İSTANBUL’DA BİR KÜLTÜREL ETKİNLİK

 

İstanbul’a gelince burada gerçekleşen kültür etkinliklere katılma fırsatım oldu. Bu yazımda bunların birinden söz edeceğim.

14 Ekim Pazar günü Karaköy’de Neve Şalom Sinagogu’nda gerçekleşen farklı bir kültürel etkinlik vardı. 35 Avrupa ülkesi ile birlikte İstanbul’da Yahudi Kültürü tanıtılıyordu. Sabah 10 dan 18.00 kadar

devam eden etkinliklerde farklı salonlarda konuşmalar, müzik, sergiler yer almaktaydı. Ben Ana salonda olanları izleyebildim. Bu ana salon Yahudilerin ibadet yeriydi. Bunun kültürel etkinlere açılışı çok ilgi çekiciydi. Yani camide konuşmalara ve dini ve sivil konserlere yer verilmesi gibi bir şey.

İlk konuşma ve uzunca bir sohbet Sefarat Yahudilerinin İspanya’dan kovulmasının ardından Osmanlı ülkesine gelişinin 500 yıl dönümü için 1992 de kurulan Derneğin Başkanı NAİM GÜLERYÜZ (1933) idi. Türk Yahudilerinin kısa bir tarihçesini anlattı. Türkiye’de yaşayan Yahudilerin başlıca 4 grupta toplanabileceğini belirtti.

1.En büyük gurubun 1492 yılında İspanya Kraliçesi İsabel (1451-1504) tarafından İspanya’dan kovulan ve bu tarihten sonra dalga dalga Osmanlı toprağına kabul edilen ve o tarihten bu yana Judeo İspanyol olan konuştukları dilin (Ortaçağ İspanyolcası) kendi aralarında yaşatıldığını anlattı. Osmanlı topraklarında bu kovulan insanlar İstanbul, Selanik ve İzmir’e yerleştirildi.

Ben bu arada açıklama yapmak isterim. Yahudilerin dini dilleri İbranice (Hebrew) olup Arapça gibi Sami dil grubuna ait bir dildir.

Sinagoglarda (cami) ibadet dili budur. Ancak günlük hayatta bu dil unutulmuş, bizler nasıl ki Arapça bilmeden camide Arapça ibadet ediyorsak, onlarda İbranice bilmeden dualarını Sinagogda İbranice yapmaktadır.

1492 yılı aynı zamanda Kristof Kolomb (1451-1506) tarafından Amerika’nın keşfedildiği yıldır. Tarihte az görülen bağnaz bir davranışla İspanya’dan Yahudi ve Müslümanları İspanya’dan kovan

Kraliçe İsabel, Kristof Kolomb’a inanan ona destek veren tek kadın hükümdardır. Zira dahi bir deniz adamı olan Kolomb aslen Ceneviz’dir (İtalya), pek çok hükümdara başvurmuş, sadece İsabel buna destek vermiştir. Amerika’nın keşfi ise yeni bir çağ açmıştır.

Son olarak ölü bir dini dil olan İbranice yüzyıllar sonra İsrail’de yeniden canlandırılmış ve bugün İsrail’de konuşulan resmi bir dildir..

Ayrıca dünyada çeşitli göçler olmuştur. Göçen toplumlar iki nesil sonra göçtükleri ülkedeki dillerini kaybetmişlerdir. Judeo İspanyol dilinin Türkiye’de ki yaşaması çok ilginç ve çok düşündürücü ve hayret vericidir. Safarat Yahudileri Osmanlı ülkesinde rahat yaşamışlar ve bunu müzik ve edebiyatları ile daima bunu anlatmışlar ve anlatmaya devam etmektedirler.

2. İkinci Grup Aşkenaz Yahudileridir. Safarat Yahudilerine göre sayıları azdır. Bunlar Almanya ve Polonya’dan göç etmişlerdir. Bir çeşit Almanca olan Yiddiş dilini kullanırlar. Yiddiş dilinin kaybolma

durumuna geldiği kanısındayım. Aşkenaz’ların İstanbul’da ayrı sinagog ve mezarlıkları bulunmaktadır.

3. Üçüncü gurup Türk asıllı Hazar devletinden kalan sayıları az olan ve Türkçe konuşan Türk Yahudi toplumudur. Bunların en çok olduğu yer Kırım’dır. İstanbul Hasköy çok küçük topluluk (sayıları yüzlerce ifade edilen) bulunmakta, bir ibadethaneleri ve ayrı mezarlıkları vardır.

Ben şahsen mezarlıklarını görmüş bulunuyorum. Bunlar diğer guruplardan önemli ölçüde ayrılır. Zira Tevrat’ı (Tora) kabul ederler, diğer bir dini kitap Talmud’u kabul etmezler, bu yönden ibadethaneleri ayrıdır.

İstanbul’da Hasköy’de bir tane bulunmaktadır. Karaköy isminin de buradan gelmektedir.

4. Dördüncü Gurup ROMANİYOT Yahudileridir. Anadolu da yer yer Roma döneminden beri Yahudilerin yaşadığı bilinir. Bunlar görevli ya da sürgün edilmiş toplumlardır. En önemli tapınakları Lidya’nın başkenti Sardes (Manisa) kentinde olan M.Ö 215-212 tarihleri arasında yapıldığı

sanılan tapınaktır. Restore edilmiş durumda olup gezilebilir.

Anadolu’nun antik kentlerinde de bazı izler olduğu bilinmektedir. Bunlara daha sonra ne oldu? Pek bilinmez.

 

Osmanlı Sultanı Orhan Bey Bursa’yı, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde sayıları az olan Yahudiler görüldü ki bunlar Romaniyot’tir. Bunlar iki bin yıldan bu yana Bizans (Roma)

egemenliğinde yaşayan baskı gören Yahudilerdi. Sayıları az İbranice ibadet eden Rumca konuşan topluluktu.

Kendisi ile tanışma fırsatını bulduğum Naim Güleryüz konuşmasını tamamladıktan sonra kendisine bir soru yönelttim. Romaniyot Yahudileri bugün kültürel kimliklerini koruyor mu? Ayrı sinagog ve mezarlıkları var mı?

Naim Güleryüz önemli açıklamalarda bulundu. Şöyle özetlenebilir.

Bunlar zaten baskı altındaydı, 1492 yılında İspanya’dan gelen Safaratlar içinde eridi, ama bugün bu kökten gelen insanları bu salonda tanıyor ve görüyorum, sanıyorum Amerika’da Romaniyot

Yahudilerine ait bir ibadethane olduğunu biliyorum dedi.

Burada Yahudi mutfağından örnekler vardı, bunlardan da tatmak istedim. Bu arada bir kişi bana yaklaştı, Sanıyorum Romaniyot kökenli idi. Bana teşekkür etti, isminin Nesim Behar Kantor olduğunu ve Yanya’da bir Romaniyot Sinagogunun olduğunu kendisinin burayı ziyaret ettiğini ayaküstü söyledi. Benim için unutamayacağım bir anektot oldu.

Yazımın bu ilk kısmının sonuna Sayın Naim Güleryüz ile kitap imzalarken bir fotoğraf eklenmiştir.

(Devam edecektir)

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI