ÜÇ "Y"

ÜÇ "Y"

 

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel başkanı, AKP üst düzey yöneticileri, hatta il, ilçe başkanları, çalışanları halktan kopmuş, kendi gerçekleriyle baş başa kalmışlardır. Çünkü AKP iktidara geldiğinde üç "Y" ile mücadele edeceklerini söylemişler, halkta AKP'nin üç "Y" ile mücadele edeceği inancı yerleşmişti. Bu inancın yerleşmesinin nedeni "Bunlar inançlı insanlar, o nedenle üç "Y" ile bunlar mücadele edebilirler" kanısı hâsıl olmuştu. Üç "Y"; Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar. Halkın gözünden kaçan, bilmediği bir şey vardı. Siyasal İslam'ın dini ve imanı kullanarak, iktidara gelmek için "her yolun mubah olduğu" anlayışını bilmiyorlardı. Biz dini ve imanı kullanarak çıkar elde eden kişi veya gruplara "Dinci-kinci, dinbaz diyoruz.

AKP yirmi yıl boyunca bırakın üç "Y" ile mücadele etmeyi, üç "Y"i kurumsallaştırdılar. Tüm yasa ve anayaysa rağmen (hatta kendi çıkardıkları yasalara bile uymadan), yasaları baypas ederek yolsuzluğun artık yapılmamasını suç olarak gördüler. Suçluyu, yani soygun, yolsuzluk yapanı değil de, soygunu, yolsuzluğu açığa çıkaranlara soruşturma açılmasına önayak oldular. Bunlara örnek olarak "İletişim Başkanı Fahrettin Altun'un yasa dışı, hazine arazisine çardak, şömine yapmasını açığa çıkaran gazeteciye açılan dava gibi. İhale kanununu sayısız kere değiştirerek adrese teslim ihale yaptıkları gibi, işi başlatıp ihaleyi sonradan adrese teslim verdikleri gibi, bazı zamanlarda buna bile uymadıkları ortaya çıktı.

AKP'den önce de soygun ve yolsuzluklar tabii ki vardı ama bunlar münferit olaylar içinde yer alıyordu. Bazen de yolsuzlukları yapanlar derhal cezalandırılıyor, yolsuzluğa yol açan bakan ve yöneticiler aklanmak için, bazen de utandıklarından istifa ederlerdi. Fakat AKP döneminde yolsuzluk, adam kayırmacılık, liyakatsizlik, görevi kötüye kullanma, rüşvet, adaletsizlik vb. gibi yasa dışılıkların yaşanmasına rağmen, bırakın istifa etmeyi, soruşturma bile açılmıyor. Bir bakan, yani suçla ve suçluyla mücadele eden bakan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu; "Ayda on bin dolar rüşvet alan milletvekili var" demesine rağmen soruşturma açılmaması, bakanın bu milletvekilini açıklamaması tam olarak memleketin yolsuzluk batağına battığının, devletin nasıl soyulduğunun ispatı gibi!  

Demokratik ülkelerde en ufak yolsuzluk, görevi kötüye kullanma vb. gibi olaylarda sorumlular cezalandırılır, ya da kanunlara göre görevine son verilir, hatta hükümetler düşerdi! Ya AKP dönemi; Deniz Feneri, 17/25 Aralık yolsuzluğu, 128 milyar doların hesabını vb. vermek yerine sumen altı edilerek kapatıldı. İstifa etmek mi, onu da nerden çıkarıyorsunuz, yok öyle bir şey!.. Bu birkaç örnek bile ülkemizde yolsuzluğun, liyakatsizliğin, görevi kötüye kullanmanın, rüşvetin, adaletsizliğin vb. gibi olayların kurumsallaştığını göstermektedir.

AKP iktidarının kurumsallaşan yolsuzluk, adaletsizlik iddialarının, öyle su götürmez biçimde herkes tarafından (olmasa bile abartılarak) dillendiriliyor ki; sanki AKP, ülke kaynaklarına çökmek için bir raya gelmiş insanlardan oluşan bir parti görünümü vermektedir. Bu nedenle AKP iktidardan gitmemek için her yolu deneyeceği kanısı halkta oluşmuş durumda. Hatta abartanlar da var, diyorlar ki; "İktidarı bırakmamak için iç savaş bile çıkarabilirler." Diyorlar. Nereden bu kanıya varıyorsunuz, sorusuna bakın neyi örnek olarak veriyorlar: bu kanıyı güçlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 17 Ocak 2015 ve AKP Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya'nın açıklamalarını gösteriyorlar. İlk önce Cumhurbaşkanının açıklamasını o zamanlar dikkatlerden kaçmış olsa da, Oguzhan Kaya'nın açıklamasıyla bu iddia doğru olabilir mi, sorusunu sormamıza neden olmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun açıkladığı "Şeffaflık Paketi"ni gündeme getirmesini doğru buladığını ifade etti. ".Örneğin inşaat sektörü çok önemli, ekonominin lokomotifi inşaat sektörüdür. Sert kararlar alırsanız, ekonomiyi olumsuz etkiler. Mal bildiriminde çok dikkatli olunmalı. Böyle giderse görev alacak il ve ilçe başkanı bulamazsınız." (T24-17 Ocak 2015)

Şimdi de AKP Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya'nın açıklaması: "Ben Ak Parti olmadığı gün bu memleketin, bu milletin zarar edeceği düşüncesindeyim. Yani Tayyip Erdoğan'ın 2023'te Cumhurbaşkanı olmadığında hepimizin neler kaybedeceğinin farkındayım. Onun için bizim teşkilatımız güçlü olmalı. Bizim teşkilatımızda insanlara değer vermeli, samimiyeti kazanmalı. Yoksa biz hep beraber kül oluruz ve kül olduğumuzda da hiç birimiz bir şey olmaz." (HABERLER.COM)

Değeli okuyucular bu açıklamalar bile AKP iktidarının ve AKP yöneticilerinin yirmi yılda ülkenin kaynaklarını nasıl çarçur ettiklerinin özetidir. İktidarı kaybettiklerinde tüm yolsuzlukların ve adaletsizliklerin hesabının sorulacağını bildiklerinden ve de yolsuzluğa bulaşmayan AKP'li idarecinin kalmadığının itirafıdır.

Yukarıda ki iddialar bu nedenle doğruluk payının olabileceğini fakat AKP'nin böyle bir çılgınlığa başvurmadan seçimle gelenin seçimle gideceğini bildiğini, yasa ve anayasaya uyacağı kanısındayım. Yoksa yapacakları çılgınlığın memleketin sonu olacağından, bırakın vatandaşı kimseye faydasının olmayacağını tarih bize göstermiştir!

 

Saygılarımla.

 

Kemal Gürbüz

Şair, Yazar-Devlet Sanatçısı

26.10.2021   

YAZARIN DİĞER YAZILARI