YAZIN YEDİĞİNİZ NANELERİN SONUCU, ALINACAK TEDBİRLERDİR

 

 

Ülkemizdeki insan topluluğunda, o denli çeşitlilik var ki; şaşırmamak, davranışlarına bakıp donup kalmamak, orta derece zekâsı ile ahkâm kesmesinin tuhaflığını hayretle dinlememek, bir konu ile ilgili bilgisi olmamasına rağmen fikir üretmesine, tebessüm etmemek mümkün olmuyor. Bu ve buna benzer çeşitli yurttaşın yaşadığı ülkemizin, gündeminde önceliği olan çok konu var. Ancak ikisi diğerlerinden önemli olduğu için, önde duruyor. Doğu Akdeniz, COVIT-19, Eğitim, Yaşam tarzı ve davranışlarımız. (Bana göre değişmesi çok zor)

 

Türk ulusu özel bir toplum, böyle düşünüyorum. Özel olduğumuzu kanıtlayan davranışlarımızın başında tartışma kültürümüzün nezaketi geliyor ki, bunu da, teyit etmek için sıkça ortaya koyarız. Örneğin: Herhangi bir konuyu(Çok değişken, çok basit veya çok önemli olabilir.) tartışmadan önce iki/3 saat konuşur ve muhataba, bu süre içinde düşündüğümüzü kabul ettirmek isteriz. Düşüncelerimiz itiraz edildikçe ve aradan geçen zamanın sonunda, sinirler gerilir ki, birden Susurluk ayranı gibi köpürmeye başlar. Tartışmayı sinkaflı sözlerle ve daha içten anlatmak için kavgaya tutuşuruz. İkinci etabın anlatımı, genelde yumrukla başlatılır tabii buda gelenek görenektir! O arada, sandalye yardımı ile konunun kafaya iyice girmesi için yararız(!) Baktık gördük, hala anlatamıyoruz ve birde karşı taraf, aynı şiddetle cevap veriyor o zaman, artık ya kesici, ya da ateşli silahla meseleyi hızlı biçimde çözüp, noktayı koyarız!

 

Son derece medeni ve demokrat(Paçamızdan akıyor) bir ulus olmamıza rağmen, bu tür samimi tartışmaların sonucunu ekranda izledikçe, kendi kendime, çıldırıyor muyuz Tanrı'm? Ne oluyoruz? Diye sorma zorunluluğunu hissediyorum. COVID-19 yaşam tarzımızı allak bullak etti. Sanki bir başka gezegende yaşıyor gibiyiz. COVID, hastaların nefes almalarını engelliyor ve boğuluyormuş gibi an'lar yaşatıyor. Ölümleri de böyle gerçekleşiyor. (Sapık bir katilin seri cinayetlerindeki gibi) Bu dehşetli halin, saldığı korku tabii çok tedirgin edici!

 

Görünmez katilin bir gün ağzımızdan veya burnumuzdan girebileceğini aklımıza getirip bunu kurarken, nasıl korunacağımız ve hayatta kalacağımız telaşına düşmek, değerli sanatçı Fatih Erkoç'un, güzel şarkısını akla getiriyor. Nakaratın bir satırını güncelleyerek: "Oynatmaya az kaldı doktorum nerede, bu virüs yüzünden çıldıracağım." Nakarat, şu andaki durumumuzla örtüştüğünü düşünüyorum. (Korunma kurallarına uyanlar, Homo sapiens. Maskeyi; kolunda, pazısında, çenesinin altında, gezdiren bazılarının da, Yahudi erkeklerin dua esnasında, Sinagogda ve dışarıda başlarını örttükleri "Kipa" isimli küçük takke gibi tepesinde tutup, bana bir şey olmaz diyenlerde, homo sapiensin efe bölümü(!)

 

Değerli yurttaş! Sana iki çift daha lafım var! Hala; Nato kefari nato mermari konumundasın! Gerçi bunun değişeceğini sanmıyorum, ama yeter artık! Yahu arkadaş, sen nasıl bir insansın? Durumu hala anlayamamandan ötürü ulus olarak; üzülüyoruz, hep sınıfta kalıyorsun, ne yapacağımızı nasıl kurallara uyacağını merak ediyoruz! Olmuyor ve artık sergilediğin yurttaşlıktan hicap duyuyoruz. Bu yaptığına züppelik denir. Söylenenleri biraz ciddiye al, ne diyorlar, de! Sen ne biçim terelelli yurttaşsın be? Anamızı ağlattın yahu! Alınan ve alınacak tedbirlerin tek müsebbibi sensin! Hatta her zaman, her şeyde münasebetsiz müsebbip sensin!

 

Bir gün, bir yerde COVID-19' seni bulacak, sonra o muhteşem kafayı kırmak için, sert taş arayacaksın! Ama bulamayacaksın. Yaa. Çünkü tren beklediğin istasyondan bir süre önce geçip gitmiş olacak. Bu arada, şunu da belirtmeden geçmeyeyim! Sendeki kafatası depreme dayanıklı betondan bile sağlam. Acaba üretimin sırasında normal beyin loblarının konulması unutuldu da, ceviz kadar iki lob son an'da mı monte edildi, merak ediyorum? O nedenle mi anlamakta sıkıntısı yaşıyorsun? Diye düşünmeden edemiyor, insan. Ne alaka diyebilirsin belki, ama normal insan senin için böyle düşünür.

 

Bu durumda "En sert taş bu" diye bulduğun o taşı, kafanı kırmak için vurduğunda, taşın sertliği bir yana, öğütülmüş darı unu gibi olmazsa ben ne olayım! Yani o muhteşem beynin, Sağlık bakanlığının binlerce kez tekrar edip: "Tak şu maskeyi/ayarla sosyal mesafeyi" Demesine rağmen, anlamadı ya! Ne yapalım, sende yurttaşsın işte, aramızdasın idare ediyoruz ama problemsin! Maskeyi; elinde, kolunda, dirseğinde ve çenenin altında taşıdıkça, Maske takanlar, sende bir arıza olduğunu tahmin ediyor, ama nasıl bir arıza? Bunu bilemedikleri için, bazıları: "Kafasında kontak yapan bir yer var" Bazısı, birkaç tahtası eksik!" Diyor. Doğru mu?

 

Yazın çok dağıttınız. Yiyip içtiniz, gülüp oynadınız. Sokaklarda, el ele tutuşup kuralları ayaklarınızın altına aldınız. Ne maske, ne sosyal aralık. Tepindiniz, hiçbir şeyi umursamadınız. Yetmedi, çıktınız tekneye. Gerçi kuralları uygulayacak anlayış ve düşünce gücünden yoksundunuz. Ama COVIT-19 Tablosu değişti ve değişmekte. Ülkeyi bu hale siz getirdiniz! Bu nedenle, Devlet şimdi sıkı tedbirler alacak ceremesini de, halkın belli bir bölümü ve yaş grubu çekecek! Yediğiniz nanelerin sonucu, işte bu alınan tedbirler olarak yurttaşa yansıyacak! Devlet olsaydım, yaz boyunca hepinizi tespit eder, üç ay evinizde istirahat etmenizi sağlardım. Çünkü Yazın yediğiniz hurmaların tadı, kış aylarında istirahat ederken daha iyi anlaşılırdı da ondan(!)

 

 

 

       

YAZARIN DİĞER YAZILARI