BİR AKŞAMÜSTÜ, BİR SİLAH VE BİR CANIN SON NEFESİ

BİR AKŞAMÜSTÜ, BİR SİLAH VE BİR CANIN SON NEFESİ

Cuma sabahı, gün daha doğarken uyandım.

İnternetten Viyana Filarmoni Orkestrası'nın Yeni Yıl Konserini açtım.

Kahvemi içtim, her sabah yaptığım gibi.

Dinlediğim müzikle, yaşadığım dünyayla kendi kendime neşelendim.

Son aldığım kitabı okumaya başladım.

Ardından sade bir kahvaltı.

Öğleye doğru, birkaç gündür sert esen rüzgâr nihayet yumuşamıştı. Bahçeye çıktım. Budanan badem ağaçlarının dallarını tek tek topladım, dal öğütme makinesinden geçirdim. Çuvallara doldurdum; sonra toprağa vereceğim.

Buralarda genelde dallar yakılır. Ben istemiyorum.

Dallar yanarken toprağın altındaki karıncanın, böceğin, görünmeyen hayatların zarar görmesini istemiyorum.

Dalları öğütüp, dünyada var olan o büyük döngüye eşlik etmeye çalışıyorum; yok etmeye değil, dönüştürmeye.

Belki çevredekiler "işsizlikten yapıyor" diyordur

Varsın desinler.

Rüzgârda devrilip yola düşen ılgın ağacını kesti sağ olsun Naci abi. Parçalarını taşıdım.

Akşamüstü oldu.

Köpeklerle yürüyüş vakti.

Yan komşum Nuran'la birlikte, Uzo, Pati ve Dobi'yi alıp her akşam olduğu gibi Akçayer tarlalarına doğru çıktık.

Pati koştu.

Uzo koştu.

Dobi koştu.

Biz yürüdük, sohbet ettik.

Onlar oynadı, biz güldük.

Dönüşte, güneşin batarken gökyüzüne serdiği renk şölenini izledik. İçimden yine yaşadığım dünyaya şükrettim.

Eve dönerken komşumun kapısında ayaküstü sohbete devam ettik.

Uzo, Pati ve Dobi etrafımızda dönüp duruyordu.

Ve sonra.

Hayatımda duyduğum en büyük patlama sesi.

Sanki bir şey kulağımın yanından geçti.

Bir an havai fişek sandım.

Ben bilmem çünkü: tüfek nedir, silah nedir, mermi nedir.

Sonra Pati'nin sesi.

O koca yürekli, dünya güzeli canın çığlığı.

İşte o an anladık.

O ses, karnımızın orta yerine bırakılmış bir bomba gibiydi.

Koştuk.

Yanımızdaydı neredeyse.

Bahçemize, Pati'nin yaşadığı bahçeye vardığımızda yere yığılmıştı.

Kanlar içinde.

Datça yolu.

Veteriner.

Damar yolu.

Sonra öğrendik:

Domuzlar için kullanılan, "dokuzlu" dedikleri bir tüfekten çıkan üç küçük yuvarlak top.

Ve sonra Pati'nin bu dünyadan ayrılışı.

Üzüntü.

Öfke.

Hayal kırıklığı.

Adını bile koyamadığım onlarca duygu.

Aklın bir anlığına insanın elinden kayıp gitmesi gibi bir şey bu.

Çok severek, çok saygı duyarak yaşadığım coğrafyaya.

İnsanlığa.

Hayata duyduğum güvenin çatırdayışı.

Yardımınıza ihtiyacım var.

Pati gitti.

Daha geçen ay hekimimiz kontrol etmişti; "gayet sağlıklı" demişti.

Bu dünyada sadece iki yıl yaşadı.

Ama o iki yıl.

Benim ailemdi.

Yol arkadaşımdı.

Oyun arkadaşımdı.

Koruyucumdu.

Güvencemdi.

Belki aniden iki adım atsaydım, o kurşunlardan biri bana gelecekti.

Komşuma.

Ya da oradan geçen herhangi bir cana.

Ve bütün bunlar dağ başında değil.

Issız bir yerde hiç değil.

Meskun mahalde.

Yaşam alanımızda.

Ben şimdi bu topraklara,

Bu coğrafyaya,

Her gün göz göze gelip selamlaştığım insanlığa

Nasıl güveneyim?

Yardımınıza ihtiyacım var.

Yazı: Özden Özkan

NOT: Pati'nin katili hala aramızda dolaşıyor.


YAZARIN DİĞER YAZILARI