TEMMUZ GÜNEŞİYDİ BU KADAR SICAK

Eğitim Sistemimiz!...

Üniversiteye ve ortaöğretime geçiş sınavlarının sonuçları açıklandı geçenlerde. Bir anda toz duman oldu ortalık. Zira sonuçlar hepimizi dehşete düşürdü. Bir baksanıza:

Branş                             Soru Sayısı                 Yapılabilen Ortalama Soru Sayısı

Türkçe                               40                                           16.179

Sosyal Bilimler                 40                                            6.003

Temel Matematik           40                                            5.642

Fen Bilimleri                    20                                            2.828

Temel Yeterlilik Sınavı TYT’de durum böyle de Alan Yeterlilik Sınavı AYT’de durum farklı mı? Daha da beter!...

Branş                                    Soru Sayısı                     Yapılabilen Ortalama Soru Sayısı

Türk Dili Edebiyatı                  24                                           4.743

Tarih-1                                     10                                            1.617

Coğrafya-1                                6                                             2.271

Tarih-2                                     11                                            1.465

Coğrafya-2                              11                                            2.856

Felsefe Grubu                        12                                             2.017

Ek Felsefe Soruları                 6                                              2.098

Matematik                            40                                              3.923

Fizik                                        14                                              0.467

Kimya                                     14                                              1.109

Biyoloji                                  13                                              1.669

2 milyon 230 bin gencimizin yarısı taban puanın (180) altında, sapı sapır dökülmüş!

Ortaöğretime geçişte de durum daha mı iyi derseniz maalesef değil. Hatta daha da beter diyebiliriz. Al birini vur ötekine…

Sayılar, oranlar, üste çıkanlar, altta kalanlar… Açıkta kalıp beklemeye alınanlar, beklediği okul yerine beklemediği yerlere kaydı yapılanlar…

Aslında tüm bu sonuçlar; eğitim emekçilerinin, sendikaların bütün öneri ve uyarılarına kulaklarını tıkayan, öğrenci ve velilerin taleplerini görmezden gelen, 16 yılda eğitimi yap-boz tahtasına çeviren ve tümüyle bilimsel temelden, akılcılıktan yoksun hale getirenlerin yarattığı bir sonuçtur.  

Bütün yayınlanan veriler aslında adayların ve öğrencilerin değil, eğitim politikalarının başarısızlığını göstermektedir. Bu tablo, siyasi iktidarın, öğrencinin ilgi, yetenek ve yaratıcılığını geliştirmek yerine, kendisine sadakatle itaat edecek nesiller yaratma arzusunun sonucudur!... Okullaşma politikasından, öğretim programlarını oluşturmaya; öğretmen yetiştirme sisteminden, öğretmenlerin hak gasplarına; demokratik ve evrensel değerlerin yok sayılmasından, siyasi iktidarın yürüttüğü toplum mühendisliğine; devlet okullarına kaynak aktarılmazken, özel okullara öğrenci başına verilen binlerce TL’lik teşviklere kadar çok sayıda faktör bu tablonun oluşmasının temelini teşkil etmiştir.

Eskiden, hükümet değişikliklerine bağlı olarak eğitimde değişen politik tercihlerin etkisinden bahsedilebiliyordu. İktidar partilerinin eğitim politikalarına göre doğru ya da yanlış yenilikler gerçekleşebiliyordu. Her gelen, kendi isteklerine göre eğitime bir şekil vermenin derdine düşebiliyordu. Fakat yıllardır aynı partinin yönetimi altındayken bu kadar sık değişiklik yapılmasını nasıl izah edeceğiz? Bir baksanıza son 16 yılda yapılan değişikliklere:

2003 yılında katsayı farkı arttırıldı.

2004 yılında eğitim müfredatında değişiklikler yapıldı.

2005 yılında 3 yıllık olan lise 4 yıla çıkarıldı.

2007 yılında Ortaöğretim Kurumları Seçme ve Yerleştirme Sınavı (OKS) yerine 6.7. ve 8.sınıfın sonunda girilen Seviye Belirleme Sınavı (SBS) geldi.

2010 yılında 10 yıldır uygulanan Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) sistemini değiştirilerek. Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sistemlerine geçildi.

2010 yılında SBS, 3. yılın sonunda tek sınav modeline döndü.

2010 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, yayımladığı bir genelgeyle tüm düz liselerin Anadolu liselerine dönüştürüleceğini açıkladı, uygulama hemen başlatıldı.

2012 yılında İlköğretimde kesintisiz 8 yıllık sistemden vazgeçildi, 4+4+4 sistemine geçildi.

2012 yılında katsayı kaldırıldı.

2012 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan "Dershaneler kapatılacak" açıklaması yaptı.

2013 yılında ilk TEOG sınavı uygulandı.

2017 yılında Erdoğan TEOG'un kaldırılması lazım açıklaması yaptı. Yerine LGS getirildi. Okullar vasıflı vasıfsız diye kategorize edildi.

2017 yılında üniversite giriş sınav sistemi değiştirildi.  YGS ve LYS yerine YKS geldi. YKS sınavı da TYT ve AYT olarak ikili sınavdan oluşturuldu.

Tabii bir de son 16 yılda değişen eğitim sistemleri yanında neredeyse bir o kadar da Eğitim Bakanı değişti. Bir bakalım:

Necdet Tekin: 10 Temmuz 2002 - 19 Kasım 2002

Erkan Mumcu: 19 Kasım 2002 - 17 Mart 2003

Hüseyin Çelik: 17 Mart 2003 - 3 Mayıs 2009

Nimet Çubukçu: 3 Mayıs 2009 - 7 Temmuz 2011

Ömer Dinçer: 7 Temmuz 2011 - 25 Ocak.2013

Nabi Avcı: 25 Ocak.2013-23 Mayıs.2016

İsmet Yılmaz: 24 Mayıs 2016 - 9 Temmuz 2018

Ziya Selçuk: 9 Temmuz 2018/…

Tüm bunlar aslında eğitimle ilgili meselelerin sistemsel ve bütüncül olarak ele alınmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle de sürekli değişen ve tutarsızlaşan bir eğitim sistemi üretiliyor. Peki, bu kadar belirsizleşen bir atmosferde, bir adım önümüzü dahi görmeden nasıl yol alabiliriz? Alamayız, alamıyoruz. Artık “Kervan yolda düzülür” de diyemiyoruz çünkü ortada ne kervan kaldı ne de yol. Mecnun gibi çöllerde dolaşıp duruyoruz...

Hepimiz kaygı doluyuz. Kaygımız, bu karanlık tablonun daha da derinleşmesidir. Bu nedenle bir an önce akılcı önlemlerin alınması gerekliliği söz konusudur. Bu karanlıktan çıkışın tek yolu, demokratik bir siyasi atmosferin sağlanması ve eğitimin kamusal, parasız, bilimsel, laik, nitelikli ve anadilinde örgütlenmesinin hedeflenmesinden geçer.

Çocuklarımızın bu durumu hiç mi birilerinin vicdanını sızlatmıyor, merak ediyorum doğrusu. Uykularını kaygısızca uyuyabiliyorlar mı? Hani bizler çocuklarımız adına uyuyamıyoruz da…

Aslında tüm bu sonuçlar açık bir alarm olsa da belki de çıkış yolu için bir atılımın da fitili olur diye umuyoruz. Zira bunca ana baba, genç ve çocuğun üzüldüğü yeter!... Artık eğitimin kamusal, parasız, bilimsel, laik, nitelikli bir şekilde organize etmenin bir yolu bulunmalıdır… Yoksa gelecekte ülkemizi, çocuklarımızı çok kötü günler bekleyecek… İzin vermeyin!...

Arzu KÖK

YAZARIN DİĞER YAZILARI