YARIM KALAN HAYATLAR

YARIM KALAN HAYATLAR

"Mübadiller kaybedilmiş toprakların aziz hatırasıdır" Mustafa Kemal Atatürk

Yüz binlerce insanı yerinden yurdundan eden acı göç Mübadelenin 103. Yılındayız. Göç yolunda yaşamlarını yitiren tüm mübadilleri ve artık aramızda olmayan 1. Kuşak Mübadil Atalarımızı saygıyla, rahmetle ve özlemle anıyorum. Mübadele büyük kopuş, büyük acı, ölümüne özlem demektir. Dünyada eşi ve benzeri olmayan bu kopuş, bir zamanlar bizimken sonra bir başka diyar olan Balkanlar'da kurulmuş kadim vatanımız Rumeli Türklerinin hiç dinmeyen acısı olacaktır.

Gözbebeğimiz Rumeli

İnsanlık tarihinde savaşlar, insanı yaşadığı coğrafyadan / anayurdundan koparmış, yerinden yurdundan etmiş, geriye kaybedilmiş topraklar ve kaybedilmiş hayatların acıları kalmıştır. Balkan Savaşları (1912-1913) sırasında yaşanan zulümlerden sonra vatanımız Rumeli'den Anadolu'ya akın akın Türk göçleri başlamıştı. Osmanlı Devleti, savaşı kaybetmiş, göz bebeğimiz RUMELİ Yunanistan'ın payına düşmüştü. Osmanlı, binlerce Türk'ü geride bırakıp gidince, orada kalan Türkler Yunan uyruklu olmuşlardı! Ne dram değil mi? Çekilecek daha çileler varmış meğer. Yunan Ordusu, İzmir'e girmiş, Kurtuluş Savaş'ımız başlamıştı. Savaş boyunca büyük acılar yaşadı Rumeli Türkleri. 1922 yılında Yunanistan savaşı kaybedince, ardından Mübadele geldi.

Uluslararası Bir Deney: Türk -Yunan Nüfus Mübadelesi

1922'nin son günleriydi. Anadolu Kurtuluş Savaşı'nın yorgunluğunu taşıyordu. Yunanistan da aynı şekilde. İki ülke barışı kalıcı kılmak için İsviçre'nin Lozan kentinde bir araya geldiler. Türk heyetinin başında İsmet Paşa vardı; sabırlı, dirayetli ve kararlı. Yunanistan'ı ise deneyimli siyasetçi Eleftherios Venezelos temsil ediyordu. "Lozan Barış Görüşmeleri" Milletler Cemiyeti Temsilcisi Norveçli Kutup Araştırmacısı Dr. Fridtjof Nansen gözetiminde yapılıyordu. İki taraf arasında fikir tartışması uzayınca Nansen, "Mübadele Anlaşması" yapılmasını önerdi. "DİN" temelli olan bu öneri kabul gördü.

Bir toprak kayboldu, bir yürek sızladı, adını "Mübadele" koydular. 

"Türk ve Rum Ahalinin Mübadelesine Dair Sözleşme ve Protokol" 30 Ocak 1923 tarihinde TBMM Hükümeti ile Yunanistan Hükümeti arasında imzalandı: "Anadolu'da yerleşik Ortodoks Rumlar ile Yunanistan'da yerleşik Müslümanlar, karşılıklı olarak zorunlu mübadeleye tabi tutulacaktır." Sözleşmeye göre iki homojen insan kümesi olduğu var sayılarak yapılmıştı mübadele. Tarihte ilk kez, Ulus Devlet İnşası 1923 Mübadelesiyle gerçekleşmişti. Bu sadece "siyasi bir karar " değil, milyonlarca insanın hayatını alt üst eden bir kaderdi. 1912-1924 döneminde gerçekleşen Büyük Mübadelede, yaklaşık 1,5 milyon kadar Anadolu Rum Ortodoks Yunanistan'a, 600 bin kadar Yunanistan ve Adalarda yaşayan Müslümanlar da Türkiye'ye karşılıklı olarak mecburi sürgüne tabi tutulmuşlardı. Bizim "Mübadele" dediğimiz bu acı göçe, Anadolu Rumları "Andalayı-Kovulma" diyordu. Bir yanda "Küçük Asya:(Yunanistan)" öte yanda "Anadolu" ikisi de bir diğerinin yarım kalan parçasıydı.

Fakat düşündükleri gibi olmadı. Müslümanların ve Ortodoks Rumların farklı yerlere ait yaşama kültürleri göz ardı edildi. Her iki grup da yeni vatanlarında uyum sorunları yaşadılar. Yerli halk tarafından dışlandılar. Kendilerini hep doğup büyüdükleri topraklara ait hissettiler. Onlarınki yarım kalan hayatlardı! "DİL" ise bazı topluluklarda ayrıştırıcı bir unsur oldu. Türkçe konuşmayı hiç bilmeyen Yunanistan'dan gelen Patriyotlar ile Anadolu'dan giden ve Rumca konuşmayı hiç bilmeyen Karaman Hıristiyanları için dil, önemli bir sorun oldu. Onlara Türkiye'de "Rum tohumu", Yunanistan'da ise "Türk tohumu" denildi. Dolayısıyla mübadillerin gittikleri yerleşimler, kültür olarak heterojenleşti!

Yeni vatanlarında "Mübadele insanı-Mübadil" denildi onlara. Üstelik 50 yıl geri dönmeleri yasaktı. Yunanistan'ın Batı Trakya Müslümanları ile Türkiye'de İstanbul Belediyesi sınırları içinde kalan Rumlar "Mübadele Dışı-Etabli" bırakılmıştı.

Ana toprağım Kavala (Cavalla)

Ben, mübadele fırtınasında Selanik Bölgesi'nin Kavala liman kentinden koparılarak getirilmiş mübadil bir ailenin çocuğu olarak İzmir'in Ödemiş ilçesinde doğdum. Mübadelenin insan ruhunda yarattığı sarsıntıyı Anneannem Ayşe Hanım'da gördüm. Mübadillerin gözyaşlarının dilini, bizzat yaşamış gibi öğrendim. Mübadele gerçekleri, mübadelenin acıları benim kimliğimin temellerini attı. Benim dünyam, mübadelenin dünü ve bugünü içinde şekillendi. Toprak çeker insanı! Görmesem de Kavala benim hayalimde yaşardı!

Ata toprağım ise İskeçe (Xsanthi)

Baba tarafım mübadele dışı bırakılan Batı Trakya'nın İskeçe şehrindendi. İsteseler de ata vatana gidemezlerdi. Tütün tüccarı dedem Halil Ağa ve büyük ailesi, Yunan jandarmasının baskılarına ve çete baskınlarına dayanamamış, 1927'de kaçarak Türkiye'ye gelmişlerdi. Konak misali evleri, siyah Ford arabaları ve faytonları yoktu artık. Onlar da çok acılar çektiler. Memleket hasretiyle geçti ömürleri.

Bazen bir Rumeli türküsü, bazen bir dal sardunya umut oldu onlara. .

Mübadele Unutulmasın Diye Kitaplar Yazdım

Gün geldi, mübadil ailemin ve atalarımın hatıralarından yola çıkarak mübadele konusunda çok da kitap okuyarak gözyaşlarımla kitaplar yazdım. Mübadele sözde kalmasın, gelecek nesillere ulaşsın diye. Çünkü hatırlamak, geçmişi anmak kadar, onu gelecek kuşaklara emanet edebilme sorumluluğudur. İlk eserim "Sardunya Kokan Toprak Öyküleri- Kalbim Rumeli'de Kaldı" SAY Yayınları tarafından 2013'te yayımlandı. Kitabım çok insanı ağlattı, birçok mübadilin dert ortağı oldu. 2021 yılında 6. Baskısı çıktı. Bu kitabımdan alınan bir parça ile: "Mübadele İlk Kez 2019-2020 Eğitim ve Öğretim Yılında Milli Eğitim Bakanlığı Tarafından Ortaokul ve İmam Hatip Okulları 8. Sınıf Türkçe Ders Kitabına girdi."

Mübadele, para gibi bir bütündür. Bu bütünlüğü tanımak ve "Mübadelenin Öteki Yüzü: Anadolu Rumları"nı yazmak için, 19 Eylül 2016'da İzmir'den kalkıp Atina'ya gittim. Atina'da yaşayan sekiz Anadolu Rum'uyla yüz yüze çalışmalar yaptım. Yurduma döndüğümde onların hasretlerini, acılarını, umutlarını yazdım ve "Gerçek Mübadele Öyküleri-Kalbim Anadolu'da Kaldı" adlı ikinci kitabımı, 2019 yılında yayınladım. Bu kitabımın da kısa zamanda 2. Baskısı çıktı.

2021 yılında Selçuk -Şirince'den aldığım davet üzerine oradaki çalışmalarımı tamamlayarak yayımladığım "Hasretin Çocukları" adını verdiğim üçüncü kitabımda ise Makedonya göçmenlerini ve Rumeli muhacirlerini anlattım. Birbirini tamamlayan üç eserimi de "mikro tarih belgesel roman" tarzında yazdım.

Buca Göç ve Mübadele Müzesi

Yaşadığım kent İzmir'de Mübadele Müzesi olmayışına hep üzülürdüm. 10 Ekim 2017 tarihinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından " Buca Göç ve Mübadele Anı Evi" açılınca çok sevindim. Anı Evi açılmadan önce, evimize gelen görevlilere, mübadil ailemden bana kalan yüz yıllık fotoğrafları ve ailemin gelirken getirdikleri anı eşyaları bağışladım. Onlar, artık nesiller boyu "Buca Göç ve Mübadele Anı Evi'nde yaşayacaklar. Müzenin açılışını İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile Balkan Folklor Ekibi'nin müziği ile görkemli bir şekilde yaptık.

 Benim bütün çabam, mübadelenin unutulmaması ve mübadele kültürünün yok olmaması içindir. Bağlar, kültürler, diller, kimlikler kaybolmasın diye. Dilerim ki dünyanın hiçbir yerinde yeni mübadeleler olmasın, kimse evini barkını terk etmek zorunda kalmasın. Mübadele denilen kocaman okyanusa birkaç damla katkım olduysa ne mutlu bana!"

Yaşamları inci taneleri gibi dört bir yana savrulmuş yarım kalan hayatlardı onlar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI