1950, 1960 ve 1970'li yıllar!.. Üretici köylülerimizin tek bildikleri kazanç kapısı olan 'Tütüncülüğün' en yoğun yapıldığı yıllardı... Hayvancılık ve meyvecilik bilinmezdi... Herkes kendine yetecek kadar buğday-arpa-mısır-susam eker, geri kalan bütün arazilere tütün doldurulurdu!.. Birçok üretici sebze bahçesi bile yapmaz, domatesini-biberini-patlıcanını-bamyasını, börülce ve fasulyesini bile tütün dizilerine diker, ayrıca bahçe için zaman ayırmazlardı... Çünkü tütün, hem gündüz ve hem de gecelerini meşgul eden en zor işçiliklerden biriydi, herkes adeta ayakta uyurdu!..
Her Yaz ayları geldiğinde Bozüyük'ün 'Çayiçi Mevkii' denilen yerinde çok büyük bir 'Tuğla-Kiremit' üretimi de yapılırdı... Konya-Kayseri dolaylarından bu mevsimde gelen 40-50 kadar gelen mevsimlik tuğla işçileri, tuğla ocağı çevresine çadırlarını kurar, kızıl topraktan elde ettikleri tuğla-kiremitleri yığınak yapar, içlerine önceden koydukları kömürleri ateşler, günlerce için için yanan bu yığınaklar, dumanın tütmesi bitince açılır, bir yandan satışları yapılırdı... Bizler de çocukluğumuzda Gırobalı Mehmet Dayımın fırınında çırak olarak çalıştığımız için, her sabah onlara bisikletlerimizle 80-100 ekmek götürürdük...
Ayrıca bizler, Yaz aylarında açılan Pınarbaşı'na, Ova Kahvehanelerine ve Bozüyük Ilıcasını çalıştıran bizim köyden merhum Ali Cinaz'ın oraya da her gün ekmek götürürdük... Ilıcaya, Türkiye'nin her yerinden hastalar gelir, en az iki-üç hafta yatıya kalarak şifa bulmaya çalışırlardı... Ilıcanın üst kısmında Muğla Valiliği'ne ait bir de 'Vali Konağı' vardı, Yaz aylarında Valiler aileleriyle birlikte oraya tatile gelirlerdi...
Yaz aylarında kurulan "Bozüyük Pazarı" da çok meşhurdu ve çok kalabalık olurdu!.. Ege Bölgesi'nden Çine-Aydın-Denizli-Burdur dışında; Kayseri, Sivas ve Konya'dan bile Celepler hayvan alıp-satmaya gelirlerdi... Aslında Pazar günü kurulan 'Hayvan Pazarı' için, taa Cuma gününden itibaren hareket başlardı... Yakın çevreden gelen hayvan satıcıları, geniş Pazar yerindeki 'Koca Menengeç' ağacı çevresine hayvanlarını bağlar, köylülerden satın aldıkları kuru sap-samanlarla hayvanlarını besler, geceleri de bunları Bozüyük Jandarma Karakolu ve Köy Muhtarlığının Bekçileri korurlardı... Celepler Pınarbaşı ve Köy içindeki bolca bulunan lokantalarda karınlarını doyurur, 'Zeybeklerin Oteli' denen yerde yatarlardı...
Cuma ve Cumartesi günü akşam vakitlerine kadar pek alışveriş olmaz, Celepler fiyatlar üzerinde anlaşamaz ve el sıkışamazlardı!.. Ancaaakkk; Pınarbaşı, Gırobalı Mehmet, Aşçı Halilibrahim, Aşçı Nail ve Fırıncı Kazım'ın lokantalarındaki akşam yemekleri ve içtikleri rakılar sonunda pazarlıklar daha çabuk biter, birbirlerine 'Hayırlı Olsun' demeye başlarlardı!..
Cumartesi günü Marmaris, Bodrum, Milâs, Çine'den gelen sebze-meyve satan manavlar ve daha uzaklardan gelen celepler yüzünden, Bozüyük akşamları çok kalabalık ve hareketli olurdu!.. Kahvehaneler ve esnaf dükkânları dolup-taşar, lokantalarda oturacak yerler bulunmazdı!.. Elektriğin bile olmadığı o güzel ve nostaljik yıllarda lüks lâmbaları, kandiller, yassı pilli cep fenerleri ve çıralarla aydınlanır, insanlar çok mutlu ve hayatın da tadı çıkarılırdı!..
Alışverişlerde ne kredi kartı bilinirdi, ne senet-çek, ne faiz ve ne de 'vade farkı' bilinirdi!.. Ticaret veresiye yapılır, defterlere yazılır, ödemeler tütün parasında yapılırdı... Birbirini hiç tanımayan Celepler bile, çevredeki arkadaşları sayesinde malları bir haftalığına veya 15 günlüğüne veresiye alınıp-satılır, günü gelince elden ödenir, çek-senet istenmezdi!.. Sözünü tutmayanların bu pazarda tutunmaları mümkün değildi, bunu da herkes bilirdi!..
Evet, sayfa bitti ama anlatacaklarım henüz bitmedi; daha o güzel insanlardan bazılarının çok ilginç anılarını bile anlatamadık, devamı gelecek... Sakin KOŞAR...