Ben doğup büyüdüğüm ve yaşadığım coğrafyama "GÜNEŞLİ YAĞMURLAR ÜLKESİ" derim.
Buralarda tepelerin bir yüzü günlük güneşlikken öteki yüzüne şıkır şıkır yağmur yağar. Bazen bir irimde yürürken güneşten yanan kafanıza bir tutam bulut şapkalık yapar.
Son birkaç yıl kurak geçince endişelendik, ne oluyor dedik. Bu bahar ucunda geçen yılların kuraklık korkusu büyük ölçüde geçti. Hava raporlarına göre bugün Bodrum'da yağmur olasılığı yoktu. Ama sabah yine şıkır şıkır yağmur yağdı.
Gözlerimi kapatıp dakikalarca damlaların çatıdaki tıkırtısını dinledim. Sanki Yatağan Termik Santralinin yerle bir ettiği bağ evimizdeydim. Dilime, çoktan unuttuğum dizeler dolandı.
Değirmenci fenerinin isi
Dolana dolana tavanda iz yapar
Ot şilten, eğri büğrü duvarlar
Hep salyangoz izi parıldar
Bahar geldi sanırsın
Oysa yıl dört mevsim bahardır bu kentte.
Kiremitlerdeki tıkırtıdır şimdi bahar
Ninni söyler sana
Uyursun uyanırsın
Yeni bir gün başlar.
Gerisini anımsayamadım. Kalkıp eski defterleri, dosyaları karıştırdım. Neden sonra gençlik yıllarımda sevdiğim şairlerin şiirlerini yazdığım eski defterlerden birinde buldum.
Ilık bir yaz akşamı sanırsın
Yıldızlar pırıl pırıl gökte
Oysa bir yağmur sonrasıdır
Uzun ayrılık günlerinin
Özlemini çıkarır yıldızlar.
Mayıs 1967'de, 17 yaşındayken yazmışım bu şiiri.
Karanlıkta,
Uzaklardaki kent ayağına gelir
Alıp götürmek ister seni
Gözlerinde canlanır
Cıvıl cıvıldır caddeler,
Belki de sinema dönüşleridir
Parklar aşk yatağı olmuştur şimdi.
Her şairin, yazarın, ressamın. bir coğrafyası var. Nereye giderse gitsin, dönüp dolaşıp aynı coğrafyadan besleniyor.
O yıllarda köylerde elektrik yoktu. Yatağan'ın ışıkları gece saat on bire kadar yanardı. Keşke köyümüze de elektrik gelse, derdik. Geldi; ama anamın babamın ömrünü, bizim çocukluğumuzu, ilk gençliğimizi uğruna tükettiğimiz bağlarımızı, bahçelerimizi elimizden alarak.
Topraklarımızı yok pahasına istimlâk eden de; neredeyse yarım asırdır insanlarımıza zehir solutan da; istimlak ettiği topraklarımızı yarattığı sermayeye peşkeş çeken de; yoksul köylüleri açgözlü sermayeye işçi diye sunan da aynı devlet.
Bizimle başlayan daha sonra Milas' a sıçrayan talan her geçen gün hem halka halka genişledi hem de katmerleşti.
Tanrının lütfu böylesine yaşanası bu coğrafyaya çekirgeler gibi saldıran zihniyetin ruh halini hep sorgularım.
Bu vandallık mıdır, barbarlık mıdır, paragözlük müdür, bencillik midir? Nedir bu doymak bilmez iştah?
Kalkınma dediğimiz şeyin yıkmadan, yok etmeden gerçekleşmesi hiç mi olanaksızdır?
Şiirime yerleşen ve bir türlü söküp atamadığım o acı, karşıcılık, o isyan çocukluğumun coğrafyasının paramparça edilmesinin sonucu olmalı.