DATÇA'DA YAĞMUR KONUŞURSA...
Datça'da yağmurun bir kokusu vardır. Ama Burgaz'da yağan yağmurun kokusu başkadır. Daha toprak, daha erken, daha derin. Sanki yüzeye çıkmak için sabırsızlanan bir Arkaik çağ nefesi gibi.
Yağmur yağdığında çoğu insan manzarayı seyreder. Ama Burgaz'da yağmur yağdığında taşlar konuşur.
Genç Datçalı arkeolog Okan bu sesi duyanlardandı. O yağmur altında kazı alanını gezerken rüzgâr karadan değil denizden geliyordu. Bu, Burgaz'ın eski liman düzenine sinmiş uğultudur, çağlar boyunca kaybolmaz.
Cook ve Bean'in 1950'lerde not ettiği o "mütevazı ama inatçı" liman izleri, böyle fırtınalı günlerde daha belirgindir. Sanki su, toprakla anlaşmış gibi gömülü çizgileri yeniden gözümüze sokar.
Okan, kazı alanına girerken ilk şimşek çaktı. Bir anlığına Burgaz'ın Arkaik evlerinin izleri aydınlandı.
Taş temeller.
Kerpiç duvarların gölgeleri.
Ocak çukurlarının karanlık ağızları.
Sonra yağmur hızlandı.
Ve Burgaz, kendine has biçimde açılmaya başladı.
Bu alan, Tekir Burnu'ndaki görkemli Knidos'un aksine, büyük sözlerle değil küçük kanıtlarla konuşur. Heykel yok, sütun yok, anıtsal tapınak yok. Ama "en eski Knidos"un hafızası hep burada.
Ve sorun tam da bu. Burgaz sessiz olduğu için unutulmaya çok müsait.
Okan tam o sırada, yağmurla yerinden oynamış küçük bir mermer parçası gördü.
Eğildi, eline aldı.
Tek bir harf vardı üzerinde: ?.
Bu harf bir ismin başlangıcı olabilir; bir zanaatkârın işareti, bir listenin parçası.
Ne olduğu önemli değil.
Önemli olan şuydu.
Burgaz, bu fırtınada bir kez daha konuşmuştu.
Belki kimse fark etmesin diye sadece bir harf.
Ama arkeolojide bir harf bile kader değiştirir.
Okan orada, yağmur altında, Burgaz'ın ne söylediğini anlamıştı.
"Ben de Knidos'um."
Tekir Burnu'nun ihtişamı gölgesinde kalmış, Afrodit'in güzelliğiyle yarışamayan, limanı sular altında defalarca değişmiş, evleri yüzyıllarca rüzgârla silinmiş olsa da.
Burası Datça'nın başlangıcıdır.
Kökü.
İlk yüzü.
Unutulmaya en yakın olan ama unutulduğu anda bütün hikâyeyi yarım bırakacak olan yer.
Okan mermer parçasını cebine koymadı.
Arkeolog etiği izin vermez.
Ama cebine koysa bile mesele bu değildi.
Mesele şu:
Burgaz bir gece daha hatırlanmayı başarmıştı.
Sabah olduğunda ekip alana geldiğinde Okan kısa ama ağır bir cümle kurdu.
"Bu gece Burgaz bir harf gösterdi.
Belki bir isimdi, belki bir fısıltı. Bu yer hâlâ yaşıyor."
Bu kentin en eski hafızası, en sessiz olan bölümünde kaybolurken biz ne yapıyoruz.
Bir yanda talan edilmek istenen kıyılar.
Bir yanda kaçak yapılara direnmeye çalışan hukuk.
Bir yanda "Burgaz ne kadar eski Knidos'tur?" tartışmaları.
Bir yanda geçmişi korumaya çalışan birkaç bilim insanı, birkaç gönüllü.
Burgaz'ın sesi gür değil.
Ama ısrarcı.
Yağmur yağınca duyulur,
toprak kayınca görünür,
bir harf belirince anlam kazanır.
Yeter ki, görmezden gelinmesin.
Çünkü Burgaz susarsa, Datça'nın hikâyesi eksik kalır.