BÖYLE OLUR AGALARIN DÜGÜNÜ(1)…


GİDEREM VAN’A DOĞRU,

YOLUM İRAN’A DOĞRU.

KES BAŞIM, KANIM AKSIN,

KIYMET BİLENE DOĞRU…

                Değerli okurlar,  Van-Hakkari turumuzda önce Çukurca’ dan başlamıştık.Van’ a dönüyor ve aylardır beklediğimiz ALAN AŞİRETİ’  düğününe geliyoruz.  11 Nisan günü akşamüzeri 17.00 suları araçlara doluşarak düğün salonuna yettik. Renk renk giysiler içinde kadınlar, kızlar, delikanlı ve erkekler, gümbür gümbür müzik eşliğinde kadınlı/erkekli kolkola girip halaylara başladılar… Öyle de bir başladılar ki, bu halaylar gece yarılarına kadar sürüp gitti. Dügün salonunda ne bir damla içki, ne bir nefes sigara, ne de tekli bir oyun yoktu. Varsa yoksa neşe içinde kol kola halaylar sürüp gidiyordu. Dügün salonunda en küçük bir olumsuzluk, bir yaramazlık, bir tartışma, bir niza görülmüyordu, neşe ve uyum içinde halaylar sürüp gidiyordu. Dügün salonu 600 bin liraya tutulmuştu, birinci günkü meşrubat ve çerezler ile ikinci günkü yemek de bu fiyata dahildi. Her zaman ve her yerde olduğu gibi Aynur Hanım, Cep Telefonuyla, ben kameramla saatlerce görüntü peşindeydik. En güzel görüntü ve raksları kameralarımıza kaydettik. Bir ara fazla müzik ve etkinlikten Aynur’ un başı ağrıyınca dışarıya çıkıp biraz hava almak istedik, ancak dışarısı yağmurlu ve soğuktu. Yan taraftaki bir dükkâna girip biraz dinlenmek istedik. Baktık ki burası bir tatlıcı dükkanıdır. İçerideki gence “gerçi şekerimiz de var ama canımız da baklava çekti, şöyle iki dilim baklava alsak!” deyince genç de bize “Ağabey, dükkanı yeni açtık, tabağımız, kaşığımız hiçbir şeyimiz yok, şöyle kağıdın üzerinde versek olur mu?” dedi. Biz de “ Olsun!” deyince genç, bize kağıt üzerinde üç dilim baklava getirdi. Dükkandan ayrılırken gence baklavanın ücretini vermeye kalktığımızda “Ağabey, üç dilim baklavanın ücreti mi olur, ikramımız olsun!” dedi. Hayret ettik ve teşekkür edip çıktık.

                Dügün salonu, allı, pullu, yeşilli, sarılı, kırmızılı, pembeli, morlu renk renk bindallılar, fistanlar ve sarı sarı altınlarla müzeyyen kadınlar, modern giysili delikanlılar, erkekler durmadan dinlenmeden halaylara devam ettiler… Dügün sahipleri akraba-i taallukat hepsi düğün yerindeydi. Kadınlar, erkekler, çocuklar, ortalık pür neşe hep birlikte dügün dernek için hareket halindeydi. Bir ara yine sıkıntıdan yakınınca bizi üst katta bir odaya yönlendirdiler. Meğer Gelin ile Damat da burada imişler. Az sonra da kaynanalar, görümceler, yengeler, yakın kadın akrabalar oraya gelerek kına için hazırlıklara başladılar ve türküler ve müzik eşliğinde gelinin kınasını hazırlayıp kınayı yaktılar. Bu arada biz de görüntüleri kaçırmadık… Gecenin sonuna doğru kız evi için takılar toplanmaya başlandı. Takılan her takıyı elindeki mikrofonla bir görevli yüksek sesle anons ediyordu. Takılar toplanıp sayılıp hesaplandığında bir buçuk milyon liralık takı takıldığı görüldü. Birinci gün gelin ve damat yerel giysiler içindeydi. Damat, bizim Köyceğiz’ de Yüksek okul okuyup Astsubay olan Serhat kardeşimizin ağabeyi idi. Bizi de MUĞLA’ dan gelen misafirimiz diye sık sık anons ediyorlardı. Dügün sahibinin akrabaları dayı, amca, hala, teyze, yenge, gelin, kız, kızan hep birlikte uyum içinde düğün şenliği gece yarılarına kadar sürüp gitti. Dügünden sonra eve gelip de yattığımızda gecenin biri olmuştu. Koskoca dügün salonu öyle görünüyor ki, üç bin kişiyi ağırlamış ve en küçük bir olumsuzluk görülmemişti. Dügün sahipleri, sık sık bizimle ilgilenip bir isteğimiz olup olmadığını soruyorlardı. İçki ve sigaranın dışında kapalı salon da olduğundan bir el silah da sıkılmamıştı. Her şey ve herkes uyum içindeydi.

                Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ da yöresel kıyafetler, günlük yaşamda, özellikle düğün ve bayramlarda büyük ilgi görüyor. Kadınlar, genellikle kiras-fistan adı verilen parlak renkli ve işlemeli kumaşlardan dikilen uzun elbiseler ile kofi adı verilen başlık takıyorlar. Erkeklerde ise yöreye göre şal u şepik (ceket ve şalvar takımı) veya geniş kuşaklı takımlar giyiyorlar. Ülkemizde en bilinen yöresel giysi isimleri; üç etek, bindallı, kaftan, şalvar, cepken, fermane, şal ve şepik ile kiras-fistandır. Baş giysileri ise fes, taç, poşu ve yemenidir. Bu ışıl ışıl renkli, pahalı kadın giysileri, daha çok İran, Irak ve Suriye gibi komşu ülkelerden alınıp getiriliyor. Zaten hemen her şey bu ülkelerden alınıyor ve bizim iç pazarımıza göre çok daha ucuza geliyor. Ferman ve Özlem’ in düğünü kutlu ve mutlu olsun…

BÖYLE OLUR AGALARIN DÜGÜNÜ(2)…

            HU BENİ HURDA BENİ,

            KOYDUN ÇUKURDA BENİ.

            SADIKLIĞIN BU MUYDU?

            YEDİRDİN KURDA BENİ…

                Değerli okurlar, 12 Nisan günü düğünün ikinci günüydü. 10.00 gibi evden ayrılarak düğün salonuna vardık. Dügün, dünkü veçhile katılımcıların kol kola girip sürekli şevk ve uyum içinde halay çektikleri renkli görüntülerle akşamın geç saatlerine kadar sürdü… Bu kez de bizi ALAN AŞİRET AGASI ile tanıştırdılar. Biz, karşımızda saçlı/sakallı, şalvarlı, poşulu yaşlı bir AGA beklerken KARŞIMIZA 60’ lı yaşlarda Beyefendi, Modern giysili bir AGA çıktı. Kendisiyle biraz sohbet edip fotoğraflar çekildik. Meğer AGA, bir ara ÇATAK BELEDİYE BAŞKANLIĞI da yapmış… Dügün, belirlendiği üzere tüm zevk, neşe ve coşku içinde halaylarla akşamlara kadar sürdü. Biz yine fazla yoğunluktan sıkılınca dışarıya çıktık, yine biraz dinlenmek için yandaki dükkâna girdik. Bu kez dükkân sahibi dünkü gence göre biraz daha büyük bir esnaftı, yine bir-iki dilim baklava istedik. Bu kez dükkâna çatal/kaşık/tabak gelmişti. Çıkarken ücret ödemek istediğimizde yine aynı şekilde “siz misafirsiniz, ikramımız olsun” teklifiyle karşılaştık. Dünden beri ev sahibi, dayı ve amcalar sürekli bana “Ortaya, gelin orada oluşturulan heyete siz de katılın!” teklifinde bulunuyorlardı. Ne olduğunu anlamamıştım. Ama fotoğraf çekmek için kalkıp salonu dolaşırken 8-10 kişiden oluşan bir ekibin para toplama işiyle ilgilendiklerini gördüm. Zaten ben oraya varınca kolumdan çekip masa başına oturttular. Meğer bu masa, bağışlanan paraları toplayıp sayma, destekleyip bir araya getirme görevlilerinin oluşturduğu masaymış. Bizi de gözetmen olarak oturtmuşlardı bu masaya. Önce akraba-i taallukat gelip bağışlarını yapıyorlardı, sonra da diğer düğüne gelenler bağışlarını yapıyorlardı. Ayakta duran ve elindeki mikrofonla masaya gelen bağışları, heft milyar… heşt milyar… noh milyar… deh milyar… Diyerek anons ediyordu. Gelen kâğıt paralar, masadaki görevli kişilerce sürekli sayılıp desteklenerek bir kenarda istifleniyordu. Yakınların bağışları bitince diğer katılanların bağışları gelmeye başladı. Onlar da genelde cihar milyar… penc milyar… Olarak sayılıp dökülüyordu. 1.800 bin lira para toplanmıştı damada… Ayrıca sonradan damadın üzerine, yakasına takılan kağıt paralar ise 60,000 tl. İmiş. Takılan altınlar bu paraya dâhil değilmiş… Tüm bu paralar, sarraflardan alınan ve bizim seçimde kullandığımız oy sandıkları büyüklüğünde adına FANUS dedikleri bir sandığa konuluyormuş. Aganın Gelin ve Damada 20.000 dolar takı yaptığını söylediler… Bütün bu takılar masadaki görevliler tarafından tek tek sayılıp paketler halinde toplanıp bir araya getiriliyordu. Bunları da gözlemleyip fotoğrafladık. Peki, tüm bu olumlu durumların dışında olumsuz bir durum görmedin mi? Diye soracak olursanız, gördüm. Mademki, her şeyi yazdık bu durumu da yazalım. Hiçbir yerde hiçbir zaman uygun görmediğim ve ömrüm boyunca hiçbir zaman kullanmadığım zararlı maddenin masa başındaki bazı görevliler tarafından tüttürüldüğünü görünce yavaşça kalkıp masadan uzaklaştım. Dügünden sonra akşam eve gelip de bir odada akraba-i taallukat toplanıp bir araya gelince sohbet ve söyleşiler epeyce sürdü.

                DOĞU Bölgemizde (Kürtlerde)Düğün Gelenekleri, kız isteme ve söz kesme ile başlayıp günlerce süren davullu zurnalı eğlenceler, zengin çeyiz hazırlıkları, renkli kına geceleri ve gelinin beline bağlanan kırmızı kuşak gibi ritüellerle icra edilen köklü ve coşkulu kültürel merasimlerdir.

Kürt kültüründe evlilik hazırlıkları ve masrafları ve paylaşımı yöresel geleneklere göre esneklik gösterse de genel olarak gelin çeyizi (Mutfak ve ev tekstili), oturma odası grubu ve damadın düğün takımı kız tarafının sorumluluğundadır. Beyaz eşya ve yatak odası takımı ise genellikle erkek tarafınca karşılanır. Kürt ile Türk Evlenebilir mi? Gibi bir soru karşımıza çıkıyor. Kürt ve Türk kökenli bireylerin evlenmelerinin önüne hiçbir hukuki veya idari engel bulunmamaktadır. Türkiye’ de ve dünyanın çeşitli yerlerinde bu iki kültürden insanların kurduğu sayısız mutlu evlilik ve aileler vardır.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI