MAHMUT MAKAL’I ANARKEN

Köy Edebiyatının  Köy Enstitülerine açılan Sayfası

 

MAHMUT MAKAL’I ANARKEN

 

                                      Bahattin Uyar

 

1949 yılında Kızılçullu Köy enstitüsünün sağlık bölümü öğrencisiydim. O sıralarda enstitülü öğrencilerin en çok okuduğu bir dergi vardı: Varlık. Bu arada her köy enstitüsünde  öğrencilerin çıkardığı dergileri de düzenli olarak okurdum. Bunun dışında başka dergiler de okurdum elbet. Bazılarımız Varlık’a yazı ve şiirler gönderirdik. Okuma alışkanlığı fazla olmayan bir öğrenci olmakla birlikte  okumadan edemezdim. Okul kantinine de her türlü yayın gelirdi. Okumaya meraklıydım. Okul kütüphanesine ve okul kantinine düzenli olarak gelen  dergi ve gazeteleri sürekli izlerdim.

 

İlginç bazı olaylar basına yansımışsa onları daha başka bir ilgiyle okurduk. Örneğin Nazmı Hikmet’in affı konusunda imza toplandığını, ya da Kuyucaklı Yusuf, Hanende Melek gibi öykülerini severek, ama gizli okuduğumuz,

 

Hikaye yazarı Sabahattin Ali’nin Bulgaristan sınırında öldürülmesini, Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Stalin’in Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı bir nota ile resmen istemesini, hiç unutmam.

 

Bu konuları özellikle dış siyasetle ilgili çok şeyi ısrarla takip ederdik.  Öğrenci dünyasında merakla izlenen yayınlardı bunlar. Bu konularla  çok ilgilenen bazı şair ruhlu arkadaşlar, özellikle Sovyetlere meydan okuyan şiirler yazarlardı. Bunların içinde Sovyetlere küfredenler bile vardı. Bu şairler, okulun müzik yayını yapan hoparlöründen yazdıklarını bağıra bağıra okurlardı. Öteki öğrenciler mikrofonun önünde toplanır, şair arkadaşlarını ,hararetle alkışlarlardı. Adını anımsayamadığım bir arkadaşımın  coşkuyla okuduğu şu

 

beytini hiç unutmadım. Arkadaşım Ruslara diyordu ki:

 

         “İttihaz ettiyse Katerina’ların bilmem neyi/Şehvetlerini söndürmeye yeter çekiç orak.”

 

         Demek istiyorum ki Kızılçullu Köy Enstitüsünde geniş bir özgürlük ortamı içinde yetiştik .Okuduk yazdık. Açıkça söyleyeyim ki bize hocalarımız Nazım Hikmet’ten hiç söz etmediler. Sadece onun bir Vatan haini olduğu için hapiste olduğu söylenirdi. İşte bu ortam içinde biz Mahmut Makal adını da  ilk kez duyduk. Bu isimle ilgili haberler , basında şu şekilde yer aldı:

 

         “Varlık Dergisinde yayınlanan  BİZİM KÖY adlı  yazılarından dolayı Konya İvriz Köy Enstitüsü mezunu  bir öğretmen olan Mahmut Makal, tutuklanmıştır.”

 

         Olay bizim için çok ürkütücü ve”utanç” vericiydi. Böyle hadiseler köy enstitülerinde asla olamazdı. Hele  Köy enstitülü bir yazar asla komünist olamazdı. Bu “düpedüz iftira” idi . Hepimiz dehşet içinde Varlık dergisinde çıkan  yazıları okuyor ve çocuk beynimizde yorumluyorduk. Aslında Makal’ın yazdıkları bizim yaşadığımız şeylerdi, hatta köylerimizde gördüğümüz gerçeklerdi. Gerçekler  bu anlatılanlardan daha acıydı. Halk bunlardan çok daha ağır koşullarda yaşıyordu. O sıralarda Hükümetin başında yanılmıyorsam Nihat Erim vardı. Bize göre  olaya daha kasitli yaklaşıyordu. Daha dürüst ve yansız yaklaşmalıydı vs…

 

         Sözü uzatmadan söyleyeyim, merakla beklemeye başladık. Bir ay kadar bekledik, sonuç beklediğimizgibi  sevindirici oldu. Mahmut Makal salıverildi. Hepimiz sevinçten bayram ettik. Bayram ettik ama  BİZİM KÖY adlı “köyden notlar”ına ilgimiz arttı.  Hepimiz okuduk BİZM KÖY’Ü …

 

         Bu tür tasarruflar bazen geri tepip esere ve sahibine şöhret kazandırıyor. Makal konusunda da öyle oldu. Herkes Makal’ın yazdıklarını birer birer okudu. Ben de piyasadan bir  BİZİM KÖY kitabı edindim. Cebe sığabilen küçücük bir kitaptı. Yıllarca yanımda taşıdığım kitap kayboldu.O zamandan kalmaydı.  Onu kime verdiğimi anımsayamadım. Makal ile bire bir tanışıyorduk. Kendisinden yenisini istedim.14.Baskıya ulaşmış,gönderdi.

 

         Genç kuşaklar,yani  “Bizim Köy’ü” bugün bile okumamış olanlar , kitaptan bir parçayı görmek isteyebilirler. Bu nedenle  Makal’ın anılarından birini buraya almak istiyorum:

 

  

 

BİZİM KÖY’DEN:

 

                                               BİT HİKÂYESİ

 

         Geçen öğretim yılını yarı bitli bir şekilde sürdürürken düşünmüştüm ki ne olsa okulu yeni açtık. İlk yıldan sora işler yoluna girer. Öğrencilerimiz bitsiz olur. Hiç de düşündüğümüz gibi olmadı. Tam karşıtı oldu. Çocukları yoklamak için yakalarını açmak gerekmiyor. Zaten çare olmadıktan sonra yoklama neye yarar. Ben de bıraktım bu alışkanlığı. Söz dinlemek gerekiyor Öğrenciler derste, toplantıda, v.s.de parmak kaldırıyorlar Ben yoklamıyorum, yaka açmıyorum. Boynundan görünüyor.

 

         Bir gün en garibi oldu. Her zaman yaptığım gibi bitli denen (çocukları) evlerine gönderdim. Ötekilerin de boynunda olmadığı için  çamaşırlarına da bakmadım. Çocuk kısmı arkadaşının sırrını saklamaktan çok açıklamaktan zevk alıyor . Gidenler bu kez de ayni biçimde geldiler. Anaları ya da bacıları, çocukları soyup gömlekte, içlikte, ve donda gördüklerini ellerinin baş parmakları arasında çat çat öldürüyorlar ve giydirip geri gönderiyorlar.

 

         “Gel bakayım ne ettin ? deyip yakaları açıp bakıyorum.

 

         “Bakıttım” diyorlar.

 

         Dirilerle ölüler karışık! Sabır…katlanabilme insanlık… Uçup gidiyor. Bin türlü düşünce içinde insanın yüreği kalkıyor.

 

Bazıları tamam soyunup babalarının  ya da kardeşlerinin  içliğini giyinip geliyorlar.(Dış giyim yok, işlikle don, ana giyimi oluşturur.) Giyinip geldiklerine bakıyorum. Biraz temiz. Ama gel gör ki  o da bit dolu. Ama kökten kaynıyor. Yıkanmış ve hiç giyilmemiş. “

 

Daha sonra Mahmut Makal  bir tesadüf sonucu hemşeimiz oldu.Hikâyeyi varlık dergisinden,yanılmıyorsam, Cumhuriyet gazetesinden takip ettik. Efendim, hikâye şöyle:

 

AKSU Köy Enstitüsü mezunu olan öğretmen Naciye Poyraz , okumaya yazmaya meraklı  bir öğretmendir. O nedenle  Varlık Dergisinin sayfalarında Makal’ı da izlemektedir. Varlık’taki yazılarını çok beğendiğini mektupla Makal’abildirir. Gerek duarsa kendisiyle  tanışmak istediğini yazar.

 

         Makal da bu kızı merak eder. Bavuluna birkaç çamaşır koyup Muğla’nı küçük bir köyünü andıran Yerkesik kasabasına gelir. Tanışırlar, evlenmeye karar verirler. Bizler düğüne katılabilmiş değiliz. Aslında O zaman çok gençtik. Düğün nerede yapıldı anımsamıyorum. Naciye Hanım Makal’la birlikte Niğde’nin Aksaray İlçesisinin Demirci köyüne (eş durumundan) atanır. Birlikte öğretmenliğe başlarlar. Bu köyde 6 yıl birlikte çalışırlar. Naciye Makal 1957 yılında  Ankara-Mihatpaşa ilkokuluna atanır. Daha sonra Görgü ve bilgisini arttırmak üzere İngiltere’ye gönderilir. Bir yıl sonra yurda dönen Naciye Makal, Ankara Keçiören  Fevzi Adıoğlu ilkokulundan emekli olur.

 

         Naciye Makal’ın “Bindim Tütün Küfesine” adlı  bir eseri vardır. Bazı dergilerde çıkan anıları arasında Aksu Köy Enstitüsünde yaşadığı köy özlemini şu bir başka yazısında şu satırlarla anlatır:

         “Enstitüye yeni gelen küçük Naciye, her gün ağlamaktadır. Arkadaşları bunu idareye haber verirler. Öğretmen ve müdür yardımcısı Hamit Özmenek kendisini çağırır:

         “Sen her akşam ağlıyormuşsun doğru mu ?”

         “Doğru”

         “Neden?”

         “Köyümü özledim”

         “Peki,ben seni kendi elimle Muğla’ya götüreceğim. Hem güzel memleketini görmüş olurum” dedi. Yalnız şu sıra işlerim çok sıkı.15-20 gün sonra… Ne dersin?”

         “Olur” dedim.

         “Birden sevindim. ”Köyünü anlatır mısın” dedi bana. Anlattım anlattım…

Meğer benim köyüm cennetmiş . Ben çıkarken arkamdan “Bak sana şunu söyleyeyim” dedi. On beş gün  sonra ben seni götürmek için kapıdan çıkarırsam sen pencereden girersin”

         0n beş gün sonra beni  gene çağırdı. “İşlerim biraz hafifledi,gidelim mi ?dedi. “Hayır dedim. Arkadaşlarıma alışmıştım çünkü. O günden sonra  Hamit Özmenek, öğretmenimiz değil, ağabeyimizdi, babamızdı bizim..(Naciya makal)

 

 

 

       

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI