DÜŞÜNDÜKLERİM :
MUĞLA’YA TRAMVAY İSTİYORUZ
Bahattin Uyar
Tramvay, otoray gibi sözcükler Türkçeye Cumhuriyet döneminde girdi.
Muğla’da özellikle( tren) sözcüğü halka uzak bir sözcük gibi görünürse de günümüz teknolojisinin yüzyıldan daha uzun bir sürede gelişmesine bakarak bu-“vay”lı ve “ray”lı sözcüklerin en nihayet” tramvayı” da getireceği kuşkusuzdur; diyebiliriz. Ne var ki bizde Tramvay olarak bilinen sözcüğün İngilizcesi sadece “Tram” dır .Biz Muğlalılar, tramvay gibi, otoray gibi sözcükleri geç tanıdık. Çünkü bu sözcükleri tanımadan önce treni tanımak gerekirdi. Üzgünüm ki Onu da geç tanıdık.
Türkiye’de ilk tren yolu (demiryolu) yapılması kararı Bayındırlık Bakanlığı “Turuk ve meabir (Yol ve İnşaat Dairesince) alınmıştır.24 Eylül 1872’de ( Sultan Abdülaziz dönemi) bir İngiliz şirket ile yapılan anlaşma sonucu inşaata başlanmış ve 1866 yılında inşaat bitmiş ve 130 km’lik İzmir- Aydın demir yolu açılmıştır. Bu esnada mevcut 130 km’lik demiryolunun Muğla hattı üzerinde güneye doğru uzatılamamış olması Muğla için bir talihsizlik olarak dikkati çeker. Teknolojik, ekonomik, jeolojik, meteorolojik vb. bir takım nedenlere dayandırılabilir ama o ayrı bir sorun Cumhuriyetin 95. Yılına geldik tren denilen uygarlık aracına henüz ulaşamadık. Tren özlemimizi televizyonda izlediğimiz türkülerle gideriyoruz:
Bu gibi nedenlerle biz Muğlalılar Aydın’a varırsak , treni görürdük. Tren bizim indimizde bir değerli araçtı. Özlem götürür sıla getirir. Türkülerimize bile gurbet getirir, hasret getirir ve de sıla götürür:
Tren gelir hoş gelir/ Odaları boş gelir /Duydum yar bize gelmiş şafa gelir hoş gelir.” Veya:
Kara tren gelmezm’ ola/Düdüğünü çalmazm’ola / Gurbet ele yar yolladım /Mektubunu yazmaz’mola…
Anadolu’nun bazı yerlerinde trene “hasret Kavuşturan” dendiğini okumuştum. Ama biz onu hasret kavuşturan olarak değil, hasretin kendisi olarak tanıdık.
Bizim gençliğimizde, çocukluğumuzda ve de yaşlı diye bilindiğimiz şu günlerimizde treni Aydın’da gördük ve hâlâ Aydın’da görüyoruz.
O günlerde Aydın’a gitmeyenler trenin ne olduğunu bilmezlerdi. Aydın’a gitmek ise her babayiğidin harcı değildi. Kadınlarımızın en az %99’u aydını hiç görmemişlerdi. Erkekler ise eğer askere gidecek olurlarsa Aydın’ı ancak görebilirlerdi. Aydın’a gidebilmek bile o dönemde bir imtiyazdı. Zira iki il arasında tek ulaşım aracı(deve) idi. Deveciler iki il arasında kervan işletirler, bu yol üzerinde karşılaşacakları her tehlikeyi göze alırlardı. Muğla Aydın arasındaki Gökbel dağlarında nice soygunlar, katillikler olur, cinayetler işlenirdi. Örneğin Çakırcalı Mehmet Efe soygunu gibi…
Tren konusunda da Muğlalılar biraz geri kalmış sayılır, hatta alay konusu olurdu. Aydınlılar, Muğlalıların trene öküz gibi baktığını söylerler, hatta “Muğlalılar, trenin ot yediğini sanır” diye alay ederlerdi. Hatta anılarımızın içinde hiç unutmadığımız bazı alay ve mizah kırıntıları da mevcuttur. Örneğin, ben Ortaklar Köy enstitüsünde öğrenciyken bizim koğuşta, Aydınlılar ve Muğlalılar arasında çok büyük bir kavga çıkmıştı da okul yönetimi zor yatıştırmıştı. Bir akşam “Yat” zili çalarken Aydınlı’nın biri, 2/A - 2/B sınıfını birbirine düşüren (bir laf) etmişti de tekme tokat, ayakkabı terlik postal vs. nin savaş aracı olarak havada uçuştuğuna tanık olmuştuk. “O laf neydi?”
Aydınlı birisi:
“Aydın’da Muğlalının birini gördüm, trenin önüne ot yığıyordu. Sordum, şöyle cevap verdi: “Uzun yoldan geldi zavallı acıkmıştır.” Bu söz, giderek öyle büyümüştü ki Aydınlılarla Muğlalılar birbirine girdi. Çocukluk…
Tren’in ya da yolunun Muğla’ya gelmeyişi her zaman Muğlalılar için bir eziklik yaşanmasına yetmiştir. Gerçek şudur ki bugün Muğla’mız ile Aydınımız arasında gerek ekonomik gerek beşeri açıdan hiçbir farklılık yoktur. Böyle safsataların itibar gördüğü devirler çoktan geçmiştir. Muğla’mız Türkiye’nin Büyük şehirleri arasında ön sıralarda yer alan bir kenttir. Ekonomisi güçlüdür. İnsanlık aya değmişken, Mars’ın toprağını elemişken artık bu tür şakalar yapmaya, hangi geri zekalı tenezzül eder. İnsanlar, artık Muğla’ya doydukları yer olarak bakıyorlar. Ve Muğla artık başka illerden göç alıyor.
Bu yazıyı niçin yazıyorum? Onu da yarınki yazımda okuyabilirsiniz.