ÖĞRETMEN OKULLARININ 176. KURULUŞ YILDÖNÜMÜNDE TÜRKİYE'DE ÖĞRETMEN


Prof. Dr. Kemal Kocabaş

            2024 Türkiye'si; eğitimin  tümüyle niteliğini kaybettiği bir tarihsel döneme karşılık gelmektedir. Nitelik kaybının arkasında, ülkeyi yöneten siyasal İslamcı iktidar anlayışının eğitimi dinselleştirmesi, piyasalaştırması ve eğitimi bir insan hakkı olması gerçeğinden uzaklaştırması yatmaktadır. Nitelik kaybının bir başka nedeni de eğitimin en önemli öznesi olan öğretmenlik kurumunun içinin boşaltılması ve eğitim fakültelerinin nitelikli öğretmen yetiştiremediğine dair gerçekliktir. Milli Eğitim  Temel Kanunun 43.  Maddesi  öğretmenliği "Öğretmenlik, Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir" ifadeleriyle tanımlamıştı. Yıl 2024,  gerici ÇEDES projesiyle okul ve caminin işlevleri karıştırılmış, hiçbir uzmanlığı olmayan imam ve vaizlerin okullarda görevlendirmeleriyle,   sözleşmeli ve  ücretli öğretmenlik istihdamlarıyla laik eğitim ve öğretmenlik meslek onuru yok edilmektedir. Seçimlerde verilen sözler unutulmuş öğretmenlik  sıradan bir memuriyete dönüştürülmüştür. Cumhuriyet Eğitim Devrimi 1923-1946 yılları arasında eğitim ve öğretmen yetiştirme üzerinde çok önemli atılımlara imza atmıştı. Bu yazıyla Öğretmen Okullarının kuruluşunun 176. Yıldönümünde Cumhuriyet Eğitim Devriminin  öngörüleri ve günümüzün nitelikli öğretmen  yetiştirmenin sorunlarını tartışılması amaçlandı.

.

CUMHURİYET EĞİTİM DEVRİMCİLERİNİN EĞİTİME VE ÖĞRETMENE BAKIŞI

            Cumhuriyet Eğitim Devriminde 1923-1946 yılları aralığında  bütünsellik  ve süreklilik egemen olmuştur. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ve arkadaşları 1923'te 13 milyon nüfusuyla orta çağı yaşayan bir toplumu laik, demokratik, bilimsel eğitimi temel alarak dönüştürmeyi hedeflemişlerdir. 15 Temmuz 1921'de  yapılan Maarif kongresinde Mustafa Kemal "Bu yurdun gerçek sahibi ve toplumumuzun büyük çoğunluğu köylüdür. İşte bu köylüdür ki, bugüne kadar bilgi ışığından yoksun bırakılmıştır" ifadeleriyle Cumhuriyet Eğitim Devriminin ilk hedefini işaret etmiştir.  26 Ağustos 1924, Muallimler Birliği toplantısında ".Devrimler, sizin, sayın öğretmenler sizin, toplumda ve düşünce hayatımızda yapacağımız devrimlerdeki başarınızla gerçekleşecektir. Hiçbir zaman unutmayın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister." ifadeleriyle öğretmenleri selamlar. Mustafa Kemal 1 Mart 1923'de TBMM'nde yaptığı konuşmada uygulamalı eğitim istencini   "Eğitim ve öğretimde uygulanacak yöntem, bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı, ya da bir uygarlık zevkinden çok, gerçek yaşamda başarıya ulaşmayı sağlayan, uygulanabilen, kullanılabilir bir aygıt haline  getirmektir" ifadeleriyle dile getirirken 7.Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati    bakanlığı döneminde M. Kemal'in bu sözlerine "Bakanlığımız bu büyük sözle çizilen yolda yürüyor" ifadeleriyle uygulamalı eğitim vurgusu yapar.

            Mustafa Necati (1926-1929) dönemi Milli Eğitim Bakanlığının çatısının oluşturulduğu bir dönemdir. Müsteşar Nafi Atuf Kansu'nun  da çabalarıyla İsmail Hakkı Tonguç, Hasan Ali Yücel, Cevat Dursunoğlu, Rüştü Uzel  ve pek çok aydın bu dönemde Cumhuriyet Eğitim Devrimi imecesinde yer alır. Köy Muallim Mektepleri, Gazi Eğitim Enstitüsü, Talim Terbiye Kurulu, Muallimler Birliği, Millet Mektepleri, uygulamalı eğitim gibi pek çok aydınlık adıma imza atarken öğretmenlik meslek onuruna çok değerli katkılar  yapmıştır. Eğitim ile ilgili bakışı akıl ve bilimden yana çok açık ve nettir: "Hepiniz kabul edersiniz  ki, milli eğitim sorunu baştan sona dek bir bilim ve uzmanlık sorunudur. Milli eğitimde atılacak her adım incelemeyi, denemeyi ve ayırt etmeye gereksinir (22 Nisan 1928)." Mustafa Necati; "Üniversite doğrudan doğruya bağımsız bir kurumdur. Ulusun tinsel gücünün temsilcilerinden biridir. Kabul etmek gerekir ki üniversite denilen kurum doğrudan doğruya Milli Eğitim Bakanlığının buyruğu altında bir kurum değildir. Eğer gelişigüzel herhangi bir kişi  üniversite kurumuna şu biçimde, bu biçimde davranın diye buyruk verecek olursa orada üniversite yok demektir"  ifadeleriyle bugün bile gereksinmemiz olan demokratik özerk üniversite anlayışını dile getirir (TBMM, 20 Mart 1926). Mustafa Necati  okula bakışını "Herkes bilir ki, bugün yalnız süs gibi okuma- yazma öğreten, doğal yetenekleri ve ulusal toplumun yararı için gereken yetileri öldüren kurumlara okul denemez. Biz, çocukları doğa ile, eşya ile, gerçeklerle karşılaştıran, neşe ve özgürlük içinde çalışmaya, gözlem ve usavurmaya, yaratıcılığa götüren bir okul istiyoruz (1927)" gibi uygulamalı eğitim vurgusuyla ortaya koyar. Mustafa Necati öğretmenlere kitap gönderen, mektup yazan  bakandır. Genç arkadaşlar başlığı ile yazdığı bir mektupta öğretmenlere ".Bu uğurda çalışırken ödevimiz yalnız ders verme, okutma değildir. Her bir öğretmenin ayrıca örgütleme ve aydınlatma ödevi de vardır. Bu yurtta oturanların hepsi okumuş ve aydın değildir. Ve bu durum dünkülerin hatalarının sonucudur. Özel ve genel yaşamınızda her zaman halkla birlikte olduğunuzu bilmelisiniz. Size başarılar dilerim" diyerek seslenir. Necati'nin eğitime bakışı bugün bile hala güncelliğini korumaktadır. Engin Tonguç, Mustafa Necati eğer 35 yaşında erken  vefat etmemiş olsaydı Köy Enstitüleri onun zamanında kurulabilirdi  değerlendirmesini yapar. Harf Devrimi sonrası Muallim Arkadaş başlığı ile gönderdiği mektupta ise "Bilhassa bu sene, yeni Türk Harflerini tamim gibi şerefli bir vazifen daha vardır. Bütün memleket evlatlarını bir an evvel yeni harflerle okutarak Türkiye'de okuma yazma bilmeyen bir fert bırakmayacak kadar geniş bir azimle çalışmak mecburiyetindesin. Bunun için yeni Türk Harflerini çabuk öğren ve hemen herkese öğretmeye başla. Bu hedefe varmak için kürsü, mektep lazım değildir. Her yerde, her gördüğün, kadın, erkek, fakir, zengin, çiftçi, tüccar, köylü ve şehirli tefrik etmeyerek (ayırmayarak) derhal öğreteceksin." ifadeleri vardır. Cumhuriyetin öğretmenlerle birlikte yol almayı amaçladığını görüyoruz.

            Eğitmen Kursları deneyimi üzerine şekillenen Köy Enstitüleri, Cumhuriyetin köyü kendi çocuklarıyla içten canlandırma ve köyü öğretmene teslim etmeyi amaçlıyordu.  Köyün sınıfına değil köye öğretmen gönderme uğraşıydı. Mustafa Kemal'i 1940'lı yıllara taşıyan ve Tonguç'la beraber Köy Enstitüleri aydınlığını hayata geçiren Hasan Ali Yücel  öğretmen yetiştirme ile ilgili düşüncelerini " Biz kurtuluş savaşından sonra sosyal hayatımızda yaptığımız büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek istedik. Çünkü ümmet devrinin böyle bir adamı vardı. Bu imamdır. İmam insan doğduğu vakit kulağına ezan okuyarak, vefat ettiği vakit mezarının başında telkin vererek, doğumundan ölümüne kadar manen hakimidir. Bu manevi hakimiyet maddi tarafa da intikal eder. Çünkü köylü hasta olduğu vakit de sual mercii imam olur. Biz imamın yerine devrimci düşüncenin adamını göndermek istedik. İşte Köy Enstitüleri fikri böyle doğdu." şeklinde ifade eder. Dönemin İlköğretim Genel Müdürü ve enstitülerin kuramcısı, uygulayıcı İsmail Hakkı Tonguç  öğretmenlik mesleği fikirsiz, ilkesiz insanlarla güçlenemez diyerek "Köy, işten kaçan, nefret eden pasif öğretmene değil, işi seven, ona sarılan, iş vasıtasıyla yurdu şenlendirecek olan canlı, hareketli öğretmene muhtaçtır. Yeni öğretmenler, bireyleri iş içinde yoğura yoğura, sakinleri saadet denizinde yüzen bir vatan yaratmalıdır. Yurt, yoksul insanların değil, varlıklı ve mesut insanların yurdu haline gelmeli; onun her tarafından neşe, sağlık ve bahtiyarlık fışkırmalıdır. Bu ülküye yaklaşmanın ana şartlarından biri, köye iş yapmasını bilen öğretmeni ve iş araçlarını sokmaktır" İfadeleriyle hayalindeki öğretmen kimliğini tanımlar.

2024  TÜRKİYE VE ÖĞRETMEN

            Ülkedeki siyasi iklim, üniversitelerdeki antl-demokratik iklim ve eğitimin piyasalaşması vb. nedenlerle öğretmen toplum önderi olma, toplumsal sorumluluğunu kaybetmiştir.  Son yıllarda öğretmen sendikalarının yaptıkları öğretmen araştırmalarında "içine kapanan öğretmen kimliği ve  içi boşaltılan bir meslek algısı" karşımıza çıkmaktadır. Öğretmenlerin ancak yüzde 15-20 oranında mutlu olduklarını  belirtirken büyük çoğunluğunun hak ettikleri önemi görmedikleri için mutsuz oldukları ortaya çıkıyor. Öğretmenler, sistemin kendilerini köle olarak gördüğünü, yoksulluk çektiklerini, belirterek:  "Yanlış zamanda öğretmen olduk. Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmen olmak varmış!" diyerek kuruluş yıllarına  vurgu yapıyorlar. Okul yönetimlerinde kadın öğretmen oranının OECD ülkelerinin çok gerisinde olduğu araştırmalarda öne çıkıyor. Eğitim fakültelerinden mezun öğretmen adaylarının girdiği ÖABT (Öğretmen Alan Bilgisi Testi) sınavlarında  ortalamaların yüzde 30 bandında olması bu fakültelerdeki eğitimin niteliği ile ilgili önemli ipuçları vermektedir.   Bu araştırmalar Türkiye'nin nitelikli öğretmen yetiştirme sorununu açıkça ortaya koyuyor.  Eğitim fakülteleri ülkenin özgün öğretmen yetiştirme modellerinden esinlenerek kendilerini yenileyemiyor, ülkenin gereksinmeleri kadar nitelikli öğretmen yetiştirme planlaması  yapamıyor. Ayrıca ülkenin eğitim sistemindeki değişiklikler ile ilgili  hiçbir itirazı dile getiremiyor.  Günümüzde atanamayan 600 bin öğretmen adayının varlığı da sorun olarak güncelliğini  korumaktadır.

GÜNÜMÜZDE ÖĞRETMEN YETİŞTİRME İLE İLGİLİ ÖNERİLER

            Türkiye, eğitim sistemindeki arayışlarında kendi geleneklerinin sentezleyerek  ve   pedagojinin evrensel kazanımlarını öne çıkararak yol almalıdır.  Türkiye kendi kazanımlarını değerlendiremeyen bir ülke asla olmamalıdır. Köy Enstitüleri, eğitim tarihimizde nitelikli eğitimin ve nitelikli öğretmen yetiştirmenin özgün kurumlarıydı.  Enstitülerde derslerin yüzde 50'si i kültür dersleri, yüzde 25'i teknik dersler, yüzde 25'i ziraat dersleriydi. Yani eğitimin yüzde ellisi uygulamalı eğitimdi. Enstitüler, çevre ve doğa duyarlılığı taşıyan, öğrencilerini demokratik kültür ve sanatla buluşturan; iş içinde, yaparak, yaşayarak, üreterek öğrenmeyi ve toplumsal faydayı öne çıkaran eğitim kurumlarıydı. "Toplumsal fayda"  ve uygulamalı eğitim kazanımları  eğitim fakültelerinin yeniden yapılandırılmasında, temel alınmalıdır. Nitelikli öğretmen yetiştirme adına 2014 yılında kapatılan  parasız-yatılı Anadolu Öğretmen Liseleri müfredatları yenilenerek  tekrar  açılmalıdır. Öğretmen yetiştirme yeniden ortaöğretime dayalı olarak yapılmalıdır. Bu okullar eğitim fakültelerinin  nitelikli öğrenci tabanı olmalıdır.  Parasız yatılılık, öğretmen yetiştirmede ortak iklim üretmek, akran eğitimi  anlamında değerli bir ülke kazanımıdır. Bu gelenek, eğitim hakkı anlamında da değerlendirilmelidir. Eğitim fakülteleri  yeniden yapılandırılarak sınıf merkezli dersler yerine uygulamalı eğitim  öne çıkarılmalıdır.  Eğitim fakülteleri yerleşkelerinin fiziksel ve mekânsal olarak iyileştirilmesi sağlanmalıdır. Eğitim fakülteleri bünyelerinde Köy Enstitüleri araştırma merkezleri kurulmalıdır. Öğrencilerin hayata ilişkin becerilerini arttırmak için ziraat, bilgisayar, güzel sanatlar, el sanatları,  gibi işlikler ve  atölyeler yapılmalıdır. Eğitim fakültelerinde formasyon eğitimine son verilmeli, formasyonla  öğretmen yetiştirme sonlandırılmalıdır. Fen-Edebiyat fakültesi çıkışlılara formasyonla değil 2 yıllık tezli yüksek lisans yaparak  öğretmen olma şansı verilmelidir. Eğitim fakülteleri 5 yıla çıkarılmalı. Öğrenciler son 1.5 yılda mutlaka bir tez yazma zorunluluğu getirilmelidir. Köy Enstitülerinde olduğu gibi eğitim fakülteleri bünyelerinde uygulama okullarının açılması tartışılmalıdır.  Ülkenin tüm çocuklarına nitelikli, laik, bilimsel, kamusal eğitim vermek eğitim sisteminin  temel anlayış olmalıdır.  Türkiye, ülkenin aydınlık geleceği adına bir şeyler yapmalıdır. Çağdaş bir toplum öngörüsüyle ve eğitimin bir "insan hakkı" olduğu anlayışıyla tüm eğitim bileşenlerinin katkısıyla  "eğitim reformu" çalışmalarını gündemine almalıdır. Kamusal nitelikli eğitimi öne çıkararak ülkenin tüm çocuklarına nitelikli eğitim olanaklarını sağlamalıdır. Eğitime ayrılan kaynağı yüzde 4-5 bandına çıkararak tüm alt yapı problemlerini çözmeli, eğitimde liyakatı ve evrensel laik, demokratik, bilimsel eğitimi temel almalıdır. Okullarımızı çocuklarımız için tıpkı Köy Enstitüleri öğrencilerinin ifadesiyle "eğitim cennetine" dönüştürmelidir. Bakanlığın karar alma süreçlerine  öğretmen sendikaları ve eğitim örgütleri katılmalıdır. Öğretmenlik meslek onurunu yok eden sözleşmeli-ücretli öğretmenlik statüleri kaldırılmalı, üniversiteler ve eğitim fakültelerinde özgür, demokratik iklimin hayata geçirilmesi sağlanmalıdır. Teknisyen öğretmen  değil kamusal eğitimi önceleyen nitelikli öğretmenler yetiştirmek umuduyla.

            15 Mart 2024 Cuma günü Balıkesir Üniversitesi Necati Eğitim Fakültesinde  YKKED-Balıkesir şubemizin düzenlediği "Mustafa Necati ve Öğretmen Yetiştirme" başlıklı panelde Türkiye'de öğretmen yetiştirmenin dünü ve bugünü konuştuk. 18 Mart 2024 Pazartesi günü de İzmir'de YKKED Genel Merkezinin, Cumhuriyet İzmir Bürosu ve Büyükşehir'in katkıları ile  düzenlediği "Cumhuriyet Eğitim Devriminden Günümüze Öğretmenlik" başlığı ile öğretmeni ve eğitimi konuşup önerilerimizi paylaşacağız.

YAZARIN DİĞER YAZILARI