Kamusal Alanın Sınıfsal Yüzü: Muğla’nın Mahalle Bankları
Bu ay Milas’ta üç farklı mahalle muhtarımızla uzun sohbetler gerçekleştirme fırsatım oldu. Biraz kendi geçmişlerinden, biraz mahallelerinden konuştuk. Muhtarlarımızı dinlerken anlatılanların, İngiltere’de yaşadığım dönemde gözlemlediğim mahalle kültürüyle benzerliği dikkatimi çekti.
İngiltere’de özellikle yağmurun olmadığı günlerde mahalle sakinleri sandalyelerini alıp sokağa çıkar, içeceklerini içerken günlük sohbetlerini ederlerdi. Çoğunlukla cuma akşamları gerçekleşen bu buluşmalar adeta bir ritüel gibiydi. Milas’ta da insanların evlerinden çıkarak; kadınlar, çocuklar ve yaşlılarla birlikte mahallelerinde uzun sohbetler ettiklerini öğrendim. Bu nedenle muhtarlarımız, mahalle banklarının kendi mahalle kültürleri açısından ne kadar önemli olduğunu özellikle vurguladılar.
Aslında talep edilen yalnızca bir bank değil, kamusal alan yaratımı ile doğrudan ilişkili. Çünkü bu bankların etrafında insanlar para vermek zorunda kalmadan sosyalleşebiliyor, sorunlarını konuşabiliyor ve küçük mahalle toplantıları gerçekleştirebiliyor. Banklar böylece sosyalleşmenin merkezlerinden biri haline geliyor.
Akademik çalışmalarda da açık alanlardaki oturma araçları yalnızca fiziksel bir ihtiyacı karşılamadığı özellikle vurgulanıyor. İnsanların bir araya gelmesine, birbirleriyle iletişim kurmasına ve sosyal yaşamın devamına katkı sağlayan unsurlar olarak da değerlendiriliyor. Kamusal açık alanların insanların kendilerini daha büyük bir sosyal sisteme bağlı hissetmelerini sağlaması ve iletişim kurabilecekleri toplanma yerleri oluşturması, bu alanların temel işlevleri arasında yer alıyor (Mumcu & Yılmaz, 2016).
Bu açıdan bakıldığında bir mahalle bankının önemi de değişiyor. Özellikle yalnız yaşayan bireylerin ve yaşlıların toplumdan uzaklaşmamasında, insanların birbirleriyle karşılaşmasında ve mahalleye yönelik aidiyet duygusunun korunmasında banklar önemli bir işleve sahip. Çağdaş kentsel politikalarda yaşam kalitesinin yeni kalkınma planlarının merkezine yerleşmesiyle kamusal alanın kentsel planlamanın temel taşlarından biri haline gelmesi de bununla ilişkilidir (Mexi & Tudora, 2012).
Ne yazık ki Muğla ve ilçelerinde kamusal alan yaratımının yeterli seviyede olduğunu söylemek zor. Para harcamadan zaman geçirebileceğimiz alanlar sınırlı. Sahillerde gerçekleştirilen “Sahiller Halkındır” eylemleri bunun bir göstergesi; uzun kıyı şeridine rağmen, Bodrum’daki mini halk plajları ise tam bir ironi.
Üstelik yüksek enflasyon ve artan sosyal eşitsizlik nedeniyle ürün ve hizmetler düşük ve orta gelir grupları için dahi giderek erişilebilir olmaktan uzaklaşıyor. Artan sınıf farklılıkları, zengin ile yoksul arasındaki uçurum ve orta sınıfın ortadan kalkması düşünüldüğünde, herhangi bir maddi kaynak ayırmadan kentte var olabilmek daha da önemli hale geliyor. Sosyoekonomik ve kültürel farklılıklara rağmen bir arada olma çabasının en küçük örneklerinden bazıları bugün mahallelerde bu bankların etrafında korunuyor.
Bu açıdan belediyeler yeni kamusal alanlar yaratmayı en az yol, su gibi altyapı yatırımları kadar önemli bir noktada ele almalı. Çünkü iyi bir şehir, yaşayanların herhangi bir ekonomik aktiviteye katılmak zorunda kalmadan ortak bir kültürü devam ettirebildikleri alanların varlığıyla da ölçülebilir.
Bu nedenle banklar Muğla’da sıradan bir talep değil; sınıfsal bir meselenin, mahalle aidiyetinin ve bir kültürün devamıdır. İnsanların bir şey tüketmek zorunda kalmadan bir araya gelebildiği, sosyalleşebildiği ve kentte parasız var olabildiği kamusal alanlardır.
Kaynakça
Mexi, A., & Tudora, I. (2012). Livable urban spaces: Public benches and the quality of daily life. Scientific Papers. Series B, Horticulture, 56, 367–376.
Mumcu, S., & Yılmaz, S. (2016). Seating furniture in open spaces and their contribution to the social life. In R. Efe, İ. Cürebal, A. Gad, & B. Tóth (Eds.), Environmental sustainability and landscape management (pp. 169–187). St. Kliment Ohridski University Press.