KAVGALARIN BELLEĞİ

KAVGALARIN BELLEĞİ
Şehre Kaçış, ilk baskısını 2013'te yapan gençlik romanım.
Romanda, yaşlı bir köylünün (Çakır) Yatağan Termik Santrali'nin yapım aşamasında toprakları için verdiği kavga anlatılır.
Her yazar biraz da kendisini yazar, derler. O romanda anlatılanlar da aslında 1970'li yıllarda Yatağan Ovası'nda yaşananları, roman diliyle yarınlara aktarma çabasıydı.
Yıllar içinde bölgemizde bu talana Yeniköy ve Kemerköy eklendi. Dağlar tersyüz edildi, yapay göller oluştu, dereler kurudu; canlılar her gün daha çok zehir soluyor.
İlk yıllarda olduğu gibi, bu talanlara karşı mücadeleyi bugün de yalnızca Çakırlar veriyor.
Çakırlar yorgun.
Çakırlar çaresiz.
Çakırlar kahırlarında boğuluyor.
Ben Şehre Kaçış'ı, Acemi Yaz'ı, Karya'dan İyonya'ya Güneşli Yağmurlar Ülkesi'ni, Gökyüzü Kalbim'i, Kariyon Şiirleri'ni hep bu gerçekliği öngördüğüm için yazdım.
Eğitimde "yakından uzağa" temel ilkedir. Çocuğun kendisinin içinde olmadığı hiçbir öğrenmenin gerçek bir eğitim değeri yoktur.
Biz çocuklarımıza buzulları, ozon tabakasını, yağmur ormanlarını anlatıp her gün aldığı nefesi daha da kirleten termik santrallerden; maden uğruna köklenen zeytinliklerden, tersyüz edilen dağlardan, zehir akan derelerden hiç söz etmemeyi eğitimcilik sanıyoruz.
Biz çocuklarımıza uçkur-peşkir hikâyeleri anlatarak erdemli insan yetiştireceğimizi sanıyoruz. Oysa köylünün evini barkını başına yıkan, tarlasını üç kuruşa istimlak edenlerin ve bu hoyratlıklar karşısında kılını bile kıpırdatmayanların erdemini sorgulamayı aklımızdan bile geçirmiyoruz.
Biz çocuklarımıza din uğruna, toprak uğruna, para uğruna insanın insanı yok ettiği savaşları anlatarak tarih öğretirken; Çakırların savaşının insana ne denli yaraşır olduğunun farkına bile varmıyoruz.
Dün Muğla'da bir lisede öğrencilerle Şehre Kaçış'ı konuştuk. Genç öğretmen arkadaşlarımın öğrencilerin okuma becerilerini geliştirme ve çevre duyarlılıklarını artırma çabalarını ne denli övsem az.
Ancak onlar öylesine az ki.
Üstelik Fuzuli'nin dediği gibi:
"Dert çok, hemdert yok, düşman kavi, tâli' zebun."
Dün yine Muhtar Necla'nın çığlıkları çınladı kulaklarımda.
Tam yedi köy, yüzlerce hane, binlerce insan, on binlerce ağaç.
Bir imzayla.
Topu topu bir imzayla ömründe buralara hiç gelmemiş birine peşkeş çekildi.
İnatla direniyor Necla. Oysa ameliyat yaraları yeni yeni iyileşiyor. Ya yurtsuz kalma yarası. Yurtsuzluk yarası iyileşir mi?
Yalnızca çevre mücadelelerinin bizzat içinde olmasıyla bile Muğla tarihine adını yazdıracağına inandığım Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras, Latmos'ta, Deştin'de, Akyaka'da olduğu gibi dün de Akbelen'de Muhtar Necla ve köylülerinin yanındaydı.
Ahmet Araslar çok ama çok az.
"Paragöz talancılar çok, güçlü; üstelik ahlaktan yoksun."
Bu, Çakırlardan bu yana giderek daha da şiddetlenen bir kavga.
Elbette Çakır'ın romanı gibi, çocukları bilinçli bir yurttaş olarak yetiştirmek için kavga veren eğitimcilerin de; Arasların ve Neclaların da romanları yazılacaktır.
Ne var ki okunmalı; okunmalı ki direniş halkaları büyüsün, güçlensin.
Unutmayalım:
Belleksiz kavganın kazanılma şansı yok.

YAZARIN DİĞER YAZILARI