DARWİN VE EVRİM KURAMI

              UNESCO Darwin’in doğumunun 200. Yılı olan 2009’u “Darwin Yılı” ilan etmişti. Bütün dünyada bilimsel dergilerde Darwin’le ve onun kuramı ile ilgili yayımlanan makalelerin sayısında büyük bir artış yaşandı. TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel Araştırma Kurumu) dergisinde de kapak resminde Darwin’e yer verilip içinde konuyla ilgili makaleler yer alınca olanlar oldu. Bu düzenlemeyi yapan Daire Başkan Vekili, derginin Genel Yayın Yönetmeni Dr. Çiğdem Atakuman görevden alındı ve derginin kapağı da değiştirildi.

                Olay basına yansıyınca konu medyanın ana gündem maddelerinden biri haline gelmişti. Basının dillendirmesiyle Atakuman kısmen görevine döndü ama kapak ve makaleler geri dönmedi.

               Türkiye’de üniversitelerden, bilim adamlarından, Amerika ve AB ülkelerinin bilim çevrelerinden, Kurum yöneticilerine ve Kuruma yönelik birçok eleştiri yöneltildi. Atakuman’a olanlar hariç, bir noktada belki iyi oldu. Okullardaki ders kitaplarından yavaş yavaş kuramı silip atmaya çalışanları uyaracak birçok yazı ve makalenin yayınlanmasının yolu açıldı. Belki bu hengâmede Darwin gündeme bile gelmeyecekti.

                Sorun temelde bilim alanı ile dinsel alanın hala birbirinden ayrılmasının kabul edilememesinden kaynaklanıyor. İşte laiklik de tam bu noktada önem kazanıyor. Bilim, üretilen bilginin sınanabilmesini, benzer ortamlarda benzer sonuçlar alınmasını gerektiriyor. Din için böyle bir koşul yok. O, sınamaya dayanmıyor. İnsanın iç dünyası ile ilgili ve inanca dayanıyor. Din kişilerin özel alanı…

                Darwin’in 150 yıl önce yayımlanan ”Türlerin Kökeni “adlı kitabı ile başlayan tartışmalar, sınırlı olmakla birlikte batıda da var. ABD’de konu okullarla ilgili olarak yüksek mahkemeye kadar gitti ama bu tartışmalar daha çok politik alanda, bilim çevreleri artık Darwin’i tartışmıyor. Üstelik genetik bilimindeki ilerlemeler, Dünyamızın jeolojik yapısının giderek daha anlaşılır hale gelmesi, paleontoloji (fosilbilim)  dalında yapılan araştırmalar, Darwin’i destekleyen bulguları güçlendiriyor.

                Darwin’in kuramına gelince Türlerin Kökeni adlı kitabında tüm canlı türlerinin insan da dâhil olmak üzere aynı kökten geldiğini savlıyor. Yaşamın tek hücreli canlılardan başlayarak giderek çok hücreli canlılara, balıklara, sürüngenlere doğru çeşitlendiğini, daha sonra memelilerin ve giderek pirimatların ve onların en gelişmişi olan insanın ortaya çıktığını ileri sürüyor. Bu gelişim ve değişimin kilit sözcükleri ise EVRİM VE DOĞAL SEÇİLİM

                Ona göre bütün canlılar, yaşadıkları ortama göre sürekli bir gelişim içindedirler. Değişen ortama göre evrimleşirler, Bu değişimi de kalıtsal yoldan kendilerinden sonra gelen kuşaklara aktarırlar. Bu değişim böylece sürer gider.

                Kuramın ikinci bölümünü özetleyen sözcük ise doğal seçilimdir. Canlılar ortama uyum için çabalarken en güçlüler hayatta ve ayakta kalır, zayıf olanlar ise yok olup giderler. Bu savlarını kanıtlamak için de ana karadan oldukça uzak, her nasılsa oraya ulaşmış türlerin dışa kapalı olarak yaşadığı Galapagos adalarında çalışmalar yapar. Bugün de bilim adamlarının kabul ettiği kanıtlara ulaşır.

  İnsan ve memeliler gibi görece uzun yaşayan türlerde bu gözlemi yapmanın zorluğuna karşın, yaşam periyodu kısa olan bakteri ve böceklerde bu değişimi kendimiz de gözlemleyebiliyoruz. Elli yıl önce yüz ünite penisilin ile ateşi düşen, sağaltıma yönelen hastaya; bugün on milyon ünite penisilin şırınga ediliyor. Gene o zamanlar DDT’ye dokunuveren böcek anında ölürken bugün en etkili ilacı üzerine püskürttüğünüz hamam böceği bir koşuda evin öbür ucuna ulaşıyor. Bilim, yalnızca akıl yürütmeyi yeterli bulmaz ama ekvatorda yaşayanların Finlandiyalılar gibi sarı saçlı, mavi gözlü, beyaz tenli olmamasının bir anlamı yok mu?

Batı’da kilise bilim alanından çekiliyor. Vatikan 1992’de, Galileo konusunda yanıldığını kabul etti. İngiliz Kilisesi Darwin’den özür diledi. Darwin’in Karşısına “Yaratılış Bilimi”ni koymaya çalışanlar, Türkiye’nin laik bir ülke olduğunu, din ve bilimin ayrı alanlar olduğunu anımsamalılar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI