Sıcak bir ikindi vakti, kasabanın tozu dumanına katılmış, köylüler soluğu Nasreddin Hoca’nın ahşap kapısının önünde almış.
Kapı iki kere tıklatılmış, Hoca elinde tesbihiyle avluya çıkmış.
Gelenlerin yüzünde yeni bir kararın heyecanı varmış. İçlerinden biri öne çıkıp tebessümle müjdeyi vermiş.
"Hocam, müjdeler olsun! Köyün yeni muhtarını nihayet seçtik. Bize sürekli kaybettirenden nihayet kurtulduk. Hem duanı alalım hem de bir hayırlı olsun diyelim istedik."
Hoca, sakalına ak düşmüş yüzündeki o babacan gülümsemeyle cevap vermiş.
"Mübarek olsun ağalar. Allah utandırmasın, dirlik düzenlik versin."
Tam o sırada, kalabalığın arkasından köyün "her şeye bir kulp takmasıyla" meşhur Butlancısı Hüseyin efendi öne fırlamış. Kaşlarını çatmış, parmağını sallayarak bağırmış:
"Olmaz Hoca, dur bakalım! Bu seçim külliyen sakattır, hükümsüzdür!"
Hoca, başını hafifçe yana eğip gözlüklerinin üstünden bakmış.
"Hayır ola evlat, nesi varmış seçimin? Sandık mı delindi, pusula mı çalındı?"
Butlancı göğsünü kabartmış:
"Daha fena Hoca! Benim desteklediğim aday kazanmadı!"
Hoca, gümüş gibi parıldayan sakalını ağır ağır sıvazlamış, muzip bir edayla sormuş.
"Peki ya senin dediğin adam kazansaydı?"
Butlancı kendinden emin bir şekilde göğsüne vurmuş.
"E işte o zaman millet ferasetini konuşturmuş, hakkı teslim etmiş olurdu!"
Hoca bıyık altından kıkırdamış.
"Anlaşıldı evladım... Sen sandıktan çıkan iradeyi değil, sadece kendi arzunun aksini seviyorsun."
Butlancı pes etmeye niyetli değilmiş, hemen savunmaya geçmiş.
"Olur mu hiç Hoca! Ben şahısların değil, adil olanın peşindeyim. Ben adalet istiyorum!"
Hoca, elindeki meşe bastonunu toprağa dayamış. Bir sağa, bir sola doğru yere derin iki paralel çizgi çekmiş. Birini göstererek konuşmaya başlamış.
"Bak Hüseyin Efendi.. Bu çizgi senin aklındaki ve gönlündeki yol. Şu diğeri ise milletin hep birlikte yürümeye karar verdiği yol..."
Sonra gözlerini Butlancı’ya dikip ders niteliğindeki o sözü fısıldamış.
"Adalet dediğin; sadece bu iki çizgi üst üste bindiğinde değil, ayrı düştüklerinde de o diğer yolda olgunlukla yürüyebilmektir."
Meydandaki köylüler derin bir "Ah..." çekip başlarını öne eğmişler. Butlancı bir an duraksamış, bakışları toprağa çizilen o iki çizgiye kaymış. Ancak huylu huyundan vazgeçer mi? Bıyığını burarak son kozunu oynamış.
"İyi hoş dersin de Hoca... Bu bastonla toprağa çizdiğin çizgilerin usulü uygun mu ki? Belki bu şeklin de bir mutlak butlanı vardır!"
Hoca, bastonunu topraktan çekip neşeyle omzuna yatırmış. Arkasını dönüp evine doğru yürürken son lafı gediğine oturtmuş.
"Ah be Hüseyin efendi... Yenilgiye doymamak böyle bir şey. Sen öyle bir adamsın ki; yarın sabah zifiri karanlığın ardından güneş doğsa, sen oturur önce sabahın geçerliliğine itiraz edersin! Güneşe gezegenlere pavyonda rüşvet verdi diye mutlak butlan koyarsın."