Güzel Köy 'Bozüyük'te 1969 yılının 30 Aralık günü, yani 'Yılbaşından' bir gün öncesi idi... Günler öyle soğuk geçiyordu ki; birkaç gün önce yağmış olan kar, her tarafta buz tutmuş, yerler takır takır, köy evleri ve damlarının hepsinden ince-uzun, tıpkı havuçlar gibi sivri buzlar sarkıyor, herkes işini-gücünü bırakmış, evlerde-kahvelerde, esnaf dükkânlarında sobaların, mangalların ve koca kütükler atılmış ocaklarının başında toplanıyorlardı...
Biz dayı oğlum merhum Suat Gencel ile anlaşıp, sabah erkenden Pınarbaşı altındaki bahçelere Lökşe (Çulluk), Ördek ve Karatavuk avlamak için anlaşmıştık... Ben babamın 'İtalyan Beratta' tüfeğini, Suat da Gırobalı Mehmet dayımın Çiftesini habersizce alıp kaçacaktık...
Sabah erkenden Fırında buluşup, merhum Servet ağabeyimin keklikçi köpeği 'Tarkan'ı da alıp, bahçelere yürüdük... Aplangeç'i geçince ben köpeğin ipini çözdüm, arıkları takip ederek aşağı doğru gittik... Hacı Pembe teyzenin bahçesine varınca, giriş kapısı yüksekçe çalı-çırpı ile kapalı olduğundan, yan taraftan bahçesine girdik... Köpeğimiz Tarkan bir koku buldu, kapıdaki çalılara doğru yürüdü... Çalılara yaklaşınca ip gibi uzanıp, bir ön ayağını kaldırarak, hiç kıpırdamaz oldu... Biz Suat'la hemen atış pozisyonu alıp, Lökşenin uçmasını bekledik, ama o kaçmıyor, Tarkan da hiç kıpırdamıyordu... Her taraf kar ve buz olduğundan, ben biraz yaklaşıp, köpeğe hafif bir tekme attım, Tarkan birden çalılara doğru atladı, ağzında bir Lökşe ile ters geldi!.. Hemen koşup ağzından Lökşeyi aldım; meğerse Lökşe uzun gagasını yere saplamış, buz tutan yerden gagasını geri alamıyor ve uçamıyormuş... Ben Lökşeyi fişeklikteki askısına boynundan astım, yürüdük... İleriki ağaçlarda iki tane ben, iki tane de Suat, Karatavuk vurduk ve soğuğa daha fazla dayanamayarak döndük... Suat, bakkal dükkânındaki babasına görünmemek için eski okulun altından, ben de caminin önünden çarşı içine yürüdük, yine fırında buluşacaktık!..
Ben tam fırın önüne varınca, bizim alt tarafımızda merhum Cambaz Ömer'in damında kalaycılık yapan Alirıza İçöz amca ile karşılaştım... Kendisi de çok ünlü avcı olan Kalaycı Alirıza amca, benim askıdaki Lökşe ve Karatavukları görünce çok şaşırdı!? Hemen; "Bunları sen mi vurdun oğlum?" dedi... Ben zaten herkese göstermek için çarşı içinden gelmiştim; büyük bir hava ile bunları uçara nasıl vurduğumu anlattım!.. Alirıza amca hemen kolumdan tutarak; "Hadi birer çay içelim, biraz için ısınır!" diyerek, beni doğruca 'Mağolların Kahvesine' götürdü... İçerideki büyük sobanın etrafında Berber Şükrü, Alirzaların Mehmet, Ağolların Mustafa, Kadirlerin Osman, Akkanat Mehmet, Üsüllerin Oktay amcalar oturuyorlardı... Bunların hepsi de köyümüzün en ünlü avcıları idiler!.. Kalaycı Alirıza beni onlara göstererek; "Bakın Sakin bunların hepsini uçara vurmuş, hadi hepiniz bu çocuğun avucundan birer avuç su için bakayım, avcı dediğin böyle olur işte!.." demez mi?.. Ben kıpkırmızı suratla ne diyeceğimi şaşırırken, bazıları 'Afferin çocuğa' dediler, içlerinden sadece Üsüllerin Oktay gülerek; "Hadi len oradan, avcılık buna mı kalmış, ölü bulmuştur onları!" demez mi... Ben hemen arkamı dönüp, fırına bile uğramadan eve geldim, akşama kadar çıkmadım!.. Akşam kahveye biraz havalı şekilde çıkıp, millete nasıl Lökşeyi uçara vurduğumu anlatacaktım ki; benim başımın belâsı Suat, herkese çoktaaan bu Lökşeyi bize Tarkan'ın nasıl tutuverdiğini anlatmıştı bile... O yılbaşı bana zehir olmuş, bütün 'avcılık hevesim' de kursağımda kalakalmıştı, hiç unutamam!..
Ancak, bunun öncesi de vardı tabii... Tüfek avcılığında böyle bir talihsizlik yaşamıştım ama; 'Sapan Avcılığında' benim elime kimseler su dökemezdi!.. Ne zaman kuş avlamaya gitsek, ben kendimden 4 yaş büyük olan Suat'tan hep daha fazla kuş vururdum!.. Bir gün benim namımı duyan Üsüllerin Mustafa, sapan ile Hacı Bahattin'in İncirliğinde beni yarışmaya davet etti... Gittik, yanımızda başka arkadaşlarımız da vardı, iki saat yarıştık, her ikimiz de 18'er İncir Kuşu vurarak, yarışı berabere bitirdik!.. Üsüllerin Mustafa da benden 4 yaş büyük ağabeyimizdi... Sapan kullanmada kendi yaşıtlarımdan kimse benimle yarışamazdı, bunu köyde herkes de bilirdi... Okulda merhum Süreyya Öğretmenimizden bu sebeple az mı ceza görmüş, az mı dayak yemiştik, tabii herkes bunu da çok iyi bilirlerdi... Sakin KOŞAR...