MUTLU KÖŞE TURGAY MUTLU
Geziyle ilgili bir atasözü şöyledir: ‘’ Çok yaşayan çok görür, çok gezen daha çok görür.’’ İbn-i Batuta ise şöyle der: ‘’ Yolculuk, önce seni sözsüz bırakır sonra da iyi bir hikaye anlatıcısına dönüştürür.’’ Seyahat sadece coğrafi sınırları aşmayı aynı zamanda farklı kültürleri toplulukları ve hayat tarzlarını keşfetme fırsatı sunar. Farklı kültür ve toplumları tanıtmak sadece fotoğraflarla ya da okuduğumuz bilgilerle değil aynı zamanda insanlar arasında bir bağ kurarak gerçekleşir. Seyahat yerel halkla iletişim kurmaya, onların hayat tarzını anlamaya, ortak noktaları bulmaya, ön yargıların yerine anlayışı geçirmeye olanak tanır.
Bir gezgin seyahatini anlatırken onu dinleyenler ya da yazdıklarını okuyanlar da onunla birlikte yolculuğa çıkmış gibi olmaktadır. Seyahatname, içerdiği malzemelerden dolayı hem tarihe hem de edebiyata önemli bir kaynak teşkil eder. Gelecekte çıkaracağım ‘’ Mutlu Mutlu Geziler’’ adlı gezi kitabım bu açıdan da okuyuculara faydalı olacaktır.
Seyahat yapmanın birçok avantajı vardır. Bulunduğunuz il, ilçe ve ülkelerde birçok insanla tanışabilir, iletişim kurabilir, çevremizi genişletebiliriz. Yurt dışı turlarında karşınıza çıkan ufacık bir sokakta yaşayacağınız deneyimler sizlerde yeri doldurulamaz hatıralar bırakacaktır. Yurt dışında tanıştığınız gezi arkadaşlarınızla ömür boyu sürecek dostlukların temelini atabilir, yepyeni kültürlere merhaba diyebilirsiniz. Böylece seyahat etmek sadece bir turist olmak değil aynı zamanda kültürleri anlamak ve farklı toplumlar hakkındaki düşüncelerimizi yeniden değerlendirmek anlamına gelir. Seyahat etmek terapidir, insan sağlığına etkisi bilim adamları tarafından da kanıtlanmıştır.
Seyahat etmeden önce ülke ve şehirler hakkında birçok kaynaktan yazılar okuyarak, video izleyerek geniş bir bilgi sahibi olarak yola çıkarım. Yine gezdiğim ülkelerde farklı kültürleri, hayat tarzlarını, yemeklerini, geleneklerini, insan ilişkilerini, çalışma hayatını, yazarlarını, sanatçılarını ve ünlü kişilerini öğrenirim. Gezi günleri akşamı mutlaka otel odasında günlük tutar, notlar alırım. Gezdiğim her şehir hakkında tuttuğum kısa notları fotoğraflar ekleyerek arkadaşlarımla paylaşırım.
Daha gezmeye planladığım ve programa aldığım birçok ülkeler var. Umarım gelecekte bu arzularımı yerine getiririm. Arzu ettiğim gitmek istediğim ülkelerin arasında Japonya ve Kore’de vardı. Uzak turlarda genellikle Ejder Turu tercih ediyoruz. Hem güvenli hem de çok iyi rehberlere sahipler. Bu seyahatimizde yine Ejder Turu seçtik ve çok donanımlı iyi bir rehber kardeşimize denk geldik. Rehber turlarda çok önemlidir. Onur Barut, gurubumuzu bir güzel gezdirdiği gibi sıcak davranışlarıyla da kalbimizde yer edindi. Teşekkür ederiz.
Japonya- Kore gezimiz, 19 Eylül Cumartesi günü yeni İstanbul Havalimanı’nda saatler boyunca süren bekleyişin ardından Birleşik Arap Cumhuriyetleri hava yolu uçağı Emirates’le dış hatlardan başlayarak Dubai aktarmalı olarak gerçekleştirdik ve Tokyo’ya doğru uçtuk. İlk iki gün yolda geçti. Tokyo havaalanı Haneda’ya uçak inince yorgunluktan derin bir oh! çektik. Şehir turuna saat farkı nedeniyle üçüncü gün (Pazartesi) ancak başlayabildik. Japonya’nın başkenti Tokyo, 38 milyonluk nüfusuyla büyük bir metropol. İlk önce ülkenin ilk imparatoru olan Meiji’nin tapınağını ziyaret ettik. Tapınak Meiji’nin ruhunu tanrısallaştırmak adına yapılmış ve kutsal bir alan olarak biliniyor. Muson yağmurları ve fırtına nedeniyle birazcık ıslansak ta buradaki turumuzu tamamladıktan sonra Tokyo Tower’a geçtik. Şehrin büyüleyici manzarasını panoramik olarak izleme fırsatı bulduk. Bol bol anı fotoğrafı çekindik. Yol güzergahında Japon Parlamento ( National Diet Building) binasını gördük. Daha sonra alışveriş için ünlü Ginza Caddesine giderek serbest zamanımızı değerlendirdik.
Dördüncü günümüzde Japonya’nın sembolü haline gelmiş Fuji Dağı ve doğal güzelliğiyle ünlü Hakone bölgesine gittik. 3376 metre yüksekliğindeki Fuji Dağı Japonlar tarafından kutsal bir dağ. Bizler gurup olarak ancak 2300 metrede 5. İstasyona kadar gidebildik. Sis ve yoğun trafik yüzünden programımız aksadı. Bir ara dağ kendini gösterdi ama kısa bir sürede yine üstünü sis yorganını çekerek bizlere nanik yaptı. UNESCO koruması altındaki Ashi Gölünde tekne turu yapamadan otelimize geri döndük.
Beşinci gün Kamakura bölgesine giderek 13. Yüzyılda dökülen devasa bronz Budha heykelini ve Kokutu-in Tapınağını ziyaret ettik. Ardından Zen Budizmine ait Hokoku-ji ŞintoTapınağını gördükten sonra arkasındaki bambu ormanı tarafına geçerek geleneksel bir Japon çay bahçesinde Japon çayı maçe’nin tadına baktık. Camellia sinensis bitkisinden elde edilen bu yeşil çayı çok beğendim. Bambu ormanı çok güzeldi. Japon halkını tapınaklarda ibadet ederken pek göremedik. Japonya’nın yüzde doksanı ateist ve onlar kendilerini Şinto felsefesiyle eğitiyorlar. Dürüstlük ve iyilik onların en büyük faziletleri olup saygıda kusur etmiyorlar. Bu yönüyle onları çok sevdim. Siz okurlarıma birde Tokyo Şibuya’da heykeli bulunan dünyaca ünlü köpek Hachiko’nun öyküsünü anlatayım. Buraya gelince Hachiko’nun heykelini ziyaret etmemek olmazdı. Sahibi profesör olan Hachiko, her gün sabah şibuya metrosuna gelerek onu uğurlar ve akşam karşılarmış. Bir gün profesör kalp krizi geçirir ve vefat eder. Hachiko sahibinin gelmemesine rağmen 9 yıl boyunca durağa gider ve sahibini bekler. Onun bu öyküsü Japonya da ve dünyada büyük ilgi görür ve sadık vefalı köpek Hachiko anısına burada bir heykeli yapılır. Gurup olarak ve münferit birçok kez fotoğraf çekimi yaptık.
Altıncı gün, sabah saat 10. da Tokyo istasyonundan dünyanın en hızlı ve en konforlu trenine
‘’Shinkansen’’ binerek yaklaşık 3 saatlik bir yolculukla Osaka’ya geldik. Yolculuk boyunca 300 km’ye yaklaşan bir hızla giden tren Japon mühendisliğin zirvesi olup rahat bir yolculuk yaptık. Öğle saatlerinde Osaka’ya vardık. Panoramik bir şehir turu sonrası ilk olarak 16. Yüzyıldan kalma Japon mimarisinin ihtişamını yansıtan Osaka Kalesini ziyaret ettik. Kaleye çıkarak şehri panoramik olarak gördük. Ardından Dotonbori bölgesine giderek şehrin en kalabalık ve en ışıklı caddelerini gezdik. Buradaki sokak lezzetleri harikaydı. Daha çok deniz ürünlerini tercih ettim. Son olarak, şehrin modern yüzünü yansıtan Umeda Sky Building çevresinde bol bol fotoğraf çekindik.
Yedinci gün, sabah ilk önce ülkenin ilk başkenti olan Kyato bölgesine doğru yola çıktık. Nara da meşhur evcil geyikleri görünce çok sevindik. Okşadık, sevdik ve bol anı fotoğrafı çekindik. Burada UNESCO Dünya Mirası Listesindeki TODAİ-Jİ Tapınağına girerek dev bronz Buda heykeli Daibutsu’yu yakından gördük. Daha sonra öğle yemeğimizi Kyato da yedik ve sonrası Altın Tapınak Kinkaku-ji mabedini ziyaret ettik.
Sekizinci gün, 26 Eylül sabahı Japonya’nın ünlü liman kenti Kobe’yi görmek için gezi otobüsümüzle hareket ettik. Bir saatlik keyifli bir yolculuk sonrası 1995 Hanshin Depremini yaşamış olan Kobe’ye vardık. İlk olarak deprem anıtını gezdik gördük. Burada depremin acı dolu video gösterimini içimiz burkularak hüzünle izledik. Kobe liman bölgesini ve Çin Çarşısını gezdik. Daha sonra ünlü Japon içkisi Sake’nin yapımını görmek için Hakutsure Sake müzesine gittik. Burada Sake’nin yapım aşamalarını gördük. Prinçten yapılarak damıtılan bu içkinin tadım etkinliğine katıldık. Sunumları harikaydı. Limonlu olanı gurubumuz tarafından çok sevildi.
Japonya, aslında çok ilginç bir ülke. Sanayi ve teknoloji devi bir ülke tamam iyi güzel. Ayrıca insan saygısı nedeniyle de bizleri büyüledi ama şu çelişkiyi rehberimizden duymamız bizleri çok etkiledi ve şaşırttı. Askeri, ekonomi ve siyasi olarak tamamen Amerika’ya bağlılar. Sanki Amerikan mandası gibi bir görüntüsü var. Üzüldüm doğrusu. Amerika ne derse ne isterse anında yerine getiriliyor. Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombası sonucu Amerika’ya teslim olmuşlar. Celladına aşık bir ülke konumuna gelmişler. Teknoloji devi bir ülke zavallı durumunda.
Dokuzuncu gün, Sabah erkenden Osaka havalimanına gittik. Japonya’dan hoş, tatlı anılarla ayrılarak Kore’ye Asiana Airlines uçuşu ile başkent Seul’e 2 saat sonra vardık. Önce dünyaca ünlü şarkısı meşhur Gangnam semtine gittik. Buradaki heykelin önünde gurupça anı fotoğrafı çekindik. Öğleye doğru otelimize yerleştikten sonra ilk olarak Namsangol Hanok Köyüne gittik. Burada Joseon Hanedanlığından kalma geleneksel Kore evlerini (Hanok) yakından gözlemledik. Bol bol fotoğraf çektik. Ardından Namsan Tepesine çıkarak (262 metre) Seul’un doyumsuz manzarasını seyrettik. Seul temiz bir şehir. Ortasından Han nehri geçiyor.
Onuncu gün, kahvaltı sonrası Kore’nin geleneksel kültürünü ve tarihini daha yakından tanımak için sevgili rehberimiz Onur Barut, bizleri Joseon Hanedanlığı döneminde inşa edilmiş olan ve günümüze kadar korunmuş Gyeongbokgung Sarayına götürdü. Köy içinde biraz turladıktan sonra Muhafız Değişim Törenini izledik. Seremoni renkli ve coşkuluydu. İlgiyle izledik.
On birinci gün, bugünkü programda yazılı olan Kore Savaşı’nın izlerini görebileceğimiz ve günümüzde de Kore’yi bölen sınır niteliğindeki DMZ ( Demilitarized Zone- Askerden Arındılırmış Bölge) bölgesine gittik. İlk olarak İmjingak Barış Parkı ve Özgürlük Köprüsü gibi önemli yerleri ziyaret ettik. Daha sonra Dora Gözlem noktasına çıkarak dürbünlerle Kuzey Kore topraklarını uzaktan gözlemledik. Coğrafi olarak ikiye ayrılsalar da aynı halkın insanları bunlar. Haliyle üzüldük. Öğleden sonra Kore Savaşı Anıtı ve Türk Tugayı’nın hatırasına da değinen bölümlerde ve savaş müzesinde gezindik. Rehberimizden Türk askerlerinin Kore Savaşındaki katkıları hakkında bilgiler edindik. Şehitlerimizi andık. Bol bol anı fotoğrafı çekindik.
On ikinci gün alışveriş ve serbest zamanımızdı. Bol bol güzellik ürünü alan gurubumuz bu güzel turdan çok memnun oldu. Gurubumuz gayet uyumluydu. Onlarla tanışmak güzeldi. Soyadımız gibi Mutlu olduk. Hepsine buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. Rehberimiz Onur Barut’a teşekkür ediyoruz. Ejder Tur ile yeni yeni gezilerde buluşmak dileğiyle…
Hoşçakalın…