Bazı şairler sadece şiir yazarlar.
Bazılarıysa doğuştan şiirin kendisidir.
Can Yücel işte o ikinci türdendi.
Kelimeleri ütülemez, cümlelerine asla kravat takmazdı.
Şiiri ağdalı salonlardan çekip çıkarır, yalınayak sokağa indirirdi.
Küfrederdi...
Ama onun küfrü kabalıktan değil, katıksız bir öfkeden beslenirdi. Memlekete kızardı, düzene kızardı; yalana, ikiyüzlülüğe, haksızlığa bilenirdi. En çok da insanın insana ettiğine yanardı...
Sonra birden, o hırçın öfkenin orta yerinden filizlenen küçücük bir sevgi cümlesi çıkarıp sererdi önümüze.
Çünkü Can Yücel’in evreninde hayat tam da böyleydi.
Bir yanında buğulu bir rakı masası, diğer yanında bitmeyen memleket meselesi...
Bir yanında başkaldıran bir kavga, öbür yanında incecik bir aşk...
Bir yanında Ankara, Londra, İstanbul ama yolun nihayetinde illa ki Datça.
Can Yücel, Datça’ya sadece yerleşmedi. Biraz sığındı buraya, biraz da kucaklaştı.
Eski Datça’nın taş evlerinin, alacalı begonvillerinin ve o daracık sokaklarının arasında kendine bambaşka bir memleket kurdu.
Denize baktı, insanlara dokundu, hayatı süzdü. Ve galiba şunu çok iyi biliyordu: İnsan dünyayı baştan sona değiştiremese bile, dünyaya nasıl bakacağını değiştirebilirdi.
Can Yücel’in sesini bugün hala dipdiri tutan da bu hakikattir.
Mükemmel değildi; zaten kusursuz olmak gibi bir derdi de hiç olmadı. Yanlışları vardı, dinmeyen öfkesi, kabına sığmayan taşkınlığı ve çelişkileri vardı.
Yani katıksız bir insandı.
Belki de tam bu yüzden, onun her dizesinde kendimizden bir parça buluyoruz. Çünkü hayat da hiçbir zaman pürüzsüz kafiyelerle akıp gitmiyor.
Bazen seviyorsun, bazen kaybediyorsun.
Bazen direniyorsun, bazen küfrediyorsun...
Sonra yeniden sabah oluyor.
Can Yücel, 12 Ağustos 1999’da ayrıldı aramızdan. Bugün, o büyük vedanın 27’nci yılı.
Fakat Datça’da bazı insanlar gerçekten ölmez.
Bir sokağın kuytu köşesinde kalırlar.
Bir taş evin ahşap penceresinde...
Bir begonvilin koyu gölgesinde...
Bir masada yarım kalmış bir kadehte...
Yahut fısıldanan bir şiirin içinde.
Can Yücel de öyle işte.
27 yıldır bedenen yok; ama Datça’dan, bu topraklardan hiç gitmedi