“TUNA NEHRİ Akmam Diyor/ Kenarımı Yıkmam Diyor !?”
Evet, artık bugünlerde kuruyan ünlü Tuna Nehri öncesinde, bizim güzel Anadolu’muzda son yıllarda kaç gölümüz ve nehrimizin kuruduğunu bir anlatalım: Türkiye'de son 50 yıllık süreçte uzman raporlarına göre 36 ila 186 arasında göl (çeşitli küçük, mevsimsel ve büyük sulak alanlar dahil) tamamen kurudu; büyük nehir kollarımız ise (Küçük Menderes, Büyük Menderes, Gediz ve Ergene gibi) yataklarının büyük bölümünde akışını yitirdi veya aşırı kirlilik ile kuruma noktasına geldi. Kuruyan ve Yok Olan Göller, Tamamen Kuruyanlar: Meke Gölü, Akşehir Gölü, Avlan Gölü, Burdur'daki bazı küçük göller, Marmara Gölü ve Eber Gölü'nün büyük kısımları. Tehdit Altındaki Göller: Salda Gölü, Burdur Gölü ve Seyfe Gölü gibi kritik sulak alanlar da çekilme riskiyle karşı karşıya...
Artık birçok cahil-cühelanın hiç akılları ermeden, canhıraş mücadele eden ‘ÇEVRECİLER’ ile alay edip, çalışmalarına çomak sokmayı da bırakıp; bu çağdaş çalışmalarına katkı verme zamanı çoktan geldi de, geçiyor bile!.. İşte ülkemizin hali, işte en çok yağış alan Avrupa’nın hali… Aklımızı başımıza toplamazsak eğer, güzelim dünyayı bizim nesil kendi elleriyle bitirecekler!.. İşte tüm emareleri de her gün belli olmaya başladı…
Almanya'nın ‘Karaormanlar Bölgesi’nden doğup, 10 ülke ve Başkentten geçerek Karadeniz'e dökülen Tuna Nehri; Türk kültür ve edebiyatında adını en çok ünlü ‘Plevne Marşı'ndaki "Tuna Nehri Akmam Diyor/ Kenarımı Yıkmam Diyor" dizesiyle duyurur… Türk milletinin hafızasında Tuna, sadece coğrafi bir suyolu değil, Rumeli akınlarının, Balkanlar'daki tarihi kaderin ve şanlı direnişlerin simgesidir!.. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi): Gazi Osman Paşa, Plevne'de kendisinden çok üstün Rus ve Rumen kuvvetlerine karşı imkânsızı başaran tarihi bir savunma ortaya koymuştur, işte bu ünlü marş da bunu anlatır…
Evet, böylesi bir nehir de kurudu işte!.. Nehir yataklarında bilim insanları kazı çalışmaları yapmaya başladılar bile… Nehir yatağından çıkanlar ise epeyce şaşırtıcıydı: Bulgaristan'ın Rusçuk kenti yakınlarındaki Ryahovo Köyü kıyısında, Temmuz ayının sonunda tarih öncesi döneme ait bir ‘Mamuta’ ait olduğu değerlendirilen kemikler bulundu…
Bölgede inceleme yapan bilim insanları; bir çene kemiği, fildişi parçaları, kürek kemiğinin bir bölümü ve uyluk kemiğine ait parçalar tespit etti. İlk insanlar bu Avrupalı Mamutları avlıyor, etini yiyor, derilerini giyiyor, fildişleri ve kemiklerini de silâh olarak kullanıyorlardı!.. Kemiklerin uzun yıllar sular altında kalmasına rağmen, oldukça iyi korunmuş olması çok dikkati çekti… Tuna'nın farklı noktalarında, II. Dünya Savaşı’ndan kalma, Alman ordusuna ait savaş gemilerinin kalıntıları da ortaya çıktı. Sırbistan ile Romanya arasındaki Djerdap II Barajı yakınlarında nehir yatağında bir Alman savaş gemisinin enkazı görüldü. Geminin büyük bölümü tahrip olmuş olsa da, bazı parçalarının günümüze kadar ulaşması, araştırmayı yapan bilim insanlarını epeyce şaşırttı!…
Görüldüğü gibi, bu ‘ÇEVRE’ olaylarının hiç şakası yok!.. Bizim nesil olarak hemen gerekli önlemleri almazsak eğer, gelecek nesil çocuklarımıza bırakacak hiçbir şeyimiz kalmayacak!.. Tüm canlıların en hayatî ihtiyacı olan ‘SU’ yumuzu da kaybedersek, ‘canlı yaşamı’ diye bir şey kalır mı? Tuna Nehri bize bunu çok açıkça gösterdi!.. Ünlü marşımızda dediği gibi; artık ‘Tuna Nehri Akmıyor, Kenarını da Yıkmıyor’ işte… Sakin KOŞAR…