklımızı geri alalım. Robotları kullanan bireyler olalım. Onların kullandığı robotlar değil. (29.11.2022) Nuri Çelik

YAZARIN DİĞER YAZILARI