ŞADAN AĞABEYİ ANARKEN

Son dönemin Anadolu bilgesi Prof. Dr. Şadan Gökovalı aramızdan ayrılalı (31 Ocak 2021) beş yıl oluvermiş.

Prof. Dr. Şadan Gökova'lı, 15 Mart 1939'da  soyadını aldığı Ula Gökova'da doğmuş; ilk ve ortaokul eğitimlerini köyünde, Ula ve Muğla'da tamamladıktan sonra liseyi Aydın Ticaret lisesinde üniversiteyi de İzmir Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulunda tamamlamıştı.

Henüz öğrenciyken  1959'da  Ege Ekspres Gazetesinde muhabirlik yaparak basın hayatına adım atmış, bu yıllarda tanıştığı Halikarnas Balıkçısı sayesinde hayatında yepyeni ufuklar açılmıştır.

Güçlü belleği, titiz çalışma alışkanlığı ile Balıkçı'nın eserlerini basıma hazırlamış, Balıkçının engin kültür birikimini adeta özümlemiştir.

O, Balıkçı'nın kendisi için  "Şadan Gökovalı'ya arkadaşım, oğlum desem azdır. Çünkü mevcut insanlar arasında beni temadi (devam) ettirecek, daha doğrusu temadi ettirmeye en müsait insan odur. Ölsem ölüm bana galebe çalmamış olacak, çünkü Şadan var!" demesini yine  Azra Erhat'ın da manevi oğul olarak görmesini  çalışmalarında bir sorumluluk olarak algılamıştır.

Halikarnas Balıkçısı'nın;  "Her insan bir işlevi yerine getirmek için dünyaya gelir. Bu işlevi yerine getirmek için çalışmak yaratılışa karşı en geçerli duadır." sözü onun da yaşam düsturlarındandı.

Şadan Gökovalı,  gerçek bir sevgi ustasıydı

"Ben en çok da öğrenmeyi sevdim. "demesi bundandı.

 Ona göre sevmenin kaynağı bilmekti.

 "İnsan bilmediği bir şeyi, tanımadığı bir şeyi sevemez." demesi; "Vatanımı seviyorum demekle olmaz. Vatanını bilmiyorsan, tanımıyorsan nasıl sevebilirsin?" demesi bundandı.

Bu nedenle o ömrünce okudu,  gezdi, araştırdı bu coğrafyanın tarihini herkesten çok öğrendi.

Şadan Gökovalı,  öğretmeyi de çok seven biriydi.

Bu yüzden anlatmanın tüm yollarını kullandı.

Gerçek bir belagat ustası olması daha iyi öğretmek istemesindendi.

Onu dinlerken övgüyle anlattığı nice söz ustasından çok daha coşkulu bir anlatıcı olduğu fark ederdiniz.

 Sizi bir anda Akdeniz'in ak köpüklü dalgalarının sırtından alır  Kragos'un , Tomolos'un doruklarında bir akça bulutun kanatlarına bindirirdi.

Dağlarca'nın bir şiirini dinlerken kendinizi bir antik tiyatroda tiradınızı okurken bulurdunuz .

O bir yazma ustasıydı.

Cebinde dolaştırdığı kağıt parçalarında mutlaka hayatınıza dokunacak bir metin olurdu. Onları tıpkı bir çiçek dağıtıcısı gibi dostlarına dağıtırdı.

Bakarsınız  koca bir kitapla çıkar gelirdi. Ne zaman yazardı onca şeyi şaşardınız.

Bana aramızdan ayrılışından iki hafta önceki notunda Attila İlhan'ın aktardığı,

"Kişi kendi arzusuyla terk-i diyar etmez

Sebepsiz gurbetin kahrını kimse ihtiyar etmez." 

beyitini göndermiş ve  Kirpinin Dansı kitabımdaki  bir profesörün  son dersini anlatan yazıdaki profesörü sormuştu. Onca yazı içinde neden bunu seçtiğini hiç anlamlandıramamıştım.

Bence Yunus'un "Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil" deyişi evrensel bir doğrunun ifadesi. Öyleyse, bedenin sevgilerini, acılarını, kaygılarını, umutlarını terk etmesi bir gerçek gibi dursa da İnsan, hayata dair ürettiği ne varsa ölümle birlikte dağılıp gitmesini önlemeli.

Bireysel ya da toplumsal olsun, varlığımızın inşası için gidenlerin bilgi ve deneyimlerine gereksinmemiz dünden daha az değil, yarın da daha az olmayacak.

Beynimizin ürettiği değerleri yedeklemeli.

Yazmak, yedek belleğimizi oluşturmanın en etkili yolu.

Can ömrümüz, geride bıraktığımız eserlerin erimine bağlı.

Yaşadıklarının, düşündüklerinin, hissettiklerinin "yedek belleğini" gelecek kuşaklara bırakıp gidenlere ne mutlu.

Şadan Gökovalı da bu mutluluğa erenlerden biri.

O, kendi deyişiyle varolduğu Gökova topraklarına karışırken kuşaktan kuşağa ışık saçmaya devam edecek.

İnanıyorum ki onu tanıyan ve eserlerini okuyan herkes nasıl bir büyük sevgi ustası olduğuna içtenlikle tanıklık edecektir.

Ruhun, adın gibi şad olsun Anadolu'nun sesi.

YAZARIN DİĞER YAZILARI