Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras 'ın önceki gün yaptığı konuşma, sadece Muğla merkez için değil; Datça başta olmak üzere birçok muhalif belediye için aynaya bakma zorunluluğu yaratan bir çıkıştı. Aras, siyasette nadir rastlanan bir şey yaptı ve açık bir özeleştiri ortaya koydu.
"Ben de belediye başkanı olmuşum, ben de sürekli halimden şikayet edersem; yol yapılacak param yok, şu yapılacak personel yok, bu yapılacak yetkim yok dersem, o zaman vatandaş 'Ben seni niye seçtim arkadaş?' demez mi?"
Bu cümleler, bir kürsü hitabından çok daha fazlasıydı. Sahadaki gerçeğin, sokağın sesinin, yurttaşın sabrının tercümesiydi.
Ve ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor.
Datça Belediyesi bu sözlerden payına düşeni alacak mı?
Göreve geldiği günden bu yana sahil işgallerinden kaçak yapılara, altyapıdan günlük yaşamı doğrudan etkileyen sorunlara kadar pek çok başlıkta Datça Belediyesi'nin refleksi neredeyse değişmedi. Top çoğu zaman bakanlıklara, büyükşehire, merkezi yönetime atıldı. Oysa Aras'ın işaret ettiği tam da bu teslimiyet diliydi.
Evet, gerçekleri inkâr edemeyiz. Mevcut iktidar, CHP'li belediyelerin hizmet üretmesini zorlaştırıyor. Gelir kaynaklarını buduyor, yetki alanlarını daraltıyor, bürokratik engelleri çoğaltıyor. Bunlar yadsınamaz.
Ama asıl soru şu: Bu zorluklarla nasıl mücadele ediliyor?
Datça Belediyesi hangi projelerle Ankara'nın kapısını aşındırıyor?
Hangi dosyalarla, hangi ısrarla, hangi kararlılıkla "Bu ilçenin hakkı" deniliyor?
Her meclis toplantısında iktidarı ve bakanlıkları suçlamak, hangi somut sorunu çözüyor?
Mesela turizm sezonu kapıda. Sahiller yine şezlonglarla işgal edilecek, halk yine denize ücretsiz ulaşmakta zorlanacak. Peki Datça Belediyesi bu konuda ne yaptı, ne yapıyor?
Halkın denize erişimi için net bir adım atıldı mı?
Yoksa bu yaz da aynı cümleleri mi duyacağız.
"Yetki bizde değil", "Bakanlık izin vermiyor", "Elimiz kolumuz bağlı"?
Bugün Datça'da belediyeye yönelik hoşnutsuzluk artık fısıltı halinde değil; gözle görülür düzeyde. Ve bu durum, CHP'ye oy kaybı olarak geri dönüyor. Çünkü yurttaş, Ahmet Aras'ın dediği gibi çok net bir soru soruyor.
"Ben seni niye seçtim arkadaş?"
Geçtiğimiz günlerde yaşanan Datça-Marmaris ulaşım meselesi bu gerçeği çarpıcı biçimde ortaya koydu. Yıllardır çözülemeyen sorun, Murat Balıkçı'nın konuyu gündeme taşımasıyla kamuoyunda karşılık buldu ve Muğla Büyükşehir Belediyesi kısa sürede harekete geçerek, sorunu çözdü.
Demek ki mesele sadece "yetki" değil; ısrar, takip ve temsil meselesiydi. Datça'yı büyükşehirde temsil edenlerin bu sorunu yıllarca gündeme getirmemiş olması, asıl kırılma noktasını gösteriyor.
Halk, hizmet için mücadele edeni görüyor.
Halk, kapı kapı dolaşıp çözüm arayanı ayırt ediyor.
Ve mücadele etmeyeni de eleştiriyor.
Bu yazı bir suçlama metni değil. Bir hedef gösterme yazısı hiç değil.
Bu yazı, Datça'yı yönetenlere yapılmış açık bir çağrıdır.
"Şimdi özeleştiri zamanı."
Çünkü bazen muhalefetin en güçlü silahı, başkasını suçlamak değil, aynaya cesaretle bakabilmektir.