TOPRAĞIN SUYA YAZDIĞI MEKTUP: HIDIRELLEZ


Kainatın takviminde, mürekkebi gümüşten bir gece var; 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan o ince sızı.

Bu gece yarısı.

Zamanın rahminde saklı bu an, kimine göre tozlu bir boş fısıltı, kimine göre ise hakikatin ta kendisidir.

Lakin halk, o kadim hafızasında gerçeği bir cevher gibi saklar.

Derler ki; bu gece iki devran, iki sultan bir araya gelir.

Hızır, toprağın damarlarında dolaşan yeşil kan, kuruyan dallara can üfleyen nefestir. Adımladığı her çorak yer vaha olur. O "Hayat Suyu"ndan içmiş, ölümü öldürmüştür. Toprakdır, köktür, filizdir.

İlyas, ummanların hükümdarı, fırtınaların ve yağmurun sesidir. Tuzlu suların derinliğinde, dalgaların nabzında yaşar. Susuzluğun ilacı, sonsuzluğun ıslak imzasıdır.

Onlar; peygamberlik hırkasıyla örtünmüş birer derviş mi, yoksa insanın karanlık çağlardan beri beslediği en görkemli umut mu?

Belki de her ikisi...

Yılda bir kez, yıldızlar belirli bir nizama dizildiğinde, bu iki kudretli ruh bir gül ağacının gölgesinde ya da iki denizin birleştiği o meçhul noktada kucaklaşır. Bu buluşmaya Hıdırellez diyoruz.

Lakin bu, sadece iki dostun hasret gidermesi değildir. Bu, Anasır-ı Erbaa'nın (Dört Element) en asil ikisinin; Toprak ile Su'nun izdivacıdır.

Kara, denize kavuşur; Görünen, Görünmeyen'e el verir. Hayat, bu birleşmeden doğar.

İnsan neden koşar su kenarlarına?

Neden kağıtlara sığdırdığı hayallerini bir gülün dikenli şefkatine emanet eder?

Çünkü Hızır, İlyas olmadan yarımdır.

Toprak ne kadar cömert olursa olsun, göğün gözyaşı düşmedikçe bereketi doğuramaz.

Su ne kadar gür akarsa aksın, toprağın sinesine değmedikçe meyve veremez.

Biri "Ol" der, diğeri "Can" verir.

Şimdi asude bir sessizlikle düşünmek gerek.

Hızır gelir mi?

Belki bir garibin duasıyla, belki rüzgarın serinliğiyle...

İlyas uğrar mı?

Belki bir çiğ tanesinin berraklığında...

Ama asıl düşündürücü olan şu.

Kalbimizdeki o kutsal buluşmaya hâlâ inanıyor muyuz?

Zira bir efsane, hatırlandığı sürece diridir. İnsan unuttuğunda, sadece bir hikaye değil, ruhun kadim mirası da yok olur.

Biz, toprağın suya kardeş olduğunu, bereketin ancak iki zıt kutbun dansıyla geldiğini ve umudun ancak birleşince parladığını unuttuk.

Oysa bazı sırlar ancak iki dünyanın el sıkıştığı o berzahta yankı bulur.

İşte o vakit...

Belki gerçekten geçerler kapımızdan.

Biri yeşil hırkasıyla toprağı uyandırarak,

Diğeri asasıyla suları coşturarak.

Hızır ve İlyas...

Sonsuz döngünün ebedi nöbetçileri.

YAZARIN DİĞER YAZILARI