BEYAĞAÇ-DALYAN PEHLEVAN GÜREŞLERİ ve UÇAN BİSİKLETÇİLER…
Değerli okurlar, haftalar sonunda nihayet KARA DENİZ yazılarını bitirebildik. Aslında daha ayrıntıya girip daha uzun da yazabilirdik ama sizleri sıkmak istemedik. Gazetemiz için ve sizler için yeni konular bulmalıydık. 6 Ekim’de BEYAĞAÇ ilçesinde PEHLEVAN GÜREŞLERİ olduğunu öğrendiğimizde hiç tereddüt etmeden oraya niyetlendik. Ancak bir sıkıntı vardı. Yol durumu: Köyceğiz ’den Beyağaç’ a giden yol nasıldı, niceydi. Biraz sorup soruşturduk ama edindiğimiz bilgiler yeterli olmadı. En iyisi kendimiz gidip görmekti. Ancak aracımız hem ağır hem de altı yere yakındı. Acaba yollarda hala dereler, çukurlar, taşlar, çakıllar var mıydı? En iyisi gidip görmekti. Zaten AĞLA’ ya kadar 10 km asfalttı. Ondan sonra altı km. daha asfalt yapılmıştı. Ya sonrası? En iyisi gidip görmek… Hiç sıkıntı çekmeden yeni asfaltta ve sonrasındaki toprak yolda da hiçbir problem yaşamadan rahatça sırta kadar çıktık. Dikencik Yangın Kulesi’ ne sapan yol kıyılarında araçların durduğunu ve insanların ellerinde poşetler ve sepetlerle ÇINTAR aradığını gördük. Biz de inip biraz araştırdıktan sonra bir kavurmalık çıntar bulabildik. Henüz gün yüzüne çıkmamıştılar, pürçüklerin altındaydılar ve kabartılardan eşip çıkarabiliyorduk. Tekrar aracımıza binerek hiç sorunsuz yol alarak İÇEN ÖLMEZ’ i geçip bir sırtı aştığımızda yol kıyısında bir iş makinesinin takır takır granitleri delmekte olduğunu görünce durup ne olduğunu öğrenmek istedik. Yol kıyısındaki iğreti çadırlarında öğle yemeği için hazırlık yapmakta olan işçilere doğru yönelerek “Kolay gelsin, hayırdır, maden mi?” diye sorduk. Meğer sorduğum kişi ile daha önce de orman işinde fotoğraflarını çekip haber yaptığım kişi; Ağla’ dan NİDAİ adında bir köylüymüş. “Hocam, ben sizi tanıyorum, daha önce de görüşmüştük” dedi. “Burada maden aramıyoruz, alttan geçecek su tüneli için ZEMİN ETÜDÜ yapıyoruz.” Diye de ekledi. Bir yandan da “Buyurun, yemek yiyelim” diye bizi yemeğe davet etti. “Yok canım, sizin şurada kendiniz için hazırladığınız yemeğinize ortak/balta olmayalım, siz yemeğinizi yeyin” dedikse de işin aslını açıkladı. “Hocam, bizim yemeğimiz çok, aşçımız var, 10-15 kişiye her öğün yemek çıkıyor, buyurun, çekinmeyin” diye üsteledi. Ayrıca” Trabzonlu patronumuz, buradan gelen geçen herkesi yedirin, kimseyi aç bırakmayın” dedi. Deyince arabadan hanımı çağırdım ve bir yandan yemeklerimizi yerken bir yandan da şu TÜNEL işini sorduk. Meğer ÇÖVENLİ’ den alınacak suyun 13 km. lik bir TÜNEL ile yer altından MUĞLA yönüne isalesi ile bu su Milas/BODRUM ilçelerine doğru iletilecekmiş. 13 km. lik TÜNEL’ i ilk kez duyuyorduk. Bir yıldan fazladır etüt kazıları sürüyormuş, bu son kuyu imiş. Derinliğini soruyoruz ve aldığımız yanıt karşısında bir kez daha şaşırıyoruz. Şu anda 500 metrede çalışıyorlarmış, tamamı yedi yüz metre inilecekmiş. Nidai’ n yanındaki genç arkadaş da DİYARBAKIR’ lı imiş. “Peki, kuyular bittikten sonra tünele hemen başlanacak mı diye soruyorum. Nidai, “Hocam, bu 50 yıllık bir rüya imiş, Enerji ve Tabi Kaynaklar’ ın Büyük şehir eliyle yürüttüğü bir projedir. “ diyor. Biz yemeklerimizi yer, sohbetimizi yaparken canavar makine takı tukur granitleri delmeye devam ediyor. Makinenin başındaki genç de ara bile vermeden yemeğini makinenin başında yiyor. Gece gündüz ara vermeden çalışıyormuş makine. Yemeğimizi yeyip, gerekli bilgileri edinip fotoğraflarımızı da çektikten sonra oradan ayrılıyoruz. Yol boyunca dere yataklarına köprüler, büzler konulmuş, yol çakılla döşenip merdanelerle sıkıştırılmış ve asfalta hazır hale getirilmiş. SERÇE GEDİĞİ’ ne kadar olan 40 km. yi Köyceğiz, ondan sonraki 20 km. de Beyağaç Belediyeleri eliyle yapılacakmış. Denizli Milletvekili Nihat ZEYBEKÇİ, ilgilenip ödenek ayırtmış. Devam ettiğimiz yol Serçe Gediği’ nden sonra derenin içine iniyor ve karşıda TOPUKLU YAYLASI’ na, sağ tarafta da KARTAL GÖLÜ’ ne doğru devam ediyor. Beyağaç’ a doğru yaklaştıkça henüz alt yapı çalışmalarının bitmediği, yol kıyılarındaki çakıl yığınlarından anlıyoruz. Beyağaç’ a varınca da sağ tarafta ilerleyerek GÜREŞ ALANINA duhul eyliyoruz. Henüz baş altı güreşleri devam ediyor. Stadın dört bir yanındaki tribünler dolmuş, davul-zurna eşliğinde güreşler tüm hızıyla sürüyor. Çevreyi dolanıyoruz, değişik açılardan fotoğraflar derken stadın halk girişinde kara yağız bir delikanlının heykelini ve önünde HÜSEYİN ÇOKAL adını okuyoruz. Demek ki ÇOKAL, bir zamanlar buranın ünlü bir güreşçisiymiş, kim bilir ne zaman yaşadı? Diye fikir yürütürken hoparlörden “Sayın Hüseyin ÇOKAL, lütfen HAKEM HEYETİ’ nin önüne geliniz!” diye bir anons duyunca cahilliğimizden utanıyoruz. Ortamın yoğunluğundan ve biraz da sıcaklardan sıkılınca Hanımla dönmeyi kararlaştırıyoruz. Biz Köyceğiz’ e dönerken Başkanımızın aracı önümüzden geliyor. Demek ki güreşlere gelmenin de bir zamanı var! Diyerek yola devam ediyoruz. Sabah geldiğimiz yollardan rahatça dönüyoruz. Yalnız biraz toz oluyor, o da çok önemli değil.
Bu arada Köyceğiz’ den CUMHURBAŞKANLIĞI BİSİKLET TURU’ nun geçeceğini öğreniyor ve saatinde her yıl gittiğimiz üst geçide çıkıyoruz. Meraklılar, öğrenciler, öğretmenler ve Polis-Jandarma gibi görevlilerle geçidin yanı yöresi epeyce kalabalıklaşmış. Hatta okulun birisinden Bando ekibi getirtilerek ortalık iyice şamataya verilmiş. 15.15 sularında yarışçıların öncüleri, güvenlikçileri, malzemeci araçları sökün ediyorlar. Arkasından ilk grubu oluşturan YEDİ KİŞİLİK GRUP rüzgâr gibi geçiyor. Bir/iki dakika sonra grubun gerisi rengârenk giysiler içinde asfaltı süslüyorlar. Ancak gördüklerimiz hayal mi, gerçek mi anlayamadan gözlerimizin önünden uçup gidiyorlar. Biz de alabildiğimiz kadar görüntüyle çar/naçar evimize dönüyoruz.
Etkinlikler henüz bitmiyor. Bu kez de 13 Ekim’ de DALYAN’ da sezon sonu güreşleri yapılıyor. Gitmezsek olmaz. Artık işi öğrendik, öğle sonu üçten sonra yola çıkıyor ve hemen de DALYAN YAĞLI PEHLEVAN GÜREŞLERİ alanına ulaşıveriyoruz. Hayret, önceki yıllarda ve değişik yerlerde gördüğümüz, “Buraya girmeyin, buradan geçmeyin, burada durmayın, buraya oturmayın!” uyarılarına rastlamıyor ve şaşırıyoruz. Güreşe gelen hemen herkes kendisine uygun bir yer bulup oturmuş, ya da durmuş. Stat dolmuş, tribünler tıka basa… Güreşler tüm hızıyla sürüyor. Davul-zurna ekibi ortalığı şenlendiriyor. Bir ara ekibin önüne uzun boylu, karizmatik bir ihtiyar geliyor ve orkestra idare eden bir şef edasıyla öyle bir yönlendiriyor ki bütün basının ve gören herkesin dikkatlerini üzerinde topluyor. Sonra öğreniyoruz ki bu ihtiyar delikanlı eski güreşçilerden ve ünlü cazgırlardan PELE MEHMET lakabıyla ünlü İZNİKLİ MEHMET USTA imiş. Onu da fotoğrafladıktan sonra BAŞ PEHLİVANLIK güreşlerini beklemeden alandan ve DALYAN’ dan ayrılıyoruz.
NOT: Değerli okurlar, biz geçen yıl açılan Otmanlar Ortaokulu Kütüphanesi için BİR KİTAP KAMPANYASI başlattık. Öncelikle ilimiz dahilinde kitap yazan kişilere ulaştık ve onlardan az/çok katılım için söz aldık. Siz de elinizde kullanılmayan, masal, hikaye, roman, sözlük, dergi gibi yayınlar varsa ve katkıda bulunmak isterseniz. Yardımlarınızı bekliyoruz. Bir ay kadar sonra toplanan bu yayınları okul kütüphanesine TUTANAK karşılığında ARAMAĞAN edeceğiz. GELECEK YAZILARDA BULUŞMAK UMUDUYLA SAĞ VE ESEN KALINIZ.