İkinci paylaşım savaşından sonra Dünyada sosyal devlet diye bir anlayış gelişiyordu. Bu anlayış ekonomide devletin önemli bir yer almasını geliştiriyordu. Sosyal devlet, karma ekonomi anlayışını getiriyordu ve devletin ekonomik etkinliğinin arttırılmasını getiriyordu. Gelişmekte olan toplumların gelişmiş toplumlarla yan yana yürümesi mantığını getiriyordu .Özellikle sermayesi zayıf, gelişmemiş toplumların zenginliklerini kullanma görüşünü güçlendiriyordu devletin ekonomik faaliyetlerde yer alması olayı. Gelişmiş toplumlarda sermayenin kullandığı zenginlikleri gelişmemiş toplumlarda devlet kullanıyordu. Dünyada gelişmiş toplumlar öteki toplumlara göre nicelik olarak azınlıkta bulunuyordu. Devletin ekonomik faaliyetlerde öne çıkarılması dünya zenginliklerini kullanmak isteyen anlayışı zayıflatmakla tehdit eder duruma doğru gidiyordu, yani bu gidiş sermayenin devletler karşısında zayıflayabileceği endişesini getiriyordu. Sermaye bu korkudan uzak yaşamak istiyordu. Ayrıca sermaye devletin kullandığı varsıllık olanakların bizzat kendisi kullanmak istiyordu. Çünkü böyle olursa ancak güç olabilecekti..
Devletin ekonomik başarılara ulaşması aynı zamanda insanların devlete olan inancını, istek ve beklentilerini de artırıyordu dünyada. Bu ise anti emperyalist bir dünya anlayışını güçlendirebilirdi. Yani böyle giderse sermaye kendisini besleyen bir kültürden uzaklaşabilecekti her an. Hele bizdeki gibi bazı toplumlarda devletin BABA OLARAK görünmesi sermayenin en büyük öcüsü gibi duruyordu.
Çünkü sermayeyi sahipleri dışında BABA olarak gören bir anlayış ve kitle yoktu. Ama devleti baba olarak gören çoğunluk sürekli artıyordu dünyamızda.
Ayrıca devletin sermaye karşısında güçlenmesi çoğunluğun hak ve özgürlükleri yaşama geçirmesi ve bunların savunulması gibi bir anlayışı da getirecekti. Hak ve özgürlük anlayışının EMEKTEN YANA ağırlık kazanması ie sermayenin en büyük korkusu olmuştur öteden beri. Çünkü onun varlık koşulu bu hak ve özgürlüklerin en az etkili olabildiği bir anlayışa bağlıdır. Emeğin pazarlık gücüne ulaşması ,hak ve özgürlüklerin zirveye tırmandığı koşullardadır. Bu koşullar zayıflara emeğin pazarlık gücü ve dayanma gücü de zayıflamış olacaktır. Sermaye hep böyle bir dünyanın özlemeni duymuştur her zaman ,her durumda..
Böyle bir dünyayı da IMF eliyle kurmağa soyunuyordu. Sermaye maddi ve manevi olarak elindeki tüm olanaklarını bunu yaratmak için harekete geçiriyordu. Özelleştirme diye bir masal yaratarak bu planını devreye sokuyordu. Böylece emperyalist sistem devletin elindeki tüm varsıllık olanaklarını ve gücünü yeni bir dünya yaratmağa soyunuyordu. Önce devletin ekonomik gücünü zayıflatarak onun hak .özgürlükleri savunacak güçten yoksun bırakılmasını sağlamalıydı.