Necla Abla

Necla Abla

 

“Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü kör oldum

Yıkadılar aldılar götürdüler

Babamdan ummazdım bunu kör oldum”

(Cemal Süreya)

 

Rahmetli Cemal Usta'dan izin isteyip sorunun zamirini değiştirerek sorayım:

-Sizin hiç ablanız öldü mü?

Benim üç ablam var: Yukarıdan aşağı Durdu, Ayşe, Sevim. (Bu üç ablamdan Ayşe, iki hafta önce Hakk'ın rahmetine kavuştu.)

Bir de, nüfusta yazılı olmayan ablam var (dı): Necla Ergünek...

... Dönüp geçmişe bakıyordum da; hayli anı biriktirmişim.

Zaten “hayat” dediğimiz “anılar toplamı”ndan başka nedir ki?

 

***

 

Yıl 1961. Ege Ekspres'te iki yıllık gazeteciyim.

O zamanlar İzmir'de telefon numaraları dört rakamlı.

Ege Ekspres'in 2415 no'lu telefonu çalıyor.

60 yıllık meslek deneyimimde daha üstününü görmediğim Hoca Gazeteci Suat (Fehmi Eryalman) Ağabey:

-Şadan, Torbalı Kaymakamı seni arıyor, diyerek almacı uzattı:

-Şadan Bey, ben Torbalı Kaymakamı Suat Ergünek. Cennet gibi bir koy keşfettik; size onu göstermek istiyorum.

Benim de -Pirimiz Ustamız Hemşehrimiz Herodotos gibi- yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak için katlanmayacağım yorgunluk yoktur!

Fırsat yaratıp, davete icabet ettim.

Öğrenmeye şura(lar)dan başladım:

Torbalı dediğimiz ilçenin iki semti daha var: Tepeköy ve Ertuğrul. İlçe PTT binasının avlusunda “Mantar Meşesi” ağacı var. (Buradan çoğaltılıp Ege'ye dağıtıldı.) İlçeye bağlı Sağlık köyünde, Abdülhamit'in (veya kahyasının) av köşkü var. Merkezin güneyindeki Yeniköy, İzmir'in imarcı valisi Kazım Dirik'in bizzat çizdiği plana göre kurulmuş Yeniköy; onunla Özbey köyü arasında, Alaman dağı aklanında (yamacında) Metropolis (Meterpolis) antik kenti var.

Bunları ve daha daha neleri öğrenerek, arazi vitesli bir araba ile Ahmetli köyü üzerinden, bir cennet koya ulaşıyoruz. Balıkçı (Halikarnas) Baba'nın dediği gibi:

-Merhaba mavi, merhaba yeşil, Merhaba Arşipel!...

Sonrasını bileniniz çoktur: Orada, en güzel yazlık yerleşim yerlerinden Yoncaköy doğup yeşerdi.

Bu keşif gezimden bellek torbamda Kaymakam beyin zarif eşi Necla ile, adını “mıh gibi” aklımda tuttuğum Esat İleri ailesinin bireyleri kaldı.

Suat Ergünek, Kütahya Valisi olduktan sonra da iletişimimiz sürdü; dahası,Vali Bey, kendi tasarladığı porselen anmalıkları da gönderir oldu bana...

 

***

 

Raslantıya bakın: Ergünek'lerle tanışmamızdan 17 yıl sonra, Mimar Sinan Mah'de Dostluk Apartmanı'nda bir yuva edindik. Orada hangi “Dost”ları bulduk dersiniz?

Emekli Tekel Müdürü Sedat Yener, Ünlü Sigortacı Yalçın-Obuz, usta mimarlar Yılmaz İzmen ve Vedat İnaltay, Avukat Aydın Türkay ve Em. Vali Suat Ergünek...

Hasretle kucaklaştık Vali'gille. Yani kendisi, zarif eşi Necla, sevilesi kızı Büget, Damat Renan Paşa...

1980 yılı Ağustos ayı itibarıyla Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda göreve başlıyorum. Bize bir Devrim Tarihi hocası lazım. Suat Ergünek'ten uygun kim olabilir? Müdürümüz Prof. Dr. Bilge Umar memnuniyetle kabul  ediyor. O koskoca Vali, öğrenci gibi çalışarak giriyor derslere. O memnun, biz memnunuz, öğrenciler memnun...

Dostluk Apt'da dostluğumuz pekişerek sürüyor. Yeni bir şey öğrendik mi, aceleyle birbirimize aktarıyoruz. Öğrenmenin ve öğretmenin dayanılmaz güzelliği.

 

***

 

Bu sohbetlerden en çok zevk alanların başında Necla Ergünek geliyor. Sırası geldikçe söz karışıyor; Fransızca şarkılar, Fuzuli'den, Rıza Tevfik'ten şiirler okuyor bize...

Derken, Azrail'in tırpanı, o güzelim insan Suat Ergünek'i biçiyor. Zerafet kraliçesi Necla kalıyor bize emanet. Öyle gönlü geniş ki; 80'ini aştığı zaman bile kimse ona “Nine” demiyor, “Abla” diyor. Yıllar, onun -esasen fazla olmayan- kilolarını alıp, kendisini yatağa (daha doğrusu) divana yatırdı. Eşim Tülay, Kızım Ekin ve ben, Ergüneklerin en sık ziyaret eden komşuları olduk.

Ne zaman kendisini ziyaret etsek; o bir şiire başlar, gerisini ben getirirdim. Buna “Şiirleme” derdik.

“Derdik” diye yazdım; çünkü Suat ağabey yanına çağırdı Necla Abla'yı. İkisinin tek mezarı oradadır şimdi, “Hacılarkırı Mezarlığında...”

Birbirlerine şiirler okuyorlardır şimdi, en çok da Fuzuli'den:

 

“Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı

Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

 

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan

Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

 

Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım

Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı

 

Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su

Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

 

Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen

Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı

 

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil

Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mı

 

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır

Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı”

 

(Mefailün mefailün mefailün mefailün)

YAZARIN DİĞER YAZILARI